Parayla aklanan günahlar

Televizyonda uçuşan milyarlar ortadaki sefaletin izlerini silemez.
Parayla aklanan günahlar

10 Şubat - Konuşmamız Gerek Derneği
Konuşmamız Gerek Derneği ile birlikte

Afet bölgelerinde regl bakımı hakkında Konuşmamız Gerek Deprem felaketi sonrası kısıtlı kaynaklara sahip afet alanlarında regl bakımı sağlamanın zorlayıcılığına dikkat çeken Konuşmamız Gerek Derneği , hijyenik ped ve tampon gibi menstrüel ürünlerin ve tuvalet kağıdı, sabun, bez gibi regl bakımını destekleyici ürünlerin afet bölgesine gönderimini önceliklendiriyor. Nedir? Konuşmamız Gerek Derneği 2016 yılından bu yana Türkiye’deki regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele ediyor. Türkiye’de var olan regl tabusunun afet bölgelerinde menstrüel ürünlere duyulan ihtiyacın dile getirilmesini zorlaştırabileceğinin farkında olan Konuşmamız Gerek Derneği , uzun vadeli ihtiyaçlara cevap verebilmek için bağış çağrısında bulunuyor. Konuşmamız Gerek Derneği ’nin saha çalışmalarına para veya menstrüel ürün yardımlarınızı iletmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Enes Köse

Toplumsal krizler patlak verdiğinde insanlar mevcut krizin çıktıları kadar, o krize sebep olan dinamiklere de bakmaya başlarlar. Bu dönemler toplumsal hafızanın en güçlendiği dönemlerdir. Çünkü gündelik hayatın körleştirici sıradanlığında bir kırılma meydana gelmiş, olağan akış yerini hatalar ve günahlar silsilesinin ifşasına bırakmıştır. Bu dönemler krizin faturasını oldu bittiye getirmek için verilen amansız mücadelelerin de görüldüğü zamanlardır. 

Ulusal kanallarda ortak yayınlanan bir yardım programına şahit olduk. Ünlülerin ve çeşitli camialardan insanların yüzleri, sesleri ve daha çok isimleriyle ön plana çıktığı bu programda, devlet de “en çok biz burdayız” dercesine kurumlarıyla boy gösterdi. Henüz bir hafta önce insanların yakınlarını enkazın altından çıkarmak için vinç kiralamak zorunda kaldığı bir ülkenin televizyonlarında yaşandı bunlar. 

Hayırseverlik en başından beri sistemde oluşan çatlakları kapatmak için hızlıca oyuna sokulmuş, toplumsal değişimi yönetme stratejisi olarak işlev görmüştür. Elitlerin ya da iktidar  sahiplerinin aradaki güç ilişkilerini gizlemek ve güçsüzleri onları sömüren düzene entegre etmek için başvurduğu bu yol, kriz zamanlarında da oldukça etkin bir şekilde kullanılıyor.

Bu stratejinin kökleri yirminci yüzyıla dayanmaktadır. Edward Berman’ın da belirttiği gibi kritik dönemlerde sahneye çıkan hayırseverlik, toplumsal uzlaşmanın ancak yoksulluk ve zenginlik uçlarının bir şekilde azaltılmasıyla sağlanabileceği anlayışıyla hareket ediyor. Bu, kriz zamanlarında çiğ bir beraberlik söylemiyle işe koşuluyor. Yani deprem bölgesindeki sefaletle, televizyonda saçılan milyonlar arasındaki uçurumun yapay bir şekilde kapatılmaya çalışılmasıyla sağlanan sahte bir uzlaşmadan bahsediyoruz. Üstelik genellikle bir defaya mahsus gerçekleşen bu uzlaşma çabası, sefaletin ortasındaki yalnızlığa kalıcı çözümler sunmuyor.

Bizden alınan paraların başkalarının adıyla bağışlandığı bu yardım geçidinde ortada bir alışveriş daha vardı: Simgesel sermaye. Kurumlarıyla, şirketleriyle ve adı çoktan kötüye çıkmış kişileriyle orada itibar, tanınma ve günah temizleme gibi simgesel kazançlar için tahayyül bile edemeyeceğimiz miktarlar açıklanıyordu. Gürültü çıkararak saklanmaya çalışılan günahlara tanık oluyorduk.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, simgesel iktidar kavramını hem tahakküm kuranın hem tahakküme uğrayanın rızasını sağlayan bir meşrulaştırma gücü olarak nitelendiriyor. Yani bu simgesel sermayeyle birlikte hem meşruiyet sağlanıyor, hem de  egemenlerin düzeni hiçbir yara almadan devam ediyor. Aslında hâkim grup, tâbi gruba bir çeşit avans veriyor, karşılığında ise “kolektif bir inanç” ve “güven sermayesi” elde ediyor. 

Özellikle depremden sonra krizin yönetilememesi ile kaybolan güven, yardım programı aracılığıyla bizim paralarımızla tesis edilmeye çalışıldı. Huzurumuza çıkan müteahhitler, siyasetçiler ve devlet kurumları, günah çıkarmak için kendileri için çok da bir şey ifade etmeyen “ücretler” ödediler. Elinde kendi dayanışmasından başka bir şeyi kalmayan halk ise verilen avans karşısında köşesine çekilmeye razı olacaktı onlara göre. Ancak Eduardo Galeano’dan biliyoruz ki “hayırseverlik dikeydir, aşağılar; dayanışma yataydır, yardım eder.”

Felaketi yönetemeyenlerin ve buna sebep olanların felaketin sonuçlarını yönetebilmek için yazdıkları senaryoda bizler de dokunaklı tüketiciler olarak ortadaki sefaletin izlerini silmeye davet edildik. Defalarca vergi borcu silinmiş müteahhitler ve enkaz altında kalan binlerce insanın sözde ortak paydada buluştuğu, farklı gerçekliklerin “tek yürek” potasında yapay şekilde eritildiği bir dekor. Ancak hayır, daha cenazelerimizi bile kaldıramadık. 

Hakların “hayır işi” olarak paketlendiği böyle bir dönemde “katı olan her şeyin” gösterişte erimesininin önüne geçmek için dekorun arkasında kalan sefaleti unutmamamız gerekiyor. Meşruiyet için görünümler çağının kurban sunağında yardımlarla adak adayanların suçlu hikâyesinde ortak değiliz. 

Toplanan paralar cenazemizi kaldırmaya yetmez. Ve yine biliyoruz ki “usulüne göre gömülmeyen ölüler, geri döner.” 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Parayla aklanan günahlar

Televizyonda uçuşan milyarlar ortadaki sefaletin izlerini silemez.

17 Şub 2023

The. 6th floor collective

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

Metin V. Bayrak

·

19 Tem 2026

Olgunluktan itaate: Liseyi ne zaman kaybettik?
AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?