BİR İNSANIN HİKÂYESİNİ ANLATMAK

Cinsiyet belası geri döndü: "kadın bakışı" teriminin kapsayıcılığı, Müze Gazhane deneyimleri ve jenerasyonlar arası kadınlık karşılaşmaları üzerine.
BİR İNSANIN HİKÂYESİNİ ANLATMAK

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Rena Effendi, Müze Gazhane'de sergilenen Female Gaze/Kadın Bakışı sergisi süredururken 28-31 Ekim tarihleri arasında bir de fotoğraf atölyesi düzenliyor. Bu proje kapsamında etkinlikler öncesi internetin nimetleri kullanılarak bir açık çağrı çıkılıyor — seçilen kadın ve LGBTİ+ 15 kişi, dört gün boyunca fotoğrafçıyla birlikte bir insanın hikâyesini anlatmaya odaklanıyor. Atölyenin ikinci gününde orada bulunma şansı yakalıyorum. 

"Bu seçkiye neden kadın bakışı denmiş?" soruları arasında sergiyi gezdikten sonra ikinci günün ilk kahve arasına yetişiyoruz. Merhaba, Rena. Müze Gazhane'den, buranın 2002 sonrası Türkiyesi için politik öneminden ve kızından bahsediyoruz. Orada olduğumuz süre boyunca katılımcılara istedikleri soruları sormalarına izin veriyor; sektörde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yansımalarına dair istatistikleri paylaşıyor; fotoğrafçı olmaya karar verdiği andan itibaren karşısına çıkan durumlara odaklanıyor. Dilinden ve deneyimlerini paylaşışından etkileniyorum.

Rena'nın düzenli gelirin güvenli topraklarını umursamadan "hobi"sinin peşine düşerek kendine bir meslek yaratmakla başlayan ve dünyanın çeşitli yerlerinde geçen, National Geographic'te birlikte çalıştığı editörüne "Ben burada değil, şurada çalışmak istiyorum; oraya gitmem mümkün mü?" diyerek daha önce ziyaret etmediği Yugoslavya'da saatlerce yolculuk etmesini sağlayan anekdotlarını ilgiyle dinlememek mümkün değil. 

Bir İnsan Hikâyesi Anlatmak: Rena Effendi'yle Fotoğraf Atölyesi'nden


Derken konu kadın bakışı meselesine geliyor ve daha önce eşini öldürdüğü için hapisten çıkmış bir adamın fotoğrafını ön yargısızca çektiğinden bahsediyor; esprilerine güldüğü anlar olabildiğini aktarıyor.

Yalan söylemeyeceğim, afallıyorum. "Kadın bakışı, bana eril gerçeklikten uzak bir bakış yakalamayı anlatmıyor mu?" diye sorguluyorum kendi kendime. Kadın cinayetleriyle sarılmış gerçekliğim ortasında beynim bu durumu algılayamıyor. Belli ki patriyarka beynimin tamamına nüfuz etmiş. Mimiklerimi tutmam mümkün olmuyor, bunu soracağımdan emin, hızlıca not alıyorum. Belki de belgesel fotoğrafçılığı müessesini çok anlayamıyorum — neyse ki ikinci kahve arası öğle yemeği zamanına denk geliyor ve Rena'yla röportaj yapmak üzere hep birlikte yürümeye başlıyoruz.

Merak ettiklerimiz olduğunu, sergiye neden kadın bakışı denmesini tercih edildiğine anlam veremediğimizden bahsediyoruz. Bizi yorum yapmadan dinliyor ve aynı atölyede olduğu gibi sakince anlatmaya başlıyor: "Ben bu işe başladığımda 'kadın bakışı' diye bir şeyden bahsedilmiyordu bile. Uzun süre işlerimi görenler beni yaşlı bir adam sandı."

Kınalık Köyü, Azerbaycan (2006)


Jenerasyonlar arası farkın yüzüme çarpmasına izin vermek durumunda kalıyorum. Onu dinlemek beni özgürleştiriyor, o da sorulara kızından bahsederek kesişimselliğe verdiği değeri vurguluyor: “Kızım liseye başladı. Ona sorduğum ilk sorulardan biri sınıfta kaç kız kaç erkek olduklarıydı.” Gülerek ekliyor, “İnsanın aklına geliyor işte.” Sonra hikâyenin vardığı yer, sohbetin geri kalanına yayılacak bir kesişimsellik dalgası başlatıyor: “Cevabı ‘Bilmiyorum,’ oldu, daha beyanlarını sormamış.”

Yüzündeki tebessümü ve kızının cevabıyla duyduğu gururu fark ettikten sonra sorularımdan şüphe etmeyi bırakıyorum — kaygılarımın yerini merak ve Rena’yı anlama isteğine dönüşüyor. Böylece tekrar “Female Gaze/Kadın Bakışı” ismine şüphelerimize dönüyoruz. Sorularımıza ve kaygılarımıza alan tanıyor; güç ilişkileri jenerasyonlar arası tekrardan üretilmiyor ve bize bu tercihi neden sorgulamadığını, kendi deneyimlerine göre alıştığı erkek egemen fotoğrafçılık sektörünü eleştirişine odaklandığını ifade ediyor: “Tabii ki siz bunu sorgulamaya devam edin. Olması gereken bu.”

Eşit temsil meselesi

Fail eş konusuna dönmeden edemiyorum. Foto muhabirlik meselesini Rena’nın gözlerinden daha iyi anlamaya ihtiyacım var. Konu şimdiki eşiyle mutlu mesut yaşayan, “cezasını çekmiş” adama geri dönüyor. “Ben bir foto muhabirim,” diyerek giriyor konuya. “Bakışıma kendi yargımı yansıtamam. Onu çekmeyi ben tercih etmeyebilirdim,” diyor. Peki temsil meselesi ve faile görünürlük sağlama durumu? Woody Allen gibileri ne yapacağız: failler, işlerinden bağımsız ele alınabilir mi? Rena, aradaki farkı şöyle vurgulamayı tercih ediyor: “İkisi farklı. Bir yerde herhangi bir yargı eklemeden, durumu olduğu gibi yansıtma gayesi var. Allen gibi isimler toplumda kutlanmaya devam ediyorlar. Burada olması gerekenden az bir ceza aldığına emin olsam da cezaevinden çıkmış bir adam var. Onu kameramla yüceltmiyorum veya hikâyesini önceliklendirmiyorum.

Belgesel fotoğrafçılığını anlamak ve sorudaki haklı kaygıya verilen destek beni rahatlatıyor. Genişlediğimi hissediyorum. İnsan kendi örneklerine mahkûm, ben edebiyatçıyım ve gördüğüm her şeyi okumayı öğrendim — düzenli olarak anlıyorum ki temsil meselesi, problemli bir karakteri yazmamakla ilgili değil. Irkçı, cinsiyetçi, nefret suçlarıyla bezenmiş binbir türlü karakter olacak. Kesişimsellik, kapsayıcılık ve öz eleştiri, sanıyorum kurgunun veya dilin bu beyanları meşrulaştırmamasıyla ilgili.

Derya, Rena ve Alara


Onu atölyeye geri uğurlamadan Rena’ya kadın bakışı yerine ne demeyi tercih edeceğini soruyoruz. Cevabı Görülmeyen bakış demeyi seçerdim,” oluyor — kafamda binbir soruyla başladığım görüşmeyi Rena’ya ve kızına hayran, ilham dolmuş, kapsayıcılığa güvenimin artışıyla terk etmeye hazırlanıyorum. Ona teşekkür ediyorum, “yetişkin tahakkümü”yle bana yaklaşmadığı, sorularıma alan tanıdığı ve güç ilişkilerini yeniden üretmediği için. 

İşte öyle bir gerçeklikte yaşıyoruz, insan yüzen balık gördü mü ponponlarını çıkarıp sallamak istiyor. Rena’nın kamerası, jenerasyonlar arası birbirlerini geliştiren farklar ve bir zamanlar görülmeyen, belki de bazen hâlâ elde olunsa görülmemeyi tercih edilecek bakış iyi ki var.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

👁 ANGST 09.5: KADIN BAKIŞI

Kadın bakışı ne demek? 212 Photography Istanbul'un üç kadın fotoğrafçıyı tanıştırdığı "Kadın Bakışı" sergisini gezdin mi?

06 Kas 2021

ANGST 09.5: KADIN BAKIŞI

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Bugünün konforu, yarının ızdırabı: Beş dakikada çözülebilecek konuları konuşmayı neden erteliyoruz?

Bazen birini o an biraz tedirgin etmek ya da yüzleşmekten çekindiği bir gerçeği sakince paylaşmak, uzun vadede hem ona hem de ilişkiye sunulabilecek en içten ve yapıcı katkı oluyor. Belki de esas mesele, ne patavatsızca her şeyi ortaya dökmek ne de çekinip sessizliğe gömülmek… Nezaket görüntüsü altında kendi rahatımızı mı, yoksa karşı tarafın ve ilişkinin gerçek gelişimini mi düşündüğümüzü kendimize dürüstçe itiraf edebilmemiz gerekiyor.

Cem Arıdağ

·

06 Eyl 2026

Bugünün konforu, yarının ızdırabı: Beş dakikada çözülebilecek konuları konuşmayı neden erteliyoruz?
AngstAngst

HİKAYE

Ölümcül körlük: Kadınlar neden daha geç ve yanlış teşhis alıyor?

Tıp, uzun yıllar erkek bedenini temel alarak araştırdı, hastalıkları tanımladı ve teşhis kriterleri geliştirdi. Bunun sonucun ise kadınların özellikle bazı hastalıklarda daha geç veya yanlış teşhis alması, tedaviye erişimde eşitsizlik ve yalnızca kadınları etkileyen sağlık sorunlarının yeterince araştırılmaması oldu. "Ölümcül Körlük" dizisinin ilk yazısı, tıbbın cinsiyet körlüğünün nasıl oluştuğunu ve bunun kadın sağlığı üzerindeki sonuçlarını inceliyor.

Ayça Örer

·

06 Eyl 2026

Ölümcül körlük: Kadınlar neden daha geç ve yanlış teşhis alıyor?
AngstAngst

HİKAYE

Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.

Pelin Cengiz

·

04 Eyl 2026

Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?
AngstAngst

HİKAYE

Kısa video, haramileri ve Subway Takes: Algoritmanın yanında editöre yer var mı?

Kareem Rahma’nın metroda karşısına aldığı konuklardan bir iddia ortaya atmalarını istediği ve ardından bu fikri birkaç dakikalık bir tartışmaya dönüştürdüğü Subway Takes formatı, kısa videonun da güçlü bir editoryal dünyaya sahip olabileceğini gösteren nadir örneklerden. Kısa videoyu platformun değil, editoryal aklın merceğinden görmenin zamanı gelmiş olabilir mi?

Elif Bayram

·

03 Eyl 2026

Kısa video, haramileri ve Subway Takes: Algoritmanın yanında editöre yer var mı?
AngstAngst

HİKAYE

Barajlar yıkılıyor: Avrupa’da 25 bin kilometrelik nehir birleştirme seferberliği

Doğal yapıyı parçalayan ve bozan Avrupa nehirleri üzerindeki 1,2 milyondan fazla baraj, bent ve menfez kaldırılıyor. Bariyerlerin kaldırılmasıyla yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, AB’nin “2030’a kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor. Şu ana kadar 603 bariyer kaldırılırken Tuna ve Ren gibi büyük nehirlerdeki su seviyelerinin azalması Avrupa ekonomilerini zorluyor.

Pelin Cengiz

·

01 Eyl 2026

Barajlar yıkılıyor: Avrupa’da 25 bin kilometrelik nehir birleştirme seferberliği