Küresel piyasalarda belirsizliğin anatomisi

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2025 yılının ikinci çeyreğine girerken, dünya piyasalarında alışıldık bir istikrardan söz etmek zor. ABD’nin agresif gümrük politikalarıyla alevlenen ticaret savaşları, sadece emtia fiyatlarını ya da sektör bazlı değerlemeleri değil; yatırımcı psikolojisini, ülkeler arası sermaye korelasyonlarını ve stratejik risk algısını da yeniden şekillendiriyor.
Piyasalarda hâkim olan korku sadece geçici bir oynaklık değil, sistematik bir güvensizliğin yansıması. Başkan Trump’ın “Liberation Day” olarak adlandırdığı yeni gümrük tarifeleri, kısa vadeli ulusal çıkar hesaplarına dayansa da, uzun vadede ABD’nin kendisini küresel piyasalardan kademeli olarak izole ettiğini gözler önüne seriyor.
Kazanç revizyonlarında 2020’ye dönüş: Kırmızı alarm
Eylül 2022’deki enflasyon kaynaklı düşüşten bile daha kötü bir tablo çizen kazanç revizyon momentumları, nisan ayında pandemi döneminden bu yana en düşük seviyesine geriledi. ABD’de revizyonlarda üst üste 10 haftalık düşüş serisi yaşanırken; Meksika, Çin ve Fransa gibi ülkelerde de kazanç tahminleri sert şekilde aşağı yönlü güncellendi. Bu veriler, şirketlerin önümüzdeki 12 ay için gelir ve kârlılık konusunda ne denli kötümser bir tablo çizdiğini ortaya koyuyor.
Kazanç revizyon momentumunun ölçümünde pozitif güncelleme alan şirket sayısından negatif güncelleme alan şirket sayısı çıkarılıyor ve toplam revizyonlara oranlanıyor. Bu oranın negatife kayması, analistlerin şirketlere güvenini kaybettiğini ve risk primi taleplerinin artacağını gösteriyor.
Enerji düşerken teknoloji ayağa kalktı
Yılın ilk çeyreğinde piyasaların yıldızı olan enerji sektörü, Nisan ayında büyük bir düşüş yaşadı. Gelişmiş ülkelerde enerji hisselerinde çift haneli değer kayıpları görüldü; küresel enerji endeksi %9,1 geriledi. Bu düşüşün arkasında, küresel ticaret hacmindeki daralma ve petrol talebine yönelik olumsuz beklentiler yatıyor.
Diğer yandan teknoloji hisseleri, özellikle gelişmiş pazarlarda toparlanma sinyalleri verdi. ABD ve Avrupa'da teknoloji hisseleri yükselişe geçerken, Çin’de teknoloji sektörü %8,8 düşüş yaşadı. Bu da yatırımcıların jeopolitik risklere karşı bölgesel ayrışmalara dikkat ettiğini ortaya koyuyor.
Kamu hizmetleri (utilities) ve temel tüketim ürünleri (consumer staples) sektörleri ise riskten kaçınma eğilimiyle öne çıktı. Çin hariç tüm piyasalarda kamu hizmetleri hisseleri pozitif getiriler sundu. Özellikle İsviçre, Hollanda ve Birleşik Krallık gibi piyasalarda bu sektörlerdeki iskontolar dikkat çekici seviyelere geldi.
ABD dışındaki piyasalar öne geçti
İronik bir şekilde, ticaret savaşının hedefinde olan Kanada, Meksika ve Çin gibi ülkeler yıl başından bu yana ABD’ye kıyasla daha güçlü performanslar gösterdi. Özellikle Meksika, Nisan ayında dünyanın en iyi performans gösteren borsası oldu. ABD ise 23 büyük ekonomi arasında yalnızca altıncı en kötü performansı sergiledi.
ABD borsalarının, Kanada ve Meksika gibi komşu piyasalara olan korelasyonu yüksek kalmaya devam ederken; Avrupa, Japonya ve Güney Kore gibi bölgelerle olan ilişkisi tarihsel ortalamaların oldukça altına düştü. Bu kopuş, yatırımcıların ABD'yi artık farklı bir dinamikte fiyatladığını ve risklerin büyük ölçüde içsel nedenlerle şekillendiğini düşündüğünü gösteriyor.
Korelasyon verileri: Korku sistematik hale geldi
Piyasa korelasyonları, yatırımcı davranışlarının en rafine göstergelerindendir. Bloomberg World Index kapsamında yapılan analizde, hisse senetleri arasındaki 30 günlük ortalama korelasyon 0.265’e çıktı. Bu değer, 2018 sonrası ortalamanın 2,1 standart sapma üzerinde ve pandemi dönemindeki zirvelere oldukça yakın. Bu durum, yatırımcıların sektörel ayrım yapmaksızın panikle satış yaptığını ve portföy çeşitlendirmesinin etkinliğinin azaldığını ortaya koyuyor.
Bölgesel olarak en yüksek korelasyon seviyeleri Japonya, Latin Amerika ve Tayvan'da görülürken; Kanada, Hindistan ve Güney Kore'de bu seviyeler daha düşük kaldı. Ancak düşük kalan ülkelerde bile değerler ortalamanın en az 1,5 standart sapma üzerinde, yani global korku her yerde hissediliyor.
Değerlemelerdeki çarpıklık: ABD hala primli, gelişenler büyük iskontolu
Değerlemeler açısından da çarpıcı bir tablo söz konusu. ABD hâlâ gelişmiş ülke ortalamalarına göre primli işlem görürken; Brezilya (%47), Meksika (%14), Güney Afrika (%26) ve Birleşik Krallık (%10) gibi ülkelerde ciddi iskontolar dikkat çekiyor. Bu ülkelerin pandemi öncesi dönemde premium işlem gördüğü düşünülürse, mevcut seviyeler uzun vadeli yatırımcılar için cazip fırsatlar sunabilir.
Sektörel anlamda ise sağlık ve tüketici ürünleri alanında önemli değerleme fırsatları mevcut. Japonya, İsviçre, Birleşik Krallık ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki büyük ölçekli sağlık hisseleri, 10 yıllık fiyat/kazanç (F/K) oranlarının 1,5 standart sapma altında. Roche, Novartis ve AstraZeneca gibi devlerin iskontolu işlem görmesi, piyasa katılımcılarının kısa vadeli korkulara fazlaca odaklandığını düşündürüyor.
Düşük beta stratejileri yeniden parlıyor
2000 yılından bu yana yaşanan yedi büyük piyasa düşüşünde düşük beta ve düşük volatilite stratejilerinin pozitif getiri sunduğu görülüyor. Özellikle son düzeltme döneminde, long/short düşük beta stratejileri %11,5 getiri sağlarken; düşük volatilite stratejileri %7,7 getiri sağladı. Bu da bize piyasa düşüşlerinde agresif büyüme yerine, dengeli ve defansif yatırımların öne çıktığını gösteriyor.
Bu stratejilerin geçmişteki krizlerde de (2000, 2009, 2011) yüksek getiriler sunduğu düşünüldüğünde, bugünkü belirsizlik döneminde yatırımcılar için güçlü bir rota sunabileceği söylenebilir.
Sonuç olarak: Piyasalarda geri sayım başladı mı?
Küresel piyasalarda korku seviyesinin bu denli yükselmesi, aslında bir yönüyle potansiyel bir fırsat kapısını da aralıyor olabilir. Geçmiş krizlerde olduğu gibi, korelasyonların zirve yaptığı, değerlemelerin dip yaptığı dönemler genellikle güçlü toparlanmaların habercisi olmuştur.
Ancak bu kez siyasi müdahalelerin yoğunluğu, belirsizlikleri daha da derinleştiriyor. Ticaret savaşlarının kazananı yok; bu gerçeği artık sadece ekonomistler değil, yatırımcılar da fiyatlamaya başladı.
Piyasaların yeniden güven kazanması için hem merkez bankalarının netlik sağlaması hem de politik karar vericilerin öngörülebilirlik çerçevesine dönmesi şart. Aksi halde, küresel finans sahnesi bir süre daha “defansif modda” kalmaya devam edecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eren Kuru
Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.

Bu hafta takvim yurt içinde kalabalıklaşırken, yurt dışında bir miktar sakinliyor. Yurt içi piyasalarda TCMB kararı ve Moody’s Türkiye değerlendirmesi ön plana çıkarken, yurt dışında gözler ECB kararında olacak.
20 Tem 2026




