

Sanat dünyası ve teknolojinin buluşma noktası: monoco.io Günümüzün yeni kazanımlarıyla sanatı buluşturmak üzere ortaya çıkan monoco.io ; sanatçılar, sanatçıları temsil eden galeriler ve koleksiyonlar arasında köprü olmayı hedefliyor. Nedir? Merkezinde çağdaş sanat olan monoco.io , yeni dünyanın teknolojisi olan blok zinciri içinde değiştirilemez akıllı kontratlarla hem bilgisayar tabanlı dijital eserlerin hem de fiziksel sanat eserlerinin özgünlük sertifikalarını güvence altına alıyor. Sanat eserini daha izlenebilir hâle getiren platform, eserin bir daha el değiştirmesi durumunda sanatçının telif hakkını saklı tutarak satış işleminden pay almasını sağlıyor. Dahası: monoco.io, listelenecek eserlerin sadece satın alınması hâlinde blok zincirine dâhil edilmesinden dolayı, eserin hatayla üretilmesi durumunda satışa çıkmadan önce sanatçısının imtiyazında yok edilip yeniden üretilebilmesini sağlıyor. En son teknolojilerle sürekli güncellenen bir altyapıyla çalışan bir web sitesine sahip olan platform, gelişmiş güvenlik araçlarıyla eserin dijital ortamdaki varlığını garanti altına alırken tamamen sanat odaklı akıllı kontratlarla farklı bir alan açıyor. Teknolojiyi kullanarak sanatçıları, koleksiyonerleri ve sanatseverleri bir araya getiren yeni nesil platform monoco.io ’yu daha yakından tanımak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Kimdir?
Lakabın: Adım Kornelia, arkadaşlarım bana Kora der. Bazen Ladies on Records’um, bir başka zaman Eat Music with Culture.
Yakında şunu dinledim: Hania Rani – Live from studio S2.
Yakında şurada dans ettim: Romanya’nın güneyinde küçük bir balıkçı köyü olan Gura Portitei’de, Bükreş’ten VRT ekibinin düzenlediği bir bir festivalde.
İstanbul’da nerede yaşıyorsun? Burgazada.
Kalbinde nereli hissediyorsun? Aidiyetim daha çok sevgili halkıma ve doğaya. Bu, ülkemin dışında da evimde hissetmemi sağlıyor.

Kornelia bir elinde Neşe Alkan plağıyla
1. Her şeyin başında, Türkiye’den ve Orta Doğu’dan kadınların müziğini keşfetmek için İstanbul’a taşınmıştın, Ladies on Records da bu araştırma yolculuğunun somutlaşmış hâli. Bu projelerin en günceli Gurbette Hasret adlı karışık kaset. Gurbette Hasret, Almanya’ya göç eden Türkiyeli kadınların gizli saklı hikâyelerini zarifçe ve kolektif bir şekilde bir araya getirilmiş gurbet şarkılarıyla keşfediyor. İstanbul’da yaşıyor olman Almanya’nın Türkiyeli göçmenlerine yaklaşımını nasıl etkiliyor?
Gurbette Hasret, Ladies on Records’un en güncel işi. Proje, 60’lı yıllarda başlayan Almanya’ya göçün ortak hafızasına kadınların yaptığı katkılara dikkat çekmek için yaratıldı. Almanya’ya göç bağlamı insanların hatıralarında olduğu kadar müziklerinde de yaşamaya devam ediyordu ki ben müzik kısmıyla çok ilgiliyim. Hemen hemen 10 yıldır Türkiye’den kayıtlar topluyordum ve Almanya’ya “hicret”, bu araştırma sürecinde varlığını her zaman hissettiren bir konuydu.
Keşiflerimde çoğunlukla kadınların aktivitelerine, önemli kişisel ve sosyal meseleleri ifade ediş biçimlerine odaklanıyorum. 2021, Türkiye-Almanya göç anlaşmasının 60. yıl dönümüydü ve Goethe Enstitüsü beni Almanya’ya göçün yıldönümü üzerine bir proje geliştirmeye davet etti. Bu projenin hikâye anlatıcılarının kadınlar olması konusunda hiçbir şüphem yoktu. Gurbette Hasret, kadınların Almanya’ya göç hatıralarını keşfeden küratöryel bir proje. Türkiye’den kadınlarca yaratılan, sergilenen ve dinlenilen müzik; derin ve kişisel olduğu kadar da müşterek olan bir hatırlayışı deşifre etmenin anahtarıydı.
İstanbul’da yaşamam, Almanya göçmeni insanlara ve hikâyelerine yakın olmamı sağlıyor. Çoğunlukla Almanya’ya olmak üzere, tanıdığım herkesin Avrupa’ya göç etmiş aile üyeleri var, onların tanıklıkları da göç fenomenini anlamam için çok kritikti. Türkiye’den dinlediğim hatıralar, Almanya’da tanıştığım kadınlar tarafından anlatılanlar kadar önemliydi. Daha geniş bir çerçeveden bakabilmek adına, Türkiye ve Almanya olmak üzere iki gerçekliğin de içinde olmalıydım.
2. Müzik kültürü yanında, şehirlerin ve toplulukların yemek kültürleriyle de yakından ilgilenen bir araştırmacısın. Italo Rondinella’yla birlikte yazdığınız Pazar//Shuk adlı kitabınız Paper Street Co. tarafından basıldı. Kitap, hikâyeler ve fotoğraflarla okuru İstanbul ve Tel Aviv’in pazarları boyunca bir gezintiye çıkarıyor. Bize kitabın yaratıcı ve küratöryel sürecinden bahsedebilir misin, seni İstanbul pazarlarına çeken ne oldu?
Mahalleleri keşfetmeyi, insanları gözlemlemeyi, en taze yemek malzemelerini almayı, yeni ürünler denemeyi ve mutfak kültürü hakkında bilgi edinmeyi çok seviyorum. Fotoğrafçı partnerim Italo Rondinella da benimle aynı tutkuyu paylaşıyor. İkimiz de pazarların gerçekliğini çok heyecan verici ve bir nevi romantik buluyoruz. İlk buluşmalarımız barlar ya da restoranlarda değil, İstanbul’un pazarlarındaydı. Pazarların güzelliğini yakalamak ve bunu diğerleriyle paylaşmak istedik.
Amacımız, şehirlerin hikâyelerini egzotik ve oryantalist bakış açılarından uzak bir şekilde, “gerçek hayat ve insanlar” için hissettiğimiz salt hayranlıkla anlatmaktı. Tel Aviv benim en kıymetli şehirlerimden biri oldu, orada neredeyse evimde hissediyor gibiyim. Yıllara yayılan, iki farklı şehrin gerçekliğini ve insanlarını bir araya getirme hedefimin de nedeni bu.
Benimle aynı tutkuları paylaşan, İsrail’in İstanbul’daki kültür ataşesi Elazar Zinvel sayesinde Pazar//Shuk projesi kitap ve iki şehrin pazarlarının soundscape’lerinin eşlik ettiği multimedya web sitesi olarak hayat buldu. 6 ay içinde İstanbul ve Tel Aviv pazarlarının evrenini keşfetmeyi başardık. Satıcılarla, müşterilerle, gurmelerle ve şeflerle tanıştık; mahallelerin hikâyelerini ve şehirlerin demografik/sosyal dönüşümlerini öğrendik. Dostlar edindik, pazar alanlarının müdavim yüzlerini fotoğrafladık, videolar çektik ve bölgelerin kayıtlarını aldık. Kitap, Paper Street Co. tarafından İpek Özbay’ın desteğiyle basıldı.

Kornelia sevdiği plaklarıyla, işinin başında
3. Son olarak, bizimle İstanbul’daki pazar seçkini paylaşır ve kısaca seçtiklerini nedenleriyle anlatır mısın?
İstanbul’da 350’den fazla pazar var. İnsanlar buradan alışveriş yapıyor, favori satıcılarıyla buluşuyor, bölgesel ürünler alıyor, daha ucuz ve sağlıklı yiyeceklere erişebiliyor. Her pazar mahallenin tarihini, demografik değişikliklerini, bölgenin kültürel, sosyal ve ekonomik kimliğini temsil ediyor. Turistler Kapalıçarşı’yı ve Mısır Çarşısı’nı ziyaret ediyor ama bunlar İstanbul sakinleri için pazar denemeyecek yerler.
Gerçek pazar hissi yalnızca şehrin yerleşim yerlerinde var. Biz İstanbulluları, yerleri ve tarihleriyle şehirdeki değişiklikleri anlatan altı pazarın izini sürdük. Pazar seçkimizde çok titiz davrandık. Bu seçki şehrin bazı bölgelerini kapsıyor ve İstanbul’un karmaşıklığını ortaya çıkarıyor – Kasımpaşa İnebolu Pazarı, Samatya Pazarı, Eminönü Pazarı, Beyoğlu Balık Pazarı, Tarlabaşı Pazarı, Kadıköy Cuma Pazarı ve Feriköy Pazarı. Bu, küçük de olsa şehri tanımaya başlamak ve yalnız başınıza keşfetmek için iyi bir liste.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bayram sabahından herkese merhaba. Tatil modundaki İstanbul'un bu hafta ajandasında; iki adım kaçmalık Isle of Escape Festival, boğazda esmelik SUNDAZE ve Özgürlük Parkı'nda tiyatro günleri var.
10 Tem 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




