

Türkiye’nin ilk karbon nötr moda markası: Voiterra Hızlı moda endüstrisinin tüm uluslararası uçuşlar ve deniz taşımacılığının toplamından daha fazla yıllık karbon emisyonundan sorumlu olduğu biliniyor. Problem: Problem çok açık. Hızlı moda, dünyaya iyi gelmiyor. Çözüm: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı benimseyen ve dünyanın geleceğini önemseyen markalar. Türkiye’nin ilk karbon nötr moda markası olan Voiterra; GOTS ve GRS sertifikalı sürdürülebilir materyallerden üretilmiş, yüksek kaliteli ve uzun ömürlü kıyafetler sunuyor. Bunu yaparken de yalnızca çalışma koşullarında adilliğe inanan ve küresel sertifikalara sahip olan üreticilerle çalışıyor. Neden önemli? Voiterra'yı tercih edenler, ürünlerin kim tarafından hangi koşullarda nasıl üretildiğini şeffaf biçimde görebiliyor. Voiterra, en yüksek standartlarda sosyal sorumluluk ve çalışma politikalarına sahip sertifikalı üreticilerle çalışıyor. Karbon nötr: Sürdürülebilir alternatifler tercih eden, partneri Greenstory ile etkisini uluslararası standartlara göre ölçen Voiterra; Harmanlık Rüzgâr Enerjisi Santrali, Kariba Orman Koruması, Ruanda'da Güvenli İçme Suyuna Erişim gibi projelere destek olarak üretim süreçlerinde en aza indirgediği karbon miktarını dengeliyor. Neler var? %100 organik ve geri dönüştürülmüş pamuklardan, adil ve şeffaf biçimde üretilen ve üretiminde %62 daha az enerji, %91 daha az su kullanılan beş farklı renkte tişört ve çorap çeşitleri, Voiterra'nın ürünleri arasında öne çıkıyor. Voiterra’nın ürünlerini keşfetmek ve 200 lira üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo fırsatından yararlanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilir; Voiterra’nın Instagram hesabına da göz atabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yıllar önce bir edebiyat öğrencisiyken medyada okur-yazarlık üzerine bir seçmeli almıştım. İlk ödevlerimizden biri medyada "yanlış" temsil örnekleri üzerine yazı yazmaktı — örnek bulmak zor olmadı. Bugünkü konumuz, beni bundan tam 6 yıl öncesine götürecek: Biseksüelliğin medya el birliğiyle silinen temsili.
Peki bu nasıl gerçekleştiriliyor? Huffington Post yazarı Raechel Tiffe, daha öncelerde heteroseksüel ilişkilenmeleriyle gündeme getirilen oyuncu Kristen Stewart'ın görüntü yönetmeni Alicia Cargile'la fotoğraflarının yayılması üzerinden özetlediği yazısında bu konuya berrakça değiniyor: "Birçoklarına göre Stewart artık bir lezbiyen." Burada anahtar kelimemiz "artık" olacağı gibi, beyan dışı olması bir yana, odağımız lezbiyen ataması değil. "Hem medyadan hem de halktan gelen hemen hemen tüm yanıtlar, herhangi birinin biseksüel (veya queer) olabileceği olasılığını göz ardı ediyor."
Durum, kurgusal karakterlerde de farklılık göstermiyor. Orange is the New Black gibi LGBTİ+ temsilini önde tutan popüler dizilerden birinde bile Piper karakterinin biseksüelliği ilk iki sezon boyunca yalnızca bir kere dile getiriliyor ve "önceden lezbiyen" denerek betimleniyor. Kitlelerce izlenen The Millionaire Matchmaker adlı bir realite televizyon şovunun sunucusu, biseksüel bir erkekle evlenmeyeceğinin beyanını veriyor: "Asla! Asla. Biseksüelse eşcinseldir." The New York Times'ın 2014 yılında yayımladığı bir makale, biseksüelliğin var olup olmadığını sorgulayarak bilimsel temelli araştırmaların yetersizliğini öne sürüyor.
Benzer bir durumu Elif Şafak'ın biseksüel olduğunu açıkladığı haberlere verilen tepkilerde görmek mümkün. Beyanın reklam koktuğunu öne süren cümleler, bir Twitter arama çubuğu kadar uzağımızda. İlgi çekmek olarak atfedilen açılımı "yalan mağduriyet" olarak görenler de çok. Lady Gaga, kariyerinin başından beri LGBTİ+ meseleleri konusundaki açık sözlülüğüyle bilindi. Atanansa "destekçi" sıfatıydı — 2019 yılında Stonewall Inn'de yaptığı konuşmasındaki sözleri, biseksüellerin "dışarıda bırakılma" sorununu konuşmamız gerektiğini özetliyor: "Bazen kadınlardan hoşlanmama rağmen [LGBTİ+] topluluğunun bir parçası bile sayılmıyor olabilirim."
Biseksüel temsilinin sınırlılığı kadar ezber tepkilerin yaygınlığı şaşkınlık vermiyor, manşetler ortak. True Blood dizisinin ünlü oyuncusu Anna Paquin'in Larry King Now'a konuk olduğunda ifade ettiği gibi:
King: [Cinsel kimliğinin] gereklerini uygulamayan bir biseksüel misin?
Paquin: Kocamla evliyim ve mutlu, tek eşli bir evliliğimiz var.
King: Fakat biseksüel miydin?
Paquin: Bunun geçmiş zamanlı bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Larry King: Öyle mi?
Paquin: Öyle. Biriyle birlikteyken hâlâ heteroseksüel değil misin? Partnerinden ayrılmak veya onu kaybetmek cinsel kimliği yok etmiyor. O iş öyle olmuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Biseksüel ne demek? Bifobi nedir? Genç LGBTİ+'dan Barış Azar'la: Biseksüellerle derdimiz ne?
14 Eyl 2021

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...




