Kötülük tohumlarından çiçekler doğuran kadın: Afife


Darüşşafaka Lassa 2024-2025 sezon kombine biletleri satışta Nefes kesen bir mücadelenin unutulmaz anlarına tanıklık edin. Zafer yolculuğunda Darüşşafaka Lassa’ya katılın! Darüşşafaka Lassa 2024-2025 sezonu kombine biletleri Biletix 'te satışta; sezonun ilk maçı Ekim ayında. Bu sezon tribündeki yerinizi alın, takımımızın yanında olun ve heyecan dolu maçları kaçırmayın. Biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Türkiye'de tiyatronun ve feminist belleğimizin yapı taşlarından olan, bugüne dek sayısız kadının sahneye çıkabilmesine, var olma mücadelesiyle öncü olmuş bir kadın, Afife Jale. İşgal altındaki İstanbul’un işgal altındaki kimliklerinden yalnızca biri. Müslüman, Türk ve aynı zamanda bir de kadın… Yakılacak, yok sayılacak ne çok sıfata sahip… Ama o, yalnızca geceleri görülebilen bir ateş böceği olmayı reddediyor. O, ateşi ve kendisini, cesaretini takip edeceklerin yolunu aydınlatmak için yakmaya hazır. İşte bu yüzden ruhu sahnelerde hâlâ.
Proje tasarımı Demet Evgar ve Serdar Biliş tarafından yapılan, Afife Tiyatro & Zorlu PSM ortak yapımıyla çıkan oyun, işgal döneminde ayakta kalmaya çalışan bir kumpanyanın kulisinde geçiyor. Hemen her karakterin farklı bir mücadele sürdürdüğü bu kumpanyada işler, hastalanan bir oyuncunun yerine şans eseri Afife’nin ekibe dahil olmasıyla seyir değiştiriyor. İngiliz işgali altındaki İstanbul’da, kolluk kuvvetlerinin bir derdi de Müslüman Türk kadınların gözle görünür olması.
Kumpanya defalarca baskına uğruyor. Afife, kimliğini Jale ismiyle saklamaya çabalasa da sahneye çıkması engellenmeye çalışılıyor fakat o tiyatro tutkusundan hiç vazgeçmiyor. Yalnızca devlet eliyle de yok sayılmaya çalışılmıyor Afife; toplumsal baskıyla, ailesi ve zaman zaman arkadaşları tarafından da hırpalanan bir hedef tahtasına dönüşüyor. Öyle bir baskı ki bu, kendisinin bile kontrol edemeyeceği güçlü bir duygu yüzünden de suçlanıyor, âşık olması dahi istenmiyor. Hayalî bir kumpanyada, yazık ki çok gerçek bir baskının tohumlarını taşıyor üzerinde.
Cumhuriyetin ilk yıllarında tiyatrocu kadınların varlığını korkusuzca ortaya koyması ve kadınların her alanda özgürce yaşaması için mücadele vermiş, bugün kadın hareketi içinde edindiğimiz pek çok kazanımın simgelerinden biri Afife Jale. Oyunu izlerken, sanki yüzyıllar boyu bunca yol kat etmemişiz gibi, hâlâ aynı mücadeleyi vermek zorunda olduğumuzdan, buruk bir his kalıyor içinizde; sahneden çekip çıkarmak istiyorsunuz o yasakları, yasakların dile getirildiği vücutları. Afife’nin yanında durup karşısına geçmek istiyorsunuz her birinin. “Varız ve var olmaya devam edeceğiz” diye bağırmak istiyorsunuz yüzlerine.
Oyun, Afife’nin etrafını saran bu dikenli çemberin sizi de içine aldığını hissettirip, her adımında Afife’yle duygudaşlık kurmanızı sağlayacak bir incelikle sahneye konmuş. Öncelikle, bu inceliğin, yönetmen bakışı, kostüm, dekor, müzik gibi pek çok bileşenle katman kazanmasına olanak sağlayan bir metin var karşımızda.
- Selin Cankı Ceylan’ın yazdığı metin, Serdar Biliş’in rejisi ve büyüleyici bir dekor, kostüm, müzik tasarımıyla hayat bulmuş.
Özellikle, Afife’nin hikayesini şimdiki zamanda lineer bir yapıyla takip ederken, bir yandan zaman zaman zihninin içine girdiğimiz, korkuları, endişeleri, umutları ve hayalleriyle tanıştığımız video tasarımı da dikkat çekiyor. Demet Evgar’ın, bizi henüz bir duygunun etkisinden kurtulamamışken diğerine sürüklediği mükemmel oyunculuğunu, sahne üzerindeki canlı çekimle bir başka düzlemde de izliyoruz. Video tasarımının yanı sıra Cem Yılmazer’in ışık tasarımı da oyunun çoklu zaman algısını neredeyse “sinemanın imkanları”nı kullanır gibi yansıtmaya olanak tanımış.
- Özellikle Afife’nin geçmişine gittiğimiz sahnelerde, ışığın iki zaman arasındaki organik geçişleri, sahnenin sihrini “-mış gibi” olmaktan çıkarıp sinematografik bir akışa yaklaştırmış.
Ekibin tamamı bu duygu yolculuğuna kusursuz eşlik ederken, Tilbe Saran ve Necip Memili’yi de sahnede izlemek büyük şans. Demet Evgar’ın Tilbe Saran’la aynı sahnede buluşmasının etkisi, Necip Memili’nin birden fazla rolü kusursuz üstlenmesi, Bora Akkaş ve İdil Sivritepe’nin yalın performansları, oyunla bağınızı daha da kuvvetlendiriyor.
- Keza Bedir Bedir, Atılgan Gümüş, Orkuncan İzan, Ekremcan Arslandağ, Öykü Su Okur, Bilge Çınar ve Basma Seiba’dan oluşan ekip de pürüzsüz oyunculuklarıyla dikkat çekiyor.
Oldukça iyi çalışılmış Ermeni aksanının da oyunculukları bir üst seviyeye taşıdığını söylemek gerek. İyi oyunculukların yanı sıra oyuna katman kazandıran bir diğer etken ise canlı müzik ve dans. Sahnede canlı orkestra tarafından çalınan şarkılar Ilgın Kopuz ve Sezen Aksu tarafından yazılmış; Demet Evgar’ın vokaliyle büyüleyici bir performansa dönüşmüş. Şarkılar, tam sahnenin duygusuna kapılıp gitmişken, size yeni bir düşünce alanı açarak göğsünüze oturan o duygunun fonu hâline geliyorlar. Oyunun büyük çoğunluğuna eşlik eden dans sanatçıları ve Atılgan Gümüş’ün Maxim Gazinosu’ndaki drag queen performansı da, bizi büyük bir şovun parçası hâline getiriyor.
Çağdaş tiyatronun imkanlarının geleneksel olanla harmanlandığı ve her ayrıntısıyla ayrı ayrı akılda kalıcı bir rejiyle Serdar Biliş, sezonun görülmesi gereken işlerinden birine imza atmış. Uzun soluklu olacağı şimdiden belli, akıllarda yer edinecek bir prodüksiyon eklendi tiyatro arşivimize.
Afife’nin ruhu daha çok duyacak bu alkışları.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta üç dev ismin müzik sahnesini ele geçirmesine şahitlik ediyor; Rooftop Festival ve Festibağ ile yazdan kalma günler yaşıyoruz.
17 Eyl 2024

YAZARLAR

Senem Birlik
Dramaturg ve senarist. 2023 yılında “Ya Çok Seversen” adlı televizyon dizisinin senaristliğini üstlendi. Bugün hâlâ Ay Yapım bünyesinde Drama Geliştirme Editörü, dramaturg ve senarist olarak çalışıyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




