GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUPLAR

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Haziran başı, gün batımına doğru
Franco’s Bar, Via Cristoforo Colombo 30, 84017 Positano, İtalya
Çık, çık, çık, çık; in, in, in, in. Dolan, dolan, dolan; dur, dur, dur. Buralara karayoluyla gelmek çok iyi bir fikir değilmiş; haklıymışsın. Dört yıl, bazı anıların silinmesi için yeterli oluyor; tabii sırf yenilerini üzerine yazabilmek için. Geçen sefer bu kadar başımın döndüğünü ve merdivenleri çıkarken yorulduğumu hatırlamıyorum. Yıllar, çok adil davranmıyor bazen. Yine de son seferimden bu yana; puslu havasından eser kalmamış buraların, ama neşe baki. Gri bakışlarına güneş vurmuş; daha mavi mavi bakıyor artık. Çılgın kalabalıktan geriye kalan bir meydan, turuncu-yeşil şemsiyelerin altında ıslak saçları yüzüne damlarken güneşin son damlasını yakalamaya çalışanlar, son bir kulaç atma derdinde çocuklar, heyecanlı deniz, daha tezgâhta değil, dalında limonlar; güneşin veda busesi; sarı, yeşil, somon rengi evlerin üzerinde turuncu gölgeler… Positano’da akşamüzeri; bir Akdeniz kıyısına varmak için en mutlu saatler.
Le Sirenuse’ye; sarı-mavi; Postino’nun rengi Franco’s Bar’a varıyorum. Biraz soluklanıyorum; kulağıma çalınan her bir kelime sanki o an için yazılmış bir şarkının sözleri. Biraz rüzgâr biraz “vorrei”, martılar ve “un altro bicchiere”, biraz dalga, biraz “Spritz”, batan güneş ve sarp kayalıkların denize vuran gölgeleri. Sanki bunca yıl, yol boyunca bu orkestraya ve tabloya kavuşmak istemiş gibi hissediyorum. Franco’s’un pek sevgili Francesco’su, bir Akdeniz dolce vita’sı yazmış burada. Çın, çın, çın çın; kahkahalar. Aperitivo saatlerindeyiz. Neşeli olmak için bir sebep hep var. İçim yaşam enerjisiyle doluyor. İlk karşılaşmalar, eski dostla özlem gidermeler, aile buluşmaları; müşterek aperitivo’lar. Akdeniz’de iş çıkışı değil, deniz sonrası. Bu aperitivo, benim için uzun bir yolculuk ve ara sonrası.
Dört yıl, bazı anıları silmek için yeterli olmasa gerek. Franco’s’un Neo Barok tarzı çeşmesinin önünde Lorenzo’yu görüyorum; burnuma masadaki zeytinin, Bellini’nin ekşi şeftalisinin, biraz uzaktaki limonun kokusu geliyor. İşte şimdi İtalya’dayım; aradan hiç zaman geçmemiş gibi. Denizin üzerinde asılı bir hâlimiz var burada. Amalfi kıyılarının tüm renkleri etrafımızı boyamış. Lorenzo menüden Dipinto di Blu söylüyor; ben La Dolce Vita’yla devam etmek istiyorum. Bologna’daki aperitivo’larımızda istisnasız Aperol içerdik. Sanki bir daha içemeyecekmişiz gibi. Hatırlarsın; anlatmıştım. Oradan sonra birimiz İstanbul’a, diğerimiz Londra’ya… Şimdi Franco’s’un antika, Venedik cam işi lambalarının arasında bir başka aperitivo’dayız. Milanolu bir tasarımcının elinden çıkan mavi, geniş, mütevazı metal sandalyelerde oturuyoruz; uzun bir yolculuk sonrası dinlenmek üzere. Yan masada dört kardeşin kurduğu Le Sirenuse’nin hikâyesi anlatılıyor. Kalabalık, bir orkestra gibi uyumlu, müşterek hareket ediyor. Zaman geniş, göz alabildiğine deniz… Önümüzde patatine, olive, noccioline, pistacchi ve bol bol salatini. Sohbet arasında ne kadar yediğimi sayamadığım, “un altro giro”ların havada uçuştuğu bir turuncu-mavi akşamüzeri. Ah, saymayı bıraktığım, saatleri değil renkleri bildiğim günleri özlemişim.
Dilerim Akdeniz’in zahter kokan güzelinde sen de turuncuların mavilere karışmasını en kısa zamanda seyre durursun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün 19 Haziran. Soli'de "Müşterek Sofralar" Günü. Akdeniz bavulumuzu topladık. Çatal bıçak sesine karışan kahkahalar, okurken kuma düşmüş kitabın huzuru, yandaki şezlongda yatan arkadaşa uzatılan kulaklığın teki var içinde.
19 Haz 2021

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.

Halihazırda yoğun ilgi gören tatil beldelerine “instagramlanabilir” yeni keşiflerin de eklenmesiyle özellikle yaz aylarında dünyanın dört bir yanındaki dingin kasabalar turist akınına uğruyor. Peki popüler tatil destinasyonlarında düzeni sağlamak adına alınan yaratıcı (ve kimi zaman oldukça katı) önlemler neler?



