Plastik atıklar konusunda geç kalınmış değil, hiç harekete geçilmemiş


Anisah Coffee ile Kasım’da şans başkadır Kasım ayında soğuyan havalar üşütse de, Anisah Coffee’nin fırsatları içimizi ısıtıyor. Anisah Coffee bu ay, kahve tutkunlarına %11-21 arasında indirim şansı sunuyor. Kahveyle ilham veren Anisah Coffee’nin kavurmahanesinde üretilen filtre kahve, Türk kahvesi, kapsül kahve ve espresso çeşitleri, isteğe göre öğütme seçenekleriyle Kasım sonuna kadar bu özel indirimle sizleri bekliyor. Anisah Coffee , kahve kültürünü Türkiye’de yaymak için çekirdekten fincana kahvenin her aşamasını özenle takip ediyor, alanında uzman ekiplerle çalışıyor. Kapsülden filtre kahveye, kahve setleri ve ekipmanlarına kadar aradığınız her şey burada sizi bekliyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Türkiye, son beş yıldır başka ülkelerden plastik satın alan ülkeler arasında bir numarada. İngiltere ve başta Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya olmak üzere AB ülkeleri geçen yıl Türkiye’ye 456.507 ton plastik atık gönderdi. Türkiye’de plastik atık ithalatı 2004'ten bu yana 196 kat arttı. Ülkenin bir plastik çöplüğüne dönüşmesi, Çin’in 2018’de plastik ithalatını yasaklamasıyla ivmelendi. Malezya, Tayland ve Vietnam gibi ülkelerin de atık ticaretine sınırlama getirmesiyle durum kontrolden çıktı.
Greenpeace Türkiye, 25 Kasım’da başlayacak Küresel Plastik Anlaşması öncesinde bir kampanya başlattı ve “Avrupa'dan Türkiye'ye plastik atık gönderimi son bulsun” çağrısında bulundu. Greenpeace Türkiye, Avrupa’nın atıklarını Türkiye’ye göndermesine son vermesini ve güçlü bir Küresel Plastik Anlaşması sağlanmasını talep ederken başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm bakanlıkları ivedilikle adım atmaya çağırıyor. Kampanya Sorumlusu Nihan Temiz Ataş’la Türkiye’deki plastik kirliliğinin boyutlarını, Avrupa ülkelerindeki durumu ve olası çözümleri konuştuk.

Greenpeace’in yeni plastik kampanyası kapsamında Avrupa hükümetlerine yaptığı çağrıdan ve bu kampanyanın nasıl ortaya çıktığından kısaca bahsedebilir misin?
Avrupa Birliği ve İngiltere’ye özellikle Türkiye’ye plastik atık gönderimine son vermeleri için bir plastik atık yasağı çağrısında bulunuyoruz. Bu noktada vizeyok.org üzerinden topladığımız imzalar, 24 Kasım’da müzakereler başlamadan Avrupa hükümetlerine teslim edilecek. Bunun yanı sıra özellikle konuyu İngiltere Parlamentosu’nda bir kez daha dile getirmek için ikili görüşmelerimiz sürüyor.
Şu anda Kenya’nın Nairobi kentinde plastik kirliliğine ilişkin uluslararası yasal bağlayıcılığı olan bir araç geliştirme hedefiyle INC toplantısı yapılıyor. Görüşmeler nasıl başladı? Bu toplantıdan beklenen sıfır taslağının kabul edilmesi yeterli bir gelişme olacak mı?
(UNEP), Küresel Plastik Anlaşması’nın Sıfır Taslak metnini 13-19 Kasım 2023 tarihleri arasında Kenya, Nairobi'de düzenlenen üçüncü INC toplantısında müzakere etmeye başladı.
Sıfır Taslak, anlaşma metni için seçenekleri belirleyen bir belge. Bu belge, Başkan tarafından sekretarya desteğiyle oluşturuldu ve Eylül 2023’te yayımlandı. Bu belgeden hareketle, delegeler INC3’ten başlayarak ve gelecekteki INC toplantılarında, anlaşmanın neyi kapsayacağını müzakere edecekler.
Bu taslakta neler var? 25 Kasım’da başlayacak kritik zirveden (INC-5) gerçekçi olarak nasıl sonuçlar çıkmasını beklemeliyiz?
Sıfır Taslak metni, plastik üretimini ve kullanımını azaltmak için gerekli hükümleri içeriyor. Ancak, hükümetlerin çok daha ileri gitmesi ve zehirli plastik musluğunu kapatacak iddialı bir anlaşma müzakere etmesi gerekiyor.
Küresel Plastik Anlaşması ısınmanın 1,5 derecenin altında kalmasını sağlamak ve sağlığımızı, haklarımızı, toplumlarımızı ve gezegenimizi korumak için plastik üretimini 2040’a kadar en az %75 oranında azaltmalı.
Sıfır Taslak, oldukça geniş bir seçenek yelpazesi sunan bir belge ve plastik üretiminin azaltılması, yeniden kullanım hedefleri, kısa ömürlü ve tek kullanımlık plastik ürünlerin aşamalı olarak kaldırılması ve adil bir geçiş sağlanması gibi hükümler içeriyor. Ancak aynı zamanda, alt akışa (downstream) yönelik bir dizi önlem ve ülkelerin eylemde bulunmaktan kaçınmalarına olanak tanıyabilecek bir dizi potansiyel boşluk da barındırıyor. Yani bu belge hem tüm hayallerimizi hem de tüm kabuslarımızı içeriyor.
Sıfır Taslak artık yayımlandığına göre, hükümetler daha ileri gitmeli ve plastik üretimini ve kullanımını önemli ölçüde azaltacak güçlü ve iddialı, küresel bağlayıcılığı olan bir Küresel Plastik Anlaşması müzakere etmeli.
Sonuç olarak, Sıfır Taslak bir dizi seçeneği içeriyor, bu da güçlü bir anlaşma ya da çok zayıf bir anlaşma olma potansiyeli taşıdığı anlamına geliyor. Sıfır Taslak, müzakerelerin içerik üzerine başlaması için iyi bir zemin hazırladığını gösteriyor ve delegelerin artık harekete geçmesi gerekiyor.
Peki, bu toplantılardan Türkiye’ye ve diğer ülkelere plastik ihracatını sınırlayacak uluslararası yasak ve kısıtlamalar çıkabilir mi?
İhracatın ilk aşaması plastik üretimi akışının durması, yani üretimin azalması. Plastik üretimine güçlü bir kısıtlama, azaltma geldiğinde, ki 2040’a kadar %75 azaltma hedefini savunuyoruz, bu noktada alternatif yeniden kullanılabilir bir tüketim sistemi oluşması gerekiyor. Bu da ortaya çıkan çöpün daha da azaltılması demek.
Aşırı tüketim ve plastik atık üretim döngüsünü yaratan ve sürdüren ülkeler, uzun süredir başka yerlere aktardıkları çevresel ve sosyal maliyetler için sorumlu olmalı. Deniz çöpleri, mikroplastik kirliliği, kimyasal kirleticiler ve iklim değişikliği küresel sorunlar ve plastik atık yönetiminin gerçek maliyetleri de küresel ölçekte hissediliyor. Plastik atık üretiminden ve ihracatından kazanç sağlayanlar, yönetişimi güçlendirme ve şeffaflığı sağlama konusunda lider olmalı. Küresel Plastik Anlaşması, kuralları güçlendirmek ve plastik üretimi ile atık oluşumunu yönlendiren ülkeler ve sektörlerin sorumluluğu üstlenmesini sağlamak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Güçlü denetim, finansman ve teknolojik destekle bu ülkeler yük dengesizliğini düzeltebilir, ithal atıklardan etkilenen topluluklara destek olabilir ve atık yönetişiminde şeffaflık, adalet ve çevresel bütünlüğün temel olduğu bir sistem kurabilir. Bu sadece bir seçenek değil, gelecekteki nesillere, etkilenen topluluklara ve gezegenin kendisine karşı bir sorumluluk.
175’ten fazla ülke plastik kirliliğini sona erdirmek için birleşmemiz ve küresel bir anlaşmayı onaylamamız gerektiği konusunda hemfikir ancak yıllardır bu konuda etkili yaptırımlar uygulanmıyor ve anlaşmaya varılamıyor. Bu anlaşmazlığın temelinde neler var? Büyük plastik üreticileri hükümetlerin aldıkları kararlar üzerinde ne kadar etkili oluyor?
Atık ihracatına yönelik çeşitli uluslararası anlaşmalar yer alıyor, ancak bu anlaşmalardaki kodlar, yaptırımlar ve kısıtlamalar birbirinden farklılık gösteriyor. Plastik endüstrisi ve onun lobisi, sistemdeki bu uyumsuzluklardan faydalanarak karmaşık tedarik zincirlerinden avantaj sağlıyor. INC müzakerelerinde bu lobinin gölge delege olarak ne kadar etkili olduğu CIEL raporlarında da açıkça görülüyor. Ne yazık ki bu lobi, hükümetler üzerinde oldukça güçlü bir etkiye sahip.

Avrupa’nın plastik atıklarını bize yollamasının tek nedeni geri dönüşüm rakam ve oranlarını AB’nin hedeflediği seviyelerde tutmak mı?
Avrupa, çok fazla miktarda plastik üretiyor. Geri dönüşüm kapasiteniz ne kadar yüksek de olsa, kimse üretilen tonlarca plastikle baş edemez. Hele ki plastiğin geri dönüşürlüğü bir mit iken.
Örneğin yine yeni bir rapor, Sainsbury's ve Tesco gibi perakende noktalarına konulmuş ve plastik için ayrılmış geri dönüşüm alanlarındaki çöplerin nasıl yine Adana’ya (hem de en fazla miktarda) gönderildiğini gözler önüne serdi. İngiltere gibi bir yerde bile toplanan çöp, en çok ülkemize geliyor ve nasıl dönüştürüldüğü, nerede nasıl bertaraf edildiği muamma.
Ve evet, Avrupa Birliği’nin kendi geri dönüşüm oranlarını yüksek tutmak için atıklarını başka ülkelere gönderdiği bir gerçek. Aslında kendi AB zone’u içinde bunlar geri dönüştürülmeli ama görünen o ki Türkiye OECD ülkesi olmaktan ötürü, Avrupa’ya yakınlığı ile Avrupa'nın atığına en çok talip ülke. Eğer kendi ülkelerinde hepsini yakacak olsalar, oluşan hava kirliliği ve toksik etki, Çin’in senelerdir boğuştuğu dünyaya benzeyecek, bu yüzden Çin 2018’de çevre ve insan sağlığını tehdit ettiği gerekçesiyle tam bir yasak kararı aldı.
Diyelim ki ülkelerarası plastik ticareti tamamen durdu. Bu durumda Avrupa hükümetlerinin kendi atıklarını dönüştürecek yeterli altyapıları var mı?
Hayır kimsenin bunca atığı geri dönüştürmek için altyapısı yok. Tek çözüm plastik üretimini azaltmak ki kirliliğe kökten bir çözüm bulabilelim.
Peki, Türkiye’de plastik atıklarla ilgili kanun ve yaptırımlar uygulamada neden bu kadar geç kaldı?
Türkiye bu konuda geç kalmış değil, aslında hiç harekete geçmemiş denebilir. Bunun temel sebebi, Türkiye’deki sanayinin mevcut durumdan fayda sağlaması. Geri dönüşüm firmalarının sayısı bir yıl öncesine göre yaklaşık %15 artmış durumda. Ancak Türkiye, yerel atıkları yeterince toplamadığı için bu firma ve kapasite artışının yerel atıklardan geldiğini ileri sürmek zor, yani ithal atık için kapasite artırıyoruz. Öte yandan, geri dönüşüm şirketleri genellikle ithal atıkları tercih ettiklerini açıkça ifade ediyor. Geçmişte Ticaret Bakanlığı’nın tebliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Atık İthalatı Uygulama Genelgesi'nde belirttiği polietilen yasağını bir hafta gibi kısa bir sürede iptal etmesine neden oldu. Bu durum, tüm bakanlıkların uzlaşı içinde hareket ederek Türkiye’nin çıkarlarını gözetmesini gerektiriyor. Ayrıca, bu sorunun Avrupa üzerindeki etkilerini de dile getirerek, çözümün küresel ölçekte ele alınması gerektiğini vurguluyoruz. Ülkelerin kendi inisiyatifine bırakılan düzenlemeler, ne yazık ki kalıcı bir çözüm sunmuyor.
Türkiye plastik atık ithalatından ne gibi avantajlar sağlıyor?
Bu bir ticaret. Avrupa çöpünü satarken, Türkiye bu atıkları para elde ederek alıyor. Interpol raporlarında ve edinilen gizli kişi bilgilerinde plastik ticaretinde yok edilmek istenen çöp için yüklüce para verilip bu çöpün Türkiye’ye sokulduğu bilgisi geçiyor. Bunun daha derinlemesine araştırılması gerekiyor. Ancak şu bir gerçek, bu sadece Avrupa’ya yarar sağlıyor. Her şekilde gerek ekonomik, gerek çevre ve insan sağlığı ekseninden bakınca tek avantajlı olan, ihracat yapan ülkeler.
Siz yabancı ülkelerden Türkiye’ye gelen plastik miktarını nasıl hesaplıyorsunuz? Bu miktarı tam olarak bilmek mümkün mü?
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), UN Comtrade ve UK Trade Info gibi farklı veri tabanlarından, ülkelerin "raporladıkları" HS3915 kodlu plastik atıkların tonajlarını inceleyip yıllara göre artışını hesaplıyoruz. Ancak uzun yıllardır, Türk Plastik Sanayicileri Derneği ve diğer kaynaklardan elde edilen veriler arasında belirgin farklılıklar bulunuyor. Bu durum, şeffaflık ve raporlama eksikliğinin açık bir göstergesi. Bakanlık, bu verileri kamuya açık bir platformda paylaşmadığı için hesaplamalarımızda yabancı kaynakları referans almak zorunda kalıyoruz.
Sahadaki gerçekler, yüklüce bir plastik atığın/çöpün yakılarak bertaraf edilmeye çalışıldığını gösteriyor. Yani saha görüntüleri, geri dönüşüme hiç benzemiyor!

Türkiye bir plastik çöplüğüne dönüşmüş durumda. Özellikle Adana’daki durum çok vahim. Bu yalnızca bakanlıkların suçu mu? Yerel yönetimlerin ya da kurumların bu durumu tersine çevirmede eli kolu bağlı mı?
Türkiye’nin plastik atık ithalatı ve yönetimindeki sorunlar, sadece bakanlıkların değil, tüm ilgili tarafların ortak bir sorumluluğu. Merkezî yönetim (bakanlıklar), plastik ithalatına dair politikalar oluştururken ve denetimler yaparken, yerel yönetimlerin de atık yönetimi, geri dönüşüm altyapısının geliştirilmesi ve farkındalık oluşturma gibi konularda önemli bir rolü var. Ancak yerel yönetimler, bütçe, kaynak ve yetki sınırlamaları nedeniyle genellikle merkezî politikaların dışında etkili çözümler üretmekte zorlanıyor. Bu çok paydaşlı sorunun çözümü için her seviyede işbirliği şart.
Son beş yılda ulusal ve gönüllü önlemler %60 artmasına rağmen plastik kirliliği %50 artış gösterdi. 2040 yılında ise plastik üretiminin 3 katına çıkabileceği söyleniyor. Bu tablo çok korkutucu, bir yandan da plastik ve yapımında plastik kullanılan ürünler hayatın her alanına nüfus etmiş durumda. Bu tablonun içinden nasıl çıkılır? Tek kullanımlık plastiklerin azaltılması bizi kurtarır mı?
Tek kullanımlık plastiklerin azaltılması önemli bir başlangıç ancak tek başına yeterli değil. Bu sorunun çözümü, üretimden tüketim alışkanlıklarına, atık yönetiminden geri dönüşüme kadar sistematik bir dönüşüm gerektiriyor. Temel adımlar şunlar olabilir:
- Politika değişiklikleri: Plastik üretimini ve tüketimini kısıtlayan yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu bağlamda, Küresel Plastik Anlaşması kritik bir rol oynuyor.
- Alternatif ürünlerin teşvik edilmesi: Yenilikçi çözümlerle, tüketim alışkanlıklarını değiştirecek adımlar atılmalı. Tek kullanımlık poşetler, koruyucu malzemeler ve ambalajların yerine eski usul yeniden kullanma/doldurma (reuse/refill) sistemlerine odaklanılmalı ve perakende sisteminde köklü bir dönüşüm sağlanmalı.
- Tüketici farkındalığı: Plastik kullanımıyla ilgili bilinçlendirme kampanyalarıyla bireylerin daha az plastik tüketmesi teşvik edilebilir. Ancak, tüm plastik kirliliği sorununu tüketicilerin sorumluluğuna yüklemekten kaçınılmalı ve sistemsel değişikliklerin gerekliliği ön planda tutulmalı.
- Döngüsel ekonomi: Plastiklerin geri dönüştürülebilir şekilde tasarlanması ve bu malzemelerin ekonomiye yeniden kazandırılması sağlanmalı.
Deterjan ve kuru gıda ambalajları, balık ağları, spor kıyafetleri gibi hem üretimi çok yoğun olan hem de plastiğe alternatifi zor olan ürünler geliyor aklıma. Bu ürünlerin plastiksiz, kullanışlı alternatifleri var mı?
Deterjan ve kuru gıda ambalajları, balık ağları ve spor kıyafetleri gibi ürünlerdeki plastik sorununun temelinde tüketim alışkanlıklarımız ve endüstrileşme yatıyor. Endüstri, bu ürünleri uygun maliyetle ve geniş ölçekte üretmek için plastiği tercih ediyor. Plastiksiz alternatifler mümkün olsa da bunların üretimi genelde daha pahalı ve mevcut tüketim düzeyini karşılamaya yeterli değil.
- Deterjan ambalajları: Yeniden doldurulabilir kutular veya tamamen çözünür tabletler gibi alternatifler mevcut. Ancak, bu sistemlerin yaygınlaşması için tüketim hızımızı düşürmemiz gerekiyor.
- Kuru gıda ambalajları: Bez torbalar veya biyolojik olarak parçalanabilir malzemeler bir çözüm sunabilir. Ancak, endüstri bu seçenekleri daha geniş ölçekte üretmeye yönelmediği sürece maliyetler yüksek kalıyor.
- Balık ağları: Aşırı ve endüstriyel avlanma gibi sistemik sorunlar çözülmeden bu tür yeniliklerin etkisi sınırlı kalır.
- Spor kıyafetleri: Doğal lifler veya geri dönüştürülmüş malzemeler bir seçenek olabilir. Ancak, hızlı moda ve tüketim kültürü sürdüğü sürece bu dönüşüm sınırlı olacaktır.
Sonuç olarak, bu ürünlerin plastiksiz alternatifleri için tüketim alışkanlıklarımızı sorgulayıp üretim süreçlerini dönüştürmek gerekiyor. Tüketim hızını yavaşlatmadan ve endüstriyel yapı değişmeden, kalıcı bir çözüm sağlamak zor görünüyor.
Son olarak plastik kirliliğine katkısını azaltmak isteyen bireylere pratik birkaç tavsiye verir misin?
Öncelikle Plastiksiz Bir Gelecek Rehberi'ni paylaşayım.
- Tek kullanımlık plastiklerden kaçının: Kendi su şişenizi, kahve termosunuzu ve bez çantanızı taşıyın. Pipetleri reddedin.
- Daha az ambalajlı ürün tercih edin: Mümkünse açıkta satılan ürünleri veya geri dönüştürülebilir ambalajlı ürünleri seçin.
- Geri dönüşüm yapın: Atıkları doğru şekilde ayırarak geri dönüşüme kazandırın.
- Yerel üreticileri destekleyin: Plastik ambalajın az olduğu yerel ürünleri tercih edin.
- Farkındalık yaratın: Çevrenizdekilere plastik kirliliğiyle ilgili bilgiler vererek toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlayın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Greenpeace Türkiye Plastik Kampanya Sorumlusu Nihan Temiz Ataş'la Türkiye'nin nasıl plastik çöplüğüne döndüğünü ve bunun önüne geçmek için başlattıkları kampanyayı konuştuk. COP29'u çözümsüzlük sürecine iten gelişmeleri inceledik.
16 Kas 2024

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




