Kemal'in Füsun sandığı gölgeler, hayaletler

Bir saplantının Masumiyet Müzesi
Kemal'in Füsun sandığı gölgeler, hayaletler

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu." Böyle not etmişti 26 Mayıs 1975 Pazartesi günü saat üçe çeyrek kala yaşananları Kemal Basmacı. 2008 yılında okurla buluşan Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk'un üzerinde en çok konuşulan ve belki de sinemaya en çok uyarlanması istenilen romanlarından biri oldu. Geçtiğimiz günlerde Veba Geceleri ile uzun sayılabilecek bir aranın ardından yeniden okurla buluşan Orhan Pamuk'un ihtimallerle dolu Masumiyet Müzesi'ne ve o ihtimaller deryasına doğru bir "ya öyle olsaydı..." yolculuğuna çıkalım.

masumiyet müzesiİllüstrasyon: Ece Tugay

Bir saplantının müzesi


İstanbul'un en güzel semtlerinden biri olan Nişantaşı'nda ticaretle uğraşan varlıklı bir ailenin oğlu olan evlilik arifesindeki Kemal Basmacı, sevgilisiyle çıktığı bir alışverişte Füsun ile karşılaştı ve ömrünün birkaç 10 yılına etki edecek hikâye böylece başladı. Tesadüflerle başlayan bu hikâye, sonrası dram ve acılarla örülecekti. Kemal Basmacı’nın Nişantaşı’daki ünlü Şanzelize Butik’te geçici bir süreliğine çalışan Füsün’a rastlamasıyla başlayan öykü, bugün İstanbul’un en ilginç müzelerinden birinin doğmasına vesile oldu. Çukurcuma’daki Dalgıç Sokak'ta bulunan Masumiyet Müzesi’ni Füsun ile birlikte olduktan sonra ona duymaya başladığı o büyük ve saplantılı aşka borçluyuz.

“Füsun sandığım gölgeler, hayaletler” diye anlatıyordu Kemal Basmacı, o büyük aşkına duyduğu o takıntılı bağlılığını. Ömrünün bir bölümünü Füsun’a ulaşmaya adayan Kemal, kendisiyle arasında bir hayli yaş farklı olan uzaktan akrabası Füsun’u bulmak için yolunu olmadık semtlere, bilinmedik rotalara bile düşürdü. Öyle ki ömrünün bir bölümünü Fatih’te normalde pek de iyi gözle bakmayacağı bir otel geçirdi. Her gün Fatih sokaklarında Füsun’dan bir iz aradı. Tüm bu takıntılı sürecin içine sürüklenmeden önce de evlenmek üzere olduğu, yine kendisiyle aynı sosyoekonomik sınıftan Sibel ile ilişkisini sonlandırdı. Bu hem ailesi hem de yakın çevresi için alışılmışın dışında bir durumdu.

masumiyet müzesiİllüstrasyon: Ece Tugay

Füsun’u, onunla seviştiği anları unutmak için günlerini heba ettiği kaba oyalanmalar ve ardından bir dedektif gibi iz sürmece, okurda Kemal Basmacı’ya karşı bir acıma hissi oluşturacak raddeye ulaştı. Ancak Kemal, ne yapıp ne edip tutkuyla ve daha çok saplantıyla âşık olduğu Füsun'una romanın sonlarına doğru kavuştu. Üstelik bu kavuşma bir evlilik hedefiyle de taçlandı. Çift, o yıllarda İstanbullu zenginler arasında âdet olduğu üzere çeyiz alışveriş için Avrupa’ya doğru çıktıkları yolculukla farklı bir boyut kazandı.

Kemal'in kaderini belirleyen kaza

Tarihte çokça sorulmasına rağmen aslında pek de bir anlamı olmayan “ya şöyle olsaydı?” sorusunu Kemal ile Füsun için soralım. Her iki tarafın birbirine âşık olduğunu düşündüğümüz bu çiftin, Edirne yolunda Avrupa’ya doğru giderken verdikleri mola sırasında Füsun’un birden arabayı sürmeye başlaması ve acı bir kaza geçirip ölmemesi durumda gelecekleri nasıl şekillenirdi? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama belki Füsun ve Albert Camus’nün ölümü benzer bir olaydı.

Füsun, kendisini mi Kemal’i mi yoksa her ikisini mi cezalandırmak için böylesi bir şeye kalkıştı, romanı okuyan herkesin kendince cevap verebileceği bir konu. Ancak Füsun ve Kemal’in bir çeyiz alışverişi için çıktıkları Avrupa yolculuğu bu şekilde bitmese bir Masumiyet Müzesi olmayacaktı. Biriktirilen 4 bin izmarit, sayısız biblo ve Füsun’un dokunduğu eşyalar da olmayacaktı. Peki tüm bunlara değmiş miydi?

Bu sorunun cevabı Kemal Basmacı’nın son sözlerinde saklı;

“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Bir roman, bir müze; bir fotoğrafçı, bir şehir

Hayal ve gerçek arasında: Kemal'in Füsun sandığı gölgeler, bir fotoğraf casusu; Vivian Maier'in şehri

09 Nis 2021

İllüstrasyon: Gülşah Pelin Arı

YAZARLAR

İhsan Dindar

Kitap yazarı @ Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?

33. Adana Altın Koza Film Festivali’ni, ulusal yarışmanın hayal kırıklıkları, Dünya Sineması’nın güçlü filmleri ve sinemanın sınırlarını sorgulatan tartışmalarıyla ele aldık.

Emre Eminoğlu

·

05 Eki 2026

Altın Koza'nın ardından: Adana'da neler izledik?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine

Çocuk yaşta başladığı dans eğitiminin ardından İtalya’da profesyonel bir dansçı olarak tanınan Gabriele Esposito, zamanla odağını performansın ötesine taşıyarak bedenin bir görüntüyü nasıl şekillendirdiğine yöneldi. Esposito ile bedenin görsel anlatıdaki rolünü, moda ve koreografi arasındaki ilişkiyi ve hareketin yeni teknolojilerle değişen sınırlarını konuştuk.

Bartu Bıçak

·

05 Eki 2026

Gabriele Esposito ile bedenin görsel hafızası üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?

Spotify verileri arabesk müzik dinlenmelerinin 2020’den bu yana yüzde 435 arttığını gösteriyor. Üstelik bu yükselişin merkezinde gençler var ancak yeni kuşağın bir kısmı, dinlediği müziğin arabesk olduğunun farkında bile değil. Türler arasındaki sınırların silindiği, yalnızlık ve gelecek kaygısının arttığı bir dönemde ana akım Türkçe müzik giderek daha karamsar bir tona bürünüyor.

Eda Solmaz

·

05 Eki 2026

Arabesk yeniden: Gençlerin çalma listelerinde neden kara bulutlar geziniyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak

“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Elif Bayram

·

02 Eki 2026

'Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar': Bir aile arşivinden dünyaya bakmak
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eki 2026

Ela Lee'den 'Ceyda': Kırılınca görünür olanlar