Kaybet-kaybet dünyasında kimse kazanamaz


Küresel pazarlar için sınırlar kalkıyor: Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı İTÜ ARI Teknokent farklı aşamalardaki teknoloji tabanlı girişim ve Ar-Ge şirketlerine katkı sunacak birçok program ve platform yürütüyor. Öne çıkan çalışmaları arasından Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı , Birleşik Krallık pazarına giriş için sınırları kaldırıyor. Nedir? Teknoloji firmalarının yereldeki başarısını küresel pazarlarda da sürdürmesini sağlamak amacıyla İTÜ ARI Teknokent tarafından yürütülen Innogate , sınırları aşmak isteyen yerli teknoloji firmalarına 10 yıldır destek sağlıyor. 15 edisyonunda ABD pazarına yönelik tasarlanan program, bu yıl, 3’üncü kez Birleşik Krallık pazarına yönelik gerçekleştirilecek. Nisan ayında başlaması planlanan programın 18’inci dönem başvuruları devam ediyor . Nasıl? Program, teknoloji firmalarına rehberlik ederek; yeni pazarlara uygun iş modeli geliştirme metotları, küresel pazarlama/satış teknikleri, uluslararası bağlantılara erişim gibi destekleri 360 derece bir hizmetle sunuyor. Neden önemli? 18’inci dönemine hazırlanan Innogate programından bugüne kadar 229 yerli firma faydalanarak küresel pazarlardaki ölçeklerini dört kat artırdı, ABD’de ise 15 kat ihracat artışı sağladı. Küresele açılmak ve ölçeğini büyütmek isteyen tüm yerli teknoloji şirketleri, Innogate Uluslararası Hızlandırma Programı hakkında detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak için www.innogate.org adresini ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Tobias Bunde ve Sophie Eisentraut
Eğer uluslararası toplum daha barışçıl ve adil bir küresel düzen yolunda ilerliyorsa bu Soğuk Savaş sonrasının ilk yıllarında olmuştur. O dönemde küresel yönetişim kusurlardan arınmış olmasa da büyük güçlerin savaş riski düşük görünüyordu ve yoksulluk azalıyordu. Dahası, kalkınmayı teşvik etmeye ve çevreyi korumaya adanmış zirvelerin ilk sonuçları, insanlığın en acil sorunlarına dair çığır açacak çözümler bulunacağına dair umutları arttırmıştı.
Ancak jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizlik, o dönemin iyimserliğini ve hırsını çoktan gölgede bıraktı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres'in ifadesiyle, uluslararası toplum acil sorunları ele almak için birlikte çalışmak yerine, "devasa bir küresel işlevsizlik içinde kilitlenmiş durumda."
Daha da kötüsü, pek çok devlet artık liberal dünya düzeninin geniş çaplı faydalarını umursamıyor gibi görünüyor; onlar daha çok pastadaki dilimleriyle ilgileniyorlar. Transatlantik topluluğunun kilit aktörleri, güçlü otokrasiler ve sözde Küresel Güney, küresel işbirliğinden elde edilen kazanımların eşitsiz dağılımı olarak algıladıkları durumdan memnuniyetsizlik duymaya başladılar.
Pek çok Batı ülkesinde nüfusun büyük bölümü, genel bir durgunluk ve gerileme eğilimi olarak gördükleri bu durum nedeniyle pastadan aldıkları payın küçüldüğüne inanıyor. Münih Güvenlik Endeksi'nin yeni verileri, bugün G7'de çok az kişinin ülkelerinin bundan on yıl sonra daha güvenli ve daha zengin olacağına inandığını gösteriyor. Dahası, pek çok kişi Çin'in yanı sıra Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika'nın bu süre zarfında çok daha güçlü hâle gelmesini bekliyor.
Batı'daki popülist politikacılar, gerileme korkusunu istismar etmekte ustalar, ancak önerdikleri milliyetçi politikalar söz konusu süreci hızlandırabilir. Popülist olmayan liderler bile artan karşılıklı bağımlılığın olumsuz yanları ortaya çıktıkça küreselleşmeye karşı temkinli davranmaya başlıyorlar.
Çin, tartışmasız liberal ekonomik düzenden en çok faydalanan ülke oldu. Küresel pastanın büyümesine yardımcı olan Çinli liderler artık ülkelerinin daha büyük bir dilimi hak ettiğine, ABD'nin aslında Çin'in yükselişini durdurmaya ve küresel sahnede hak ettiği rolü üstlenmesini engellemeye çalışan revizyonist bir güç olduğuna inanıyor.
Azalan nüfus, emlak krizi ve yüksek kamu borcu gibi çeşitli iç sorunlarla karşı karşıya olan Çin, önümüzdeki yıllarda muhtemelen göreceli kazanımlara daha da fazla odaklanacaktır. Çinli liderler "kazan-kazan" işbirliğinden bahsetmeye devam ederken, diğerleri bunun artık Çin'in iki kez kazanması anlamına geldiğine dair şakalar yapıyor. Açıkçası Çin'in son yıllardaki politikaları, bazılarının Çin'in uzun vadeli hedeflerine daha şüpheci yaklaşmasına ve hatta bazılarının ülkeyle ilişkilerini "risklerden arındırmasına" neden oluyor.
Diğerleri ise pastadan aldıkları payın küçülmesinden endişe duymuyorlar, çünkü bu payın zaten az olduğuna inanıyorlar. Yoksulluk içinde yaşayan ya da uzun süreli çatışmalardan muzdarip insanlar için, soyut kurallara dayalı düzeni, savunma ve beraberinde gelen maliyetleri üstlenme çağrıları kulağa duyarsızca ve Batı hakimiyetini pekiştirme amaçlı geliyor.
Birçok Küresel Güney ülkesi, artan jeopolitik parçalanmadan en çok kendilerinin zarar göreceğini iyi biliyor. Bu nedenle taraf tutmaktan kaçınmaya çalışıyor ve bunun yerine kendi çıkarlarını gözetmelerine olanak tanıyacak çoklu uyum çağrısında bulunuyorlar. Ancak bu ülkelerden bazılarının desteklediği ikili anlaşmalara ve kısa vadeli kazanımlara odaklanan işlemsel diplomasi, yalnızca kurallara dayalı bir sistemin sağlayabileceği uzun vadeli beklentileri baltalayabilir.
Devletler başarısını diğerlerinin payına göre tanımladıkça, sıfır toplamlı bir kısırdöngü başlayabilir, bu da ortak refahı baltalayabilir ve jeopolitik gerilimleri şiddetlendirebilir. Bu kaybet-kaybet senaryosu hâlihazırda birçok politika alanında ortaya çıkmakta ve pek çok bölgeyi içine almakta. Küresel işbirliğinin herkese nasıl fayda sağlayabileceğinin belki de en iyi örneği olan iklim politikası bile, hangi ülkenin diğerinin zararı karşısında nasıl kazanç sağlayabileceğine dair endişelerin kurbanı olma riski taşıyor.
Bu politika tercihlerinden bazıları için geçerli nedenler de var: Ekonomik ilişkilerin "riskten arındırılması" daha rekabetçi bir ortama verilen rasyonel bir yanıt ve kırılganlıkların azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak dünya ekonomisinin birbiriyle rekabet eden jeopolitik bloklar hâlinde giderek parçalanması, özellikle düşük gelirli ülkelerde büyümeyi rayından çıkarabilir. Azalan ekonomik büyüme ise sıfır toplamlı bir zihniyeti besleyerek kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratır.
Jeopolitik belirsizlik karşısında bir ülkenin pastadaki payını korumak istemesi anlaşılabilir bir durum. Ancak uluslararası toplum, politika tartışmalarında eşit olmayan sonuçlara dair korkuların hâkim olmasını engellemeli. Her şeyden önce, bireysel payları koruma çabaları, pastayı büyütme girişimleriyle dengelenmeli. Bunun için karşılıklı fayda sağlayan işbirliğine dayalı yeni ortaklıklar kurulması ve kazanımların geniş bir şekilde paylaşılmasını sağlamak üzere kurallara dayalı uluslararası düzende reform yapılması gerekir. Bu çabaların başarısız olması durumunda ise her dilim küçülecek ve ülkeler kimin daha az kaybedeceği konusunda rekabete gireceklerdir.
Bu yorum Münih Güvenlik Raporu 2024'ün giriş makalesine dayanmaktadır.
Berlin'deki Hertie School'da kıdemli araştırmacı olan Tobias Bunde, Münih Güvenlik Konferansı'nda Araştırma ve Politika Direktörü olarak görev yapmaktadır. Sophie Eisentraut Münih Güvenlik Konferansı Araştırma ve Yayınlar Başkanı'dır.
Kaynak: No One Wins in a Lose-Lose World
© Project Syndicate 1995-2024
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hem dün hem de bir önceki gün gündem oldukça sakindi, fakat iki gündür süren sessizlik, bugün Ocak ayı dış ticaret verileriyle son bulacak.
28 Şub 2024

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalardaki iştah ve enerji, yoğun sermaye harcaması, bol sermaye ve rekabetçi büyüme arzusuyla öne çıkan Reagan dönemi 1980'ler, 1998-99 ve 2004-06 yıllarını andırıyor.

Ortaya çıkan tablo, daha az konuşan ancak şeffaflıktan ödün vermeyen, iletişimini daha sade metinlerle kuran, piyasaya daha az yönlendirme yapan fakat hedefleri konusunda daha kararlı ve kurumsal açıdan daha disiplinli bir merkez bankası modeline işaret ediyor.

Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.



