Mehmet Dalkanat: 'Afşin ve Elbistan Türkiye'yi aydınlatırken kendi karardı'

Afşin A termik santraline eklenecek iki yeni ünitenin ÇED onayına karşı bölge halkı ile sivil toplum kuruluşlarının açtığı davada bilirkişi raporu çıktı. Raporun yetersiz olduğu, iki ünite eklemenin ise kamu yararına olmadığı sonucuna varıldı. Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu'ndan Mehmet Dalkanat'la süreci ve bundan sonra olacakları konuştuk.
Mehmet Dalkanat: 'Afşin ve Elbistan Türkiye'yi aydınlatırken kendi karardı'

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Mehmet Dalkanat 1955, Elbistan doğumlu bir öğretmen. 1980’de Eskişehir Eğitim Enstitüsü’nden mezun olup 8 yıl memuriyet yaptıktan sonra kendi deyimiyle “o günkü ceberrut rejimle anlaşamadığı için” istifa etmiş ve ticarete yönelmiş. 2013 yılında katıldığı bir toplantıda termik santral yapılması planlanan Elbistan/Küçük Yapalak köyü halkıyla dayanışarak başlamış kömürle mücadelesine. 

  • Mehmet Bey ve dostları, Küçük Yapalak’tan İbrahim Yalçın önderliğinde kurulan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu çatısı altında Elbistan/Akbayır, Afşin C ve son olarak Afşin A’ya yapılacak iki yeni ünitenin iptali için mücadeleyi sürdürüyor.

İki yeni ünitenin ÇED onayına karşı Mehmet Dalkanat'ın da aralarında bulunduğu bölge halkı ile TEMA, Türk Tabipler Birliği, Elbistan, Ekinözü ve Nurhak belediyeleri ve Greenpeace Türkiye’nin açtığı davada bilirkişi raporu çıktı. Raporun yetersiz olduğu, iki ünite eklemenin ise hiçbir kamu yararı olmadığı sonucuna varıldı. Mehmet Bey’le süreci ve bundan sonra olacakları konuştuk.

A Termik Santrali'ne iki yeni ek ünite yapılmasına dair 27 Aralık 2024’te ÇED olumlu kararı verilmiş, ardından Bakanlığa raporun bilimsel ve sosyolojik olarak uygun olmadığı gerekçesiyle dava açılmıştı. Sizin raporda tespit ettiğiniz eksiklikler nelerdi?

Temelde biz bölgeye ait yeni termik santral projelerinin tamamına karşıyız ve gerekçelerimizi defalarca farklı platformlarda gündeme getirmişiz. Halihazırdaki sonuçlar zaten bizim bu tepkimizi doğrulamaktadır. Avukatlarımızla birlikte ÇED’de tespit ettiğimiz eksiklerden en dikkat çekici olanı, kullanılan referansların güncel olmamasıydı. Avrupa Birliği’nin yıllar önce yürürlükten kaldırdığı standartlara atıf yapılmış. Oysa güncel emisyon sınır değerleri çok daha sıkı. Bu durum, santral daha kurulmadan eski teknolojiye dayandırıldığı anlamına geliyor.

İkinci olarak, bölgede zaten çok ağır bir hava kirliliği yükü varken, raporda PM10, SO₂ ve NO₂ gibi hava kirleticilerin halk sağlığı üzerindeki etkileri yeterince değerlendirilmemişti. Çocuklarda ve yetişkinlerde solunum yolu hastalıkları, kalp-damar sorunları gibi riskler görmezden gelinmişti.

Üçüncü önemli eksiklik, kül depolama ve atık yönetimiydi. Mevcut kül sahalarının kapasitesi ve sızdırmazlık sorunları bilinirken yeni ünitelerle oluşacak atığın nerede ve nasıl güvenli şekilde depolanacağına dair ikna edici bir çözüm yoktu.

Ayrıca raporda ne tarımsal üretime, ne de bölge halkının sosyo-ekonomik yaşamına olası etkileri somut biçimde incelenmişti. Projenin yeraltı sularına ve tarım alanlarına etkileri ciddi bir risk olarak karşımızdaydı.

Son olarak, iklim boyutu tamamen göz ardı edilmişti. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi varken (ki bu hedef kömür santrallerinin o tarihe kadar kapatılmasını gerektiriyor), yeni kömürlü termik ünitelerinin kurulmasının bu hedefle bağdaşmayacağı açıktı.

Avukatlarımız dava dilekçemizde bu eksiklikleri ortaya koydu. ÇED raporunun hem bilimsel hem de sosyolojik olarak, halk sağlığı ve çevreyi koruma açısından yetersiz olduğunu vurguladık.

Fotoğraf: Kerem Yücel | CAN Europe

Bilirkişi raporunda ÇED raporunun hem çevre hem de halk sağlığı açısından yetersiz verilerle hazırlandığı bildirildi. Siz yaptığınız çalışmalarda iki yeni ünitenin yaratacağı hasarlarla ilgili somut veriler elde ettiniz mi?

Mevcut ünitelerin geçmişte kanser vakalarını artırdığına dair 1997 yılına kadar kayıt altına alınmış istatistikler var. Ancak 1997 yılından sonraki istatistikler tüm çabalarımıza rağmen bizlere verilmedi. Gözlemlerimiz bu artışın artarak astronomik rakamlara ulaşmış olabileceği yönünde. Bu gerçeği imkan bulabildiğimiz her ortamda gündeme getiriyoruz. 

Ayrıca 2010’lu yıllarda mahkeme dosyalarında geçen, santrale yaklaştıkça arazide artış gösteren radyasyon oranları mevcut. 2020-2023 yılları arasında bacalardan atmosfere verilen zehirli gazlar, normal değerlerin çok üstünde. Bakanlıkta var olan ölçüm değerleri mevcut. 

Ve Elbistan meteorolojisinin aynı yıllarda sokağa çıkılamayacak derecede hava kirliliği olduğuna dair ölçümleri var. Greenpeace Türkiye, geçen yıl var olan termik santrallerin Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi verilerini Bakanlıktan alarak hazırladığı raporda, termik santralin izin verilenin kat kat üstünde kirlilik yarattığını göstermişti. Ayrıca İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bizzat yerinde gözlemleyerek hazırladığı rapor, Greenpeace’nin hava ölçüm raporları, Temiz Hava Hakkı Platformu’nun insan sağlığı açısından hazırlamış olduğu raporların yanı sıra onlarca video ve belgesel kayıtları mevcut.

Raporda ayrıca 37 milyar 548.758.500 liralık proje bedelinin hiçbir kamu yararı yaratmayacağı belirtiliyor. Bu ifade ne anlama geliyor?

Elbistan ovası, genç ve besin zinciri açısından sadece ülkemizin değil tüm dünyanın ihtiyacına cevap verecek nitelikte, münbit bir ova. Var olan linyit ise getirdiğinden çok götürecek kadar düşük kalorili ve kirli bir enerji kaynağı. 100 bin dönümlük sulanabilir verimli bir alan şu an çölleşmiş durumda. Daha da önemlisi, bölgenin su havzalarının dengesi gittikçe bozulmakta, çünkü kömür madenini çıkarmak için onlarca kuyuyla yüzlerce litre su yeraltında çekiliyor. Irmakların debisi azalmakta, geleceğimiz tehlike altında. Sağlığımız bozulmakta, milyarlarca sağlık giderleri de cabası. Artık tüm dünya kömürün tehlikesinin farkında.

Fotoğraf: Kerem Yücel | CAN Europe

2022 yılında benzer şekilde Afşin C Termik Santrali için ÇED süreciyle ilgili Kahramanmaraş İdari Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu kararın ardından neler yaşandı ve süreç nasıl ilerledi? C Santrali yapılmayacak mı?

Bilirkişi Afşin C ile ilgili raporunda 11 maddeden ÇED raporunda kamu yararı görmedi. İdare mahkemesi ise sadece üç maddeden iptal kararı verdi. Danıştay da onayladı. Netice itibariyle Afşin C Danıştay onayıyla iptal edilmiş durumda.

Bu bilirkişi raporunun ardından süreç nasıl işleyecek? Maden şirketi, Bakanlık ve siz davacılar neler yapacaksınız?

Şu an bilirkişiler dokuz maddenin yedisinde ÇED raporunda kamu yararı görmüyor. Meteoroloji ve biyoloji konusunda herhangi bir sakınca görmemişler. Biz buna itiraz edeceğiz, çünkü göz göre göre, gerçekleri örtülmüş olarak değerlendirmekteyiz. Normal olarak beklentimiz bu hâliyle de mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermesi gerektiği yönünde. Muhtemelen maden şirketi ve ÇED raporunu hazırlayan kurum da itiraz edecektir. Davayı duruşmalı olarak talep ettiğimiz için sonuna kadar savunacağız ve mahkemenin ÇED raporunu iptal etmesini talep edeceğiz.

Fotoğraf: Volkan Işıl | Greenpeace Türkiye

2002 yılında, dönemin Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanı Murat Tuncer, Afşin-Elbistan'daki termik santralin havaya saldığı toz kükürt dioksit nedeniyle insan sağlığının tehlikede olduğunu, bölgede kanser patlaması beklendiğini söylemiş; bütün bölgenin kanser taramasından geçirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. 23 yılın ardından, şu an hükümet, bölge sakinlerinin sağlıklarının santralden nasıl etkilendiğine dair çalışmalar yapıyor mu?

Bizler defalarca konuyla ilgili resmî kurumlardan sağlıkla ve özellikle kanser vakalarıyla ilgili istatistiksel taleplerde bulunduk, bizlere verilen cevap böyle bir istatistiksel kaydın ellerinde bulunmadığı yönündeydi. Dolayısıyla yetkili kurumların bu konuda herhangi bir çalışması var mı yok mu bilmiyoruz. Şu ana kadar da olduğuna dair herhangi bir bilgiye rastlamadık. Varsa bile bize bilgi vermiyorlar.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun geçen yıl hazırladığı raporda Afşin-Elbistan’a eklenecek iki yeni ünitenin 35 yıllık işletme süresi boyunca 2.268 erken ölüme yol açacağı, 2.896 çocuk astım hastası olurken, 907 bebeğin erken doğacağı belirtilmişti. Siz bölgeden biri olarak 40 yıldır kömürün gölgesinde yaşamanın halkın sağlığı üzerinde ne gibi etkilerini gözlemliyorsunuz?

Kendi kişisel gözlemimden bir pasaj sunayım; santralde çalışan arkadaşlarımın birçoğu ki isim isim sayabilirim size, kanserden, 70 yıl yaşamadan vefat ettiler. Kalanlar da birkaç stentle korku içinde yaşıyorlar. Tüm çalışanlarının aynı kaderi paylaştıklarını düşünüyorum. Ayrıca bölgemize yakın araştırma hastanesi ve tıp fakültelerinin onkoloji bölümündeki hastaların birçoğu bizim bölgemizdendir ve “Elbistan ciğeri” meşhur olmuştur. Bütün ilgili doktorlar bunun farkındadır. 

Diğer bir garabet: Bazı hamilelerin bebekleri lösemili olarak doğmaktadır. Ve yine maalesef yakın mesafedeki hastanelerdeki lösemili çocukların %80’i yine bizim bölgedendir. Santralin yakınındaki köylerde ise kansere kurban vermeyen aile yok gibi demiyorum, yoktur. Kanser, Orta Çağ’ın veba salgını gibi ovayı kuşatmış durumda. Üst solunum yolları rahatsızlıkları, gırtlak kanseri, koah, astım, gündelik vakalar olarak görülmektedir.

Fotoğraf: Kerem Yücel | CAN Europe

Termik santrallerin kapatılması söz konusu olduğunda ortaya atılan ilk savlardan biri santralde çalışanların işsiz kalacak olması. Oysa Greenpeace’in Afşin-Elbistan için hazırladığı raporda kömür sektörü yerine bitkisel üretim ve tarıma dayalı sanayi, yenilenebilir enerji kaynakları, arıcılık gibi alanlarda yapılacak yatırımlar sayesinde adil bir dönüşümün mümkün olduğu belirtiliyordu. Bölge halkı bu konuda ne düşünüyor? Santralin kapasitesinin geliştirilmesini isteyenler var mı?

Bölge halkı santralin gerçekte ne olduğunun farkında ve bilincinde. Ancak iş sahasının sınırlı olması ve aç kalma, açıkta kalma korkusu çok ciddi tedirginlik yaratıyor. Özellikle halihazırda santralde çalışanlar işten çıkarılma ve işsiz kalma korkusuyla kapatılmasını istemiyorlar ve “Ölmeye ölüyoruz da hiç değilse karnımız tok ölelim” sözü bir tekerleme hâline gelmiş durumda. Bu algının kırılması için gözle görülür bir takım yatırımların ortaya çıkması gerekiyor ki bu da bir hükümet projesini gerektiriyor.  

Greenpeace’in adil dönüşüm raporuna göre bölgede kömür sektöründeki 6 bin kişi mevcut termik santral ve kömür sahalarında yapılacak olan güneş enerjisi yatırımları ile istihdam edilebilir.

Birçok uzman 40 yıldır aktif olan santrale 35 yıl ömür biçildiğini ve genişletilmesinin anlamsız olduğunu vurguluyor. Siz yeni üniteler açma ısrarını neye bağlıyorsunuz?

Halihazırdaki santralin mevcut bir altyapısı var; ve geçmişte istimlak edilmiş rezerv alanları. Var olan santralin ilk ünitesi 41. yılına girdi. Santral yorgun ve rehabilitasyonu  aşırı maliyet gerektiriyor. Duyumlarımıza göre özelleştirme aşamasında devlet, devredilen maden şirketinden bu iki ek ünitenin yapımı için taahhüt istemiş. Sözleşmelerinin tamamını göremiyoruz. Enerjiye ihtiyacımız varmış, istihdam yaratıyormuşuz gibi benzer mazeretlerin hiçbirini mantıklı ve tutarlı görmüyoruz. Tek yol tüm kömürlü santrallerin derhal ve hemen şimdi kapatılması. Türkiye'yi aydınlatırken kendi kararan Afşin ve Elbistan için devletin geçmişi telafi edecek temiz bir gelecek kurmasını talep ediyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR