MODA TEDARİK ZİNCİRİ DÖNÜŞÜMÜN BİR PARÇASI OLABİLİR Mİ?

Tedarik zincirinde hangi halkaları onarmayı kaçırdığımızı bir kere daha düşünmek üzere.
MODA TEDARİK ZİNCİRİ DÖNÜŞÜMÜN BİR PARÇASI OLABİLİR Mİ?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Merve Odabaş

Yaşam devam ettiği sürece değişimi durdurmak mümkün değildir. Hız kavramını iş modeli hâline getirmiş bir endüstri için de bu durum geçerlidir. Hızlı moda kavramı, sürekli değişimden beslenir. Değişen koleksiyonlar, değişen trendler, değişen malzemeler… Bu değişimler devam ederken tekstil üretiminde rekabet artar, fiyat baskısı başlar, ürünlerin piyasaya sürülme sürelerinin hızlanması talep edilir ve bu sebeplerle karmaşık üretim yapıları ortaya çıkar. Tekstil tedarik zinciri bu tarz operasyonel faktörleri içerir ve tüm bu aşamalar bizlere tekstil sektörünün yapısını anlatır.

Tedarik zinciri, mal ve hizmetlerin tedarik aşamasından üretimine, oradan nihai tüketiciye ulaşmasına kadar birbirini izleyen tüm süreçleri kapsar. İş süreçleri açısından bakıldığında tedarik zinciri; satış süreci, üretim, envanter yönetimi, dağıtım, tedarik, satış tahmini ve müşteri hizmetleri gibi pek çok alanı içine alan büyük bir yelpazedir.

Tedarik zinciri yönetimi birçok süreci içerdiği için karmaşık bir yapıya sahiptir ve uygulanması kolay bir süreç değildir. Tedarik zinciri üyeleri (markalar, kuruluşlar) kendi iş süreçleri yanı sıra çoğunlukla yabancı oldukları diğer iş ortaklarının süreçlerini de yakından takip etmek ve denetimlemek zorundadır.

TEDARİK ZİNCİRİ REFORMU NASIL MÜMKÜN?

Etik bir tedarik zinciri, aslında her konuda olduğu gibi farklı düşünmek ve sorgulamakla başlar. Tasarım aşamasından, yukarıda bahsettiğim tedarik zincirinin tüm süreçlerinin dünyayı ve insanları ne şekilde etkileyeceği düşünülmeli ve kontrol altına alınmalıdır. Geleneksel moda tedarik zincirlerinde, 8.000'den fazla çeşit sentetik kimyasal ham madde kullanılır ve bu hammaddeler sebebiyle büyük miktarlarda su ve kaynak israf edilir. Bununla birlikte, iş gücü sömürüsü üretim fabrikalarında oldukça yaygındır. Hızlı modanın sebep olduğu acımasız çalışma koşulları da bu süreçlere dâhildir. Moda tedarik zincirini olabildiğince “verimli” hâle getirmeye zorlamak, büyük kuruluşların kâr hanesi için etkili olsa da işçi hakları için büyük bir istismardır.

Etik moda, tedarik zinciri yönetimini farklı bir şekilde tanımlasa da tarihsel incelemeler yaptığımızda; maliyetleri düşürürken, verimliliği arttıran bir süreci ifade eder. Etik tedarik zinciri yönetimi; marka veya kuruluşların ürün oluşturma sürecinde, sistem boyunca çalışan işçilere uygun muamele ve ödeme yapacağı anlamına gelmelidir. Çiftçilerden, fabrikalardan ve iş ortaklığı yürütülen tüm aktörlerden şeffaflık talep etmeli ve bu şekilde çevresel zarara veya işçi sömürüsüne katkıda bulunmadığından emin olabilmelidir.

Geleneksel modanın çoğunlukla gözden kaçırdığı son adım olan ve belki de en önemli adımlardan biri olan tedarik zincirinin tüketim aşamasıdır. Bu bilgi çoğu insan için hatta hâlâ benim için bile şaşırtıcı olsa da gözden kaçan konulardan biri şudur ki; moda endüstrisinin neden olduğu çevresel zararların çoğu, giysilerin mağazadan çıkıp kıyafet dolaplarımıza yerleştikten sonra meydana gelir. Yıkama sürecinde kaynaklanan esas iki sorun vardır. Giysilerde yer alan mikroplastikler sularımıza karışır ve yıkama esnasında kullanılan suyu ısıtmak için yüksek miktarda enerji kullanılır. 

Tüm bu unsurlar küçük ölçekte önemsiz görünse de hızlı yaşam döngüsünde tehlikeli sonuçlara sebep olur. Doğayı Koruma Birliği’ne göre, sentetik kimyasal kullanılan giysiler şu anda küresel giyim endüstrisinin yıllık elyaf tüketiminin %60’ını ve okyanustaki mikroplastiklerinin %35’ini oluşturmaktadır. Bu verileri tüketicinin bilinçlendirilmesinin zincirdeki önemini vurgular.

Aslında kapalı kapılar ardında işleyen süreçleri gün yüzüne çıkarmak, tüm iş ortaklarıyla doğru bilgiyi paylaşmak, çevresel ve sosyal hakları göz etmeksizin herkesin hassasiyet noktalarına saygı duymak ve hayata geçirmek bu süreci yeniden tasarlamamızı ve dönüştürmemizi mümkün kılabilir. Birçok konuda olduğu gibi tüketiciye de bu konuda iş düşüyor. 

Üretim söz konusu olan her yerde tedarik zinciri muhakkak olacaktır. Ham maddeden başlayan yolculuk bizlerin dolaplarında son bulurken, sahip olduğumuz ürünün geçmişiyle ilgili bilgi talep etmek tüketicinin en büyük hakkıdır. Bugüne kadar neyin hakkımız olup olmadığını sistem maalesef bize unutturdu. Evet, unutturdu diyorum çünkü bu bilinçli gerçekleştirilen bir eylemdi. Sorgusuz sualsiz ve oldukça hızlı satın almamız ve bunu sürekli tekrarlamamız sistemin tasarımıydı. Bu hız içinde hakkı yenen işçiler, tükenen dünya kaynakları, adil olmayan ticaret koşulları; vitrinlerde sunulan kıyafetler kadar parlak ve renkli değildi. Gerçeklerin parladığı ve değer gördüğü bir endüstrisi için sorgulamaya ve dönüşüme gönüllü olursak, hem kendimize hem de çevremize büyük faydalar sağlamamız kaçınılmaz olacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

ANGST 26: DİBİNİ GÖRENE KADAR

Dibi görmek çözümü getirir mi? Karbon emisyonundan mürekkep, tişörtten ayakkabı, sonuna kadar kullanılmış kozmetik ürünleri ve tedarik zincirindeki zayıf halkalar üzerine.

25 Nis 2021

ANGST 26: DİBİNİ GÖRENE KADAR

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Pelin Cengiz

·

17 Ağu 2026

Dijital çağ kolonyalizminin yeni adı: Plastik atık sömürgeciliği
AngstAngst

HİKAYE

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Metin V. Bayrak

·

16 Ağu 2026

Ödünç tercihler: Çok şey seçiyoruz, peki ne kadarına biz karar veriyoruz?
AngstAngst

HİKAYE

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Pelin Cengiz

·

12 Ağu 2026

COP31 hakkında bilmediklerimiz: İklim Zirvesi’ne başkanlık etmenin maliyeti nedir?
AngstAngst

HİKAYE

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Elif Bayram

·

12 Ağu 2026

Dünyaya doğru yürümek: Neden yürümeye sahip çıkmalıyız?
AngstAngst

HİKAYE

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?

Tuğçe Isıyel

·

09 Ağu 2026

Özgün değiliz, hiçbirimiz: Aynının cehenneminden kaçış