Ocak 2025 beklentileri: Merkez Bankası faiz indirimlerini nasıl yönetecek?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Yılın son ayına girilmesiyle birlikte piyasalar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararına odaklandı. Kasım ayında da faizi sabit tutan TCMB, bu kararıyla birlikte sekiz toplantı üst üste faizi değiştirmemiş oldu. Yılın son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını 26 Aralık günü yapacak olan TCMB'nin faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı merak edilirken bu ay PPK sonrası açıklanacak metnin satır aralarında verilen mesajlar da epey önemli olacak.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, katıldığı bir toplantıda şu değerlendirmede bulunmuştu:
“Para politikamızdaki kararlı duruşumuz yurt içi talepte dengelenme, TL’de reel değerlendirme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla aylık enflasyonun ana eğilimini düşürmeye devam edecek. Mart'ta yüzde 50’ye çıkardığımız politika faizini sekiz aydır sabit tutuyoruz. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.”
Ayrıca: Karahan, yıl sonunda enflasyonun %44’e düşmesini beklediklerini, yaz aylarında baz etkisiyle hızlı düşen enflasyonun aylık iyileşmelerle düşmeye devam edeceğini, 2025 sonunda enflasyonu %21’e indirmeyi hedeflediklerini söylemişti.
TCMB ekonomisti Abdullah Kazdal imzasıyla yayınlanan blog yazısında da şu ifadelere yer verildi:
“Sonuç olarak, yakın döneme ilişkin göstergeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, talebin yavaşlamaya devam ederek enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelere geldiğini ima ediyor. Sıkı para politikası sonucunda sürecek olan iç talepteki dengelenme ve önümüzdeki dönemde negatif düzeylerde gerçekleşeceği öngörülen çıktı açığı, dezenflasyon sürecinin önemli bir bileşeni olacak.”
Özetle: TCMB’nin talep koşullarının artık enflasyondaki düşüşü desteklediğini ima ederek piyasayı faiz indirimine hazırladığını söyleyebiliriz.
- TCMB, faiz indirimlerine Aralık'ta mı yoksa Ocak'ta mı başlayacak? Enflasyonun seyri bize neler söylüyor? Ekonomideki daralma, değerli TL, ihracatçı sektörlerdeki yavaşlama 2025 için bize ne gösteriyor? ABD’de Donald Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesi ardından Suriye’de Esad rejiminin düşmesiyle oluşacak yeni dengeler TCMB politikaları nasıl etkileyecek?
Akla gelebilecek soruları Prof. Dr. Sinan Alçın, Prof. Dr. Murat Birdal, ekonomist Arda Tunca, Ömer Rıfat Gencal ve Güldem Atabay'a sorduk.
Sinan Alçın: Faiz üzerinden parasal genişleme ihtiyacı artıyor
Prof. Dr. Sinan Alçın’a göre, faiz indiriminin Ocak ayında olma ihtimali yüksek çünkü TCMB yıl sonu enflasyonunu görmek isteyecek. Alçın, TCMB’yi faiz indirimine zorlayan unsurun enflasyonla mücadeledeki başarı olmadığını, finansal istikrarsızlık olduğunu söyleyerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Üretimdeki tıkanma, sanayideki duraksama, ikinci ve üçüncü çeyreklerdeki daralma, son çeyrekte de güçlü bir daralmanın yaşanacak olması, konkordato ilanlarındaki ve iflas başvurularındaki artış, ihracatçı sektörlerin değerli TL sebebiyle uğradıkları zararlar, ekonomide çok güçlü bir soğuma olduğunu gösteriyor. Bu da, faiz üzerinden parasal genişleme ihtiyacı şiddetini artırıyor.
Suriye’deki altüst oluşla birlikte yağma ekonomisi, ABD’de koltuk değişiminin getirebileceği riskler, Rusya-Ukrayna savaşının biçim değiştirerek Avrupa’ya sıçraması gibi ihtimallerin masada olduğu 2025’te ham petrol fiyatlarında yukarı yönlü sert hareketler görebiliriz. Bu durumda ne uygulanan para politikasının ne uygulanmayan mali disiplinin bir anlamı kalır. Esas mesele maliyet baskısı olur.”
Alçın, Suriye’de Esad rejiminin sona ermesinin ardından oluşacak yeni durumun Türkiye’ye olası etkileriyle ilgili şunları söylüyor:
“2011’den bu yana 'düzensiz göçmen' adı verilen ağırlıklı olarak Suriye’den gelen halk kesimleri, ucuz işgücü deposu olarak görüldü. Maraş, Antep gibi kentler, emek sömürüsünün en yoğun olduğu kentler oldu. 2018’den beri yaşanan nakit akışındaki darboğaz da böylece Suriye’den gelen göçmenlerin harcamalarıyla ötelenmiş oldu. Lokanta, otel, cafe gibi yerler bu harcamalarla döndü; konut piyasasında vatandaşlık veriliyor olması önemli konut alımı yarattı. Şimdi bunun bir miktar terse dönmesi beklenebilir. Gelenlerin tamamı geri dönmeyecek ama giden kesim tüketim harcamalarında azalma yaratacak. Konut ve kira fiyatlarında bölge illerinde geri çekilmeler görebiliriz.
Diğer yandan, Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye’den inşaat firmalarının ne kadar ihale alacağı, ABD ve İsrail’in ne kadar müsaade edeceğine bağlı. Şu anda orada bir yağma düzeni var. Bundan sonraki düzenin Irak’a benzeyeceğini söylemek çok yanlış olmaz. Bir şekilde bu egemen devletlerin kontrolünde kalan kukla yönetimler göreceğiz. Bu büyük yeniden yapılanma projelerinin büyük finansman ihtiyacı var, bu da ağırlıklı olarak Dünya Bankası tarafından karşılanacak. Bir anlamda ABD’nin isteğine göre şekillenecek denebilir. Ne göçmenler düşünüldüğü gibi akın akın ülkelerine dönecek, ne bu kriz Türkiye açısından fırsata dönecek, ne de inşaat sektörü ihya olacak diyebiliriz.”
Murat Birdal: Suriyelilerin dönüşü TCMB politikalarını şekillendirecek
Prof. Dr. Murat Birdal, Aralık ayından önce TCMB’nin faiz indirimine gitmesinin özellikle yıl sonu enflasyonuna kur üzerinden etki edebileceği için istenen bir durum olmadığını belirtti:
“Yıl sonu enflasyonu memur ve emekli maaşları üzerinde doğrudan belirleyici bir rol oynuyor. Asgari Ücret Komisyonu’nda da belirleyici etkenlerden bir tanesi. Ertelenen zamlar, kritik kararlar hep yılın başında alınır ki maaşlara yapılan zamlar, bu enflasyonist etkiden etkilenmesin. Yılın ilk iki üç ayında alınan zam kararlarıyla maaşların önemli ölçüde eridiğini görürüz.”
Peki bu durum kura ne ölçüde yansıyacak? Birdal şöyle yorumluyor:
“TCMB’nin kurdaki sert hareketleri en azından kısa vadede önleyebilecek bir rezervi oluşmuş durumda. Swap hariç net rezervlerde 50 milyar dolara yakın kaynak oluştu. Rezerv pozisyonu son üç yılla karşılaştırılamayacak düzeyde olumlu bir görünüm arz ediyor. Şu anda reel olarak TL ciddi anlamda değer kazanıyor. Bu politika birkaç ay daha devam ettirildiği sürece ihracatçı sektörlerde ciddi bir yavaşlamayla karşı karşıya kalacağız. Burada TCMB’nin kurun kontrollü şekilde tırmanmasına izin vereceğini düşünüyorum. Aksi takdirde reel ekonomide çok daha yıkıcı sorunlar ortaya çıkacak.
Dışsal şoklar ve belirsizliklere gelecek olursak… Suriye’de belirsizlik ortamıyla askerî harcamaların artması, yine kamu bütçesini zorlayacak etkiler yaratabilir mi? Suriyeli nüfusun geri dönüşünün üretim maliyetleri açısından etkisinin önemli olduğunu düşünüyorum. Kiralar üzerinde belki düşürücü bir etki yaratır ancak esas olarak işgücü maliyetlerini artıracak bir rol oynayacak. Geri dönüş, bazı sanayi sektörlerinde üretim maliyetlerini çok ciddi tırmandıracak hatta kısa vadede istihdam yaratmadaki zorluklar da düşünüldüğünde üretimde aksaklıklar oluşturacak. Bu TCMB’nin gelecek dönem politikasını şekillendirecektir.
Gelecek dönemde faizin 5'er puanlık indirimler şeklinde değil, 2-2,5 puanlık 8-10 adımda indirileceğini düşünüyorum. Enflasyon beklentisiyle orantılı cari enflasyonun üzerinde tutmaya özen göstererek bu faiz indirimleri gerçekleştirilecektir.”
Arda Tunca: TCMB, enflasyonla mücadelede tek başına kaldı
Ekonomist Arda Tunca’ya göre enflasyon direniyor, enflasyondaki kırılma çok yavaş ilerliyor. Peki neden böyle?
“Buradaki ana etken içerideki yüksek gelir gruplarının yaptığı harcamalar ve hizmet sektörü. Hizmet sektörünün arkasında da konut, kira, otel, restoran harcamaları ağırlıklı gidiyor ki bunlar, kira haricinde yüksek gelir gruplarını ilgilendiriyor. Dışarıda ise ABD Merkez Bankası’nın (Fed) bundan sonra ne kadar politik etki altında kalacağına bakılacak. Bugüne kadar böyle bir şey görmedik, genelde politik etki altında kalmıyor ama kinci Trump dönemi ilk Trump dönemine göre Fed açısından daha sert geçecek gibi görünüyor.
Trump, kurumsal altyapıyı yıpratacak işler yapacaktır ama Trump etkisi küresel anlamda daha düşük büyüme oranlarını, korumacılığın çok arttığı bir dönemi de beraberinde getirecek. Bu faizlerin inmesi için de zorlayıcı olacak çünkü herkes piyasadan para arayacak. Faizlerin hem büyümeyi desteklemek için indirilmesi gerekecek hem de bizim gibi ülkeler faizi çok indirmekte zorlanacak. İki taraftan da Türkiye açısından bir sıkışmışlık oluşacak.”
TCMB'nin bundan sonra izleyebileceği yol haritasıyla ilgili ise Tunca'nın görüşleri şöyle:
“Eğer TCMB politik baskı altında kalmazsa ve kendi bildiği yöntemleri uygulayacak olursa 'sıkı duruş' dediği şeyi durduracaktır ama çok fazla alternatifi olan bir pozisyonda da değil. Çünkü maliye politikası tarafından TCMB’ye destek gelmiyor. TCMB enflasyonla mücadelede tek başına ama kendi içlerinde de roller karışmış durumda. Asgari ücretle ilgili açıklama yapıyorlar.
Faiz indirimi için Aralık erken olur ancak Ocak ayında ufak da olsa bir indirim gelmesi gerekiyor. Enflasyon yüzde 47’ye düştü, yıllık bazda biraz daha düşse de, TCMB’nin enflasyonla aradaki farkı buralarda tutmak istiyorum mesajını vermesi lazım. TCMB’nin piyasada nakit akışı sağlayacak bir indirime gitmesini beklemem ama en azından bir konum belirlemesini beklerim.
2025 sonunda enflasyonun yüzde 27-28’lere gelmesini bekliyorum ama yıl içinde yine enflasyonun direnç gösterdiğine şahit olacağız. Hem maliye politikası yardımcı olmuyor hem de hizmet sektörü tarafında kayıtdışı ekonomi var.”
Güldem Atabay: Bir yerde seçim ekonomisine geçilecek
Ekonomist Güldem Atabay, talep/üretim dengesizliğinden kaynaklı olarak artık enflasyonist baskının olmadığına, Türkiye ekonomisinin iki çeyreklik teknik resesyondan sonra beklenenden daha hızlı daralacağına dikkat çekerek, “Bu bile TCMB tarafından aslında kontrol edemediğimiz faktörler olduğu, dolayısıyla ekonomiyi daha fazla daraltmaya gerek olmadığı gerekçesiyle faiz indirimi mesajı veriyor” diyor.
Aralık ayı ile Ocak ayı arasında faiz indirimi açısından çok büyük bir fark olmadığını kaydeden Atabay, faiz ve enflasyon tarafındaki beklentilerini şu değerlendirmelerle paylaştı:
“TCMB’de temelde iki araç var; biri faiz, diğeri Türk Lirası. Yabancılardan çok KKM dönüşlerinden gelenler, TL’de daha çok kısa vadeli fonlara park etti. O fonlardaki paranın enflasyondaki performansa bağlı olarak TL enstrümanlarda kalması bekleniyor, dövize dönmesi değil. O yüzden dövize dönüşü de engellemek için bu faiz indirimi sürecinde TL’yi baskılamaya devam edecek, maliyeti de baskılama aracı olarak kullanıyor.
Maliyetler baskılandığında belli bir vadeyle hizmet fiyatlarındaki katılığı da bir miktar daha kırmak mümkün. Böyle bir döngüde iki çeyreklik eksi büyüme geldi. TCMB, ekonomiyi daha fazla daraltmamak adına bu faizle enflasyon makasını koruyacak şekilde faiz indirimlerine başlayacak. İndirimlerin kademeli olarak süreceğini düşünüyorum.
Enflasyonda 2025 sonunda %30-33 civarı bir rakam bekliyorum. O yüzden faiz indirimleri beklenenden çok daha erken bitecek. TL’nin çok sıkı kontrol altında kalmasını bekliyorum. Rezervler çok güçlendiği için istediği zaman tekrar kullanabilir, sanmıyorum ama Cumhurbaşkanı isterse yeni bir Nas politikası başlatabilir.
Siyasi olarak ortam çok karışık, Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanı olmak istediğini biliyoruz. Bunun iki yolu var: Anayasa ve referandum. Bu yangın ortamında Anayasa değişikliğine gidilemez ama erken seçime gidilir. Erken seçimi de 2026 sonu 2027 başı gibi görüyorum. Biraz daha sıkı para politikasını ve maliye politikasını 2025 sonuna kadar görürüz. Bir yerde seçim ekonomisine geçilecek. 2025 enflasyonda kırılma yılı olur, yüzde 30-35 civarında seyreder.”
Ömer Rıfat Gencal: Hangi faiz seviyesinde portföy değişikliklerinin olacağı önemli
Ekonomist Ömer Rıfat Gencal göre, yazılan hikaye, geçmiş dönemlerdeki hikayeyle hiç uyuşmuyor. Gencal, bunun nedenini şöyle açıklıyor:
“Toplum olarak TÜİK’in verilerine güvenmiyorsak ortaya çıkan faiz seviyesinin ne olduğu konusunda da fikir sahibi olamıyoruz. Gelecek bir yılda enflasyonun ne olacağı konusunda hane halkının farklı beklentisi var, iş âleminin farklı beklentisi var, piyasa yapıcı denilen kim olduğu belli olmayan bankaların birtakım beklentileri var. Biz bu çerçevede el yordamıyla bir faiz oranı bulmaya çalışıyoruz.
TCMB’nin karar verirken bakacağı şey, benim elimde yeterli miktarda rezerv var mı ve elimdeki rezervi kullanırken insanları portföy tercihinde TL’de tutabilecek miyim, tutamayacak mıyım? Elinde çok kısa vadeli TL tutanların faiz oranı düştüğü zaman hangi portföy değişikliği yapacağı aslında önemli.
TCMB tarafından enflasyonla ilgili beylik laflar edildikten sonra Ocak ayında 250 baz puanlık bir indirim yapılır diye tahmin ediyorum. Her şeyden önemlisi yazılan hikaye, bu yazılan hikayeye inananlar ve yönetim sistemi. Faiz indirimi konusunda TCMB’nin yüzde 100 inisiyatifi olduğunu söylemek mümkün değil. Siyaseten ortaya çıkacak yeni bir durum, mesela Cumhurbaşkanı’nın erken seçimle ilgili ne söyleyeceği, TCMB Başkanı’nın ne söyleyeceğinden daha önemli. Aynı asgari ücretle ilgili verilen mesajlar gibi.
Asıl önemli olan portföy değişikliklerinin yapılıp yapılmayacağı. Hangi faiz seviyesine kadar düşüldüğünde bu portföy değişikliklerini olacağı önemli. Enflasyon burada ikincil bir durum olarak kalıyor. Diğer taraftan, kuru ne kadar baskılarsanız arka planda ekonomik verimsizliklerin ortaya koyduğu kur patlama riski de bir sonraki dönem çok daha artıyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, TBMM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında İmralı ile 23 Ekim’de yapılan görüşmeye ilişkin ayrıntıları aktardı.
12 Ara 2024

YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalardaki iştah ve enerji, yoğun sermaye harcaması, bol sermaye ve rekabetçi büyüme arzusuyla öne çıkan Reagan dönemi 1980'ler, 1998-99 ve 2004-06 yıllarını andırıyor.

Ortaya çıkan tablo, daha az konuşan ancak şeffaflıktan ödün vermeyen, iletişimini daha sade metinlerle kuran, piyasaya daha az yönlendirme yapan fakat hedefleri konusunda daha kararlı ve kurumsal açıdan daha disiplinli bir merkez bankası modeline işaret ediyor.

Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.





