Miadı dolan meydanlar

Tarihte kente aidiyet duygusunun kazanıldığı, yurttaşlık bilincinin geliştirildiği mekânlar olarak görülen meydanların, bugün şehirliyle ilişkisi üzerine.
Miadı dolan meydanlar

Talentmelon - 16 Mayıs - İstanbul
Talentmelon ile birlikte

Talentmelon, Türkiye’nin ilk OKR Forumu nu düzenliyor! 20 Mayıs Perşembe günü gerçekleşecek online OKR Forum Türkiye etkinliğinde, alanında bilinen uzmanlar, OKR hakkında detaylı bilgi aktarırken, bu yenilikçi yöntemi kullanan şirketlerin liderleri de deneyimlerini paylaşacak. Şirket içi bütünsel uyum yakalamanın en etkin yolu: OKR Google, Amazon, Twitter gibi çevik şirketlerin kullandığı yenilikçi bir yönetim metodolojisi olan OKR (Amaçlar ve Ölçümlenebilir Neticeler) sayesinde şirketler amaçlarını, sürdürülebilir ve ölçümlenebilir kriterlere bağlıyor ve tüm ekipler aynı amaçlar doğrultusunda bütünsel bir uyumla etkin bir şekilde çalışıyor. Katılımcıları Ne Bekliyor ? Girişimler için insan ve kültür konularında danışmanlık hizmeti veren Talentmelon ev sahipliğindeki bu yarım günlük forum boyunca, OKR nedir, OKR nasıl uygulanır, OKR kültürü nasıl yaratılır ve OKR'ın başarılı olması için nelere dikkat edilmelinin yanı sıra daha bir çok konu konuşulacak: Şirket içi anlamlı hedefler OKR ile birlikte nasıl oluşturulur? OKR uygulamalarında en sık yapılan hatalar Yurt dışındaki şirketlerden OKR uygulama örnekleri Türkiye'de OKR uygulayan şirketlerden vaka analizleri Başka Neler Var? Toplulukların gücüne inanan bir ekip olarak, Slack ve Clubhouse' 'da şirket kültürü, yetenek kazanımı, liderlik ve de OKR gibi konularda deneyimleri paylaşmak için profesyonel topluluklar oluşturuldu. Ayrıca talentmelon ekibi, sizler için kendi deneyimlerinden yola çıkarak OKR hakkında farklı rehberler hazırladı. Sizi, 20 Mayıs Perşembe günü, OKR deneyim ve hikayelerini öğrenmeye davet ediyoruz. Forum'a ücretsiz kayıt ve daha fazla bilgi için tıklayın!

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Georg Simmel, Louis Wirth ve hatta Emile Durkheim, Karl Marx ve Max Weber “daha kentsel” olan alanlarda topluluk duygusunun yok olduğunu öne sürmüşler. Kentleşmenin hızlanması ve büyük kentlerde çok sayıda insanın yaşamaya başlamasının topluluk duygusunun ve mekâna bağlılığın yok olmasına, genel olarak da anonimleşmeye ve yabancılaşmaya yol açtığını, bunların da kentsel yaşam kalitesinin düşmesiyle sonuçlandığını savunmuşlar. 

İşte, tam olarak bu bilgileri hatırlıyorum Taksim Meydanı’nda bir bankta otururken. Tek gördüğüm birbirinin yüzüne bakmadan hızla yürüyen insanlar ve birbirinden sıkılmış çokça bina. Tek duyduğum, korna sesleri ve telefonda konuşan sinirli insan sesleri.

Halka açık bir meydanda bulunmak bir arkadaş, tanıdık ya da yabancının yaklaşmasına açık olmak demektir, bu gerçeğin farkındayım. Belki de hazırlıklı olmam gerekiyordu tüm bu duruma ya da daha doğrusu bu durumu göze almış olmam gerekiyordu Taksim Meydanı’nın göbeğinde oturmayı seçerken. 

Taksim Meydanı

“Meydan ne insanların dağılmasına neden olacak kadar büyük ne de mekân içindeki nesnelerin rahatça algılanmasını önleyecek kadar küçük olmalıdır.” kuralından yola çıkarak, neden “Taksim Meydanı” diyoruz da Galata Kulesi etrafı bir meydan sayılmıyor diye sorguluyorum kendi kendime. Bu sorgulama devam ederken, derin bir iç çekişle birlikte oturduğum banktan kalkıp Galata Kulesi’ne doğru yürümeye karar veriyorum. Galata Kulesi’ne gidip ona anlatmak istiyorum içimdekileri. Anlaşılan dertleşmeye ihtiyacım var. Ayrıca, Taksim Meydanı’nı giderek tanıyamamamdan da değil bu sorgulamalar ya da Galata Kulesi’ni ayrı bir sevmemden de değil. Giderek yaşadığım şehre yabancılaşmam canımı sıkıyor, şehrimin meydanlarında vakit geçirmek istemeliyim gibi hissediyorum. Hem “olması gereken” de bu değil mi zaten? Meydanın şehri yaşayanlarda bir yer ve aidiyet duygusu oluşturması gerekmiyor mu? Bir “yer”e ait olma duygusu hepimiz için çok önemli bir gereksinim değil mi? 

Bir şehrin kimliği: Meydanlar

Galata Kulesi’ne doğru inerken “meydan” kavramı üzerine düşünüyorum. Tarihsel süreç içinde şehir meydanları agora, forum, campo, piazza gibi değişik isimlerle anılmış. Paris’de Place de la Concorde, Moskova'da Kızıl Meydan, Londra'da Trafalgar Meydanı, Kahire'de Tahrir Meydanı gibi meydanlar, önemli toplumsal hareketlerin başlangıç noktası olarak bir üne sahip. Tarihin farklı dönemlerinde çeşitli amaçlar için kullanılan meydanların en etkin kullanımı da Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde olmuş. Orta Çağ, Sanayi Devrimi, kapitalizm, modernizm ve küreselleşme dönemlerinde şehir meydanlarının işlevlerinde ve fiziksel olarak yapılarında değişimler yaşanmış.

“Psikolojik yorulma yerleri”

Galata Kulesi’ne yaklaştığımda yüzümdeki buruk gülümsemenin sebebi Zucker’in sözleri oluyor: Zucker’e göre meydan, kent dokusu içinde “psikolojik bir dinlenme yeri”.  Bu cümleyi düşündükçe, Taksim Meydanı için yaptığım sorgulama daha da anlamlı geliyor. Nitekim, az önce hissettiğim duygular dinlenme yerindense daha çok zihinsel yorulma yeri gibiydi… 

Büyük resmi görmek

Bu sefer Galata Kulesi’nin İstanbul, Bizans ve Cenevizliler’i kapsayan çağrışımları içinde, 528 yılında Bizans İmparatoru Anastasius tarafından fener kulesi olarak ilk inşa edilişini ve İstanbul’un en önemli sembolleri arasında yer alışını düşünüyorum: Böylesine tarihî bir yer olan Galata Kulesi’nin, meydan işlevi için neyi eksik?

Antik Yunan’daki agoralardan bu yana gezegenin birçok yerinde bir merkezin etrafında kendine yaşam alanı kurmuş bizlerin, bir yeri "meydanlaştırmak için nelere ihtiyacımız var? “Başarılı Meydanlar İçin 10 İlke” gibi kriterler değil burada bahsettiğim, önceden belirlediğimiz mekânlarda değişiklik yapma şansımız olabilir mi sizce? Miladı dolan meydanlarla vedalaşma vaktimiz geldiyse, yenilerini karşılamaya ne kadar hazır hissediyoruz?

Ben aklımdan bu soruları geçirirken Galata Kulesi her şeyden habersiz tüm heybetiyle duruyor işte karşımda. Belki de Galata Kulesi’nin etrafının bir meydan olmaması iyidir diyorum bir süre sonra. İşte burası gerçek bir dinlenme yeri. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Gidemeyen mi kalamayan mı?

-İkisi de. Bu hafta da aidiyet üzerinden sorular sormaya devam ediyoruz: Bir yolda olma hâli olarak göçebelik, dolmanın asıl sahibi, sokağın daimi sakinleri, miadı dolan meydanlar.

16 May 2021

Talentmelon ile birlikte
Fotoğraf: Mehmet Şimşek

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni