Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun yeni oyunu ömrü mücadeleyle geçen, yaşama yazarak tutunan, henüz 40 yaşında kanserden hayatını kaybeden Sevgi Soysal'ı konu alıyor. Oyunun proje tasarımcısı/yazarı Duygu Dalyanoğlu ve Sevgi Soysal’a hayat veren Zeynep Okan’la "Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor" oyununu konuştuk.
Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

2017 yılında sahneledikleri biyografik oyun Zabel’le hafızamızda yer eden BGST, Sevgi Soysal’ın hayat hikayesinden yola çıkarak kurguladıkları yeni oyunlarını sahnelemeye başladı. Londra’ya tedavi için giden Sevgi Soysal, kendi yazdığı karakterler vasıtasıyla hem kendi geçmişine hem de Türkiye tarihine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Oyunun proje tasarımcısı/yazarı Duygu Dalyanoğlu ve Sevgi Soysal’a hayat veren Zeynep Okan’la Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor oyununu konuştuk.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğunun yeni oyunu Sevgi Soysal Yaşamakta Israr Ediyor oldu. Yaptığınız bir açıklamada daha fazla kadın hikayesine yer vermek istediğinizi söylemiştiniz. Önce yazar üzerinden gidelim. Neden Sevgi Soysal’ı tercih ettiniz? Çıkış noktanız neydi? 

Duygu Dalyanoğlu: 2017'de Zabel Yesayan’ı sahneye koyduk. Zabel Yesayan’ın hayat hikayesi 1878-1936 arasında geçiyordu. Onun hikayesi cumhuriyetin kurulduğu dönemde neredeyse bitiyordu. Sevgi Soysal da 1936-1976 yılları arasında yaşamış bir yazar. Biz genelde bir kadın yazarın portresini anlatırken onun içinde yaşadığı dönemi, dünyayı da anlatıyoruz. Burada tarihsel devamlılığı yaratmak istedik. Zabel Yesayan’a benzer şekilde döneminin tanığı, aydın, bunu kalemiyle zekice ve ironik bir şekilde göstermiş bir kişi Sevgi Soysal. Çok cesur adımlar atmış. Her ne kadar Zabel’e göre daha çok bilinse ve okunsa da feminist bir anlayışla çok fazla anlatılmamış bir yazar. Aynı zamanda kalemini ve edebiyatını çok seviyorduk. Sevgi Soysal’ı Cumhuriyet'in 25. ve 50. yılları arasındaki dönüşümün merkezine koyarak anlatmak istedik.

BGST için feminist bir topluluk desek doğru bir tanım olur mu?

Duygu: Biz bu janrın adına feminist tiyatro janrı diyoruz. Feminist öncüllerle çalışıyoruz ve bu oyunları feminist bir kumpanya yapısı içinde çıkarıyoruz. Mesela Sevgi Soysal oyununu bir kadın yazdı, bir kadın yönetti. Sahne üstünde kadınlara pozitif bir ayrımcılık yapıyor, bu anlayıştan besleniyoruz. Karma olan oyunlarımızda da hep bir feminist yaklaşımla hareket ediyoruz. Sadece kadın hikayelerinde feminist olunur diye bir yaklaşımımız yok. Size bir erkeğin hikayesini anlatıyorsak da toplumsal cinsiyet dramaturjisini o süzgeçten geçiriyoruz.

Yazarı tanımayanlar, oyun ne anlatıyor? 'Yaşamakta Israr Ediyor' ne demek?

Duygu: “Yaşamakta Israr Ediyor” meşhur Tante Rosa kitabından bir alıntı. Tante Rosa karakterinin farklı bölümler hâlinde maceralarının anlattığı bir eser. Ve çeşitli başlıklar var. Bir tanesi de “Tante Rosa Yaşamakta Israr Ediyor.” Ona referansla seçtiğimiz bir isim oldu.
Oyun, Sevgi Soysal’ın kanser tedavisi gördüğü dönemden geçmişe dönük bir muhasebeyi anlatıyor. Bir ısrar var orada. Oyunu yazarken, Sevgi Soysal’ın son aylarında bile o yaşama ve üretme iştahı bizi çok çekmişti. Bugün hâlâ eserleri okunuyor, tartışılıyor ve bugüne dair bir şey söylüyor. 

Zeynep Okan: Sevgi Soysal’ın pek çok kitabındaki pek çok karakteri okuduğunuzda kendisini mi anlatıyor, acaba bu Sevgi mi, "Bazı yönlerden evet, o" diye okursunuz. Tante Rosa da zaten kendi ailesindeki kadınlardan model alarak çıkardığı bir eser.

Tomris Uyar ismi akıllara gelince eserlerinden daha çok evlilikleri ve yaşadığı aşklar gündeme gelir. Sevgi Soysal da üç evlilik yapmış bir yazar. Fakat biz oyunda onun evliliklerini değil de yazar kimliğini merkezde görüyoruz. Bu da beni bir izleyici olarak mutlu etti.

Duygu: Bizim için anlatmaya değer olan bu evlilikleri yaparken bırakma ve yeniden başlama cesaretiydi. Özellikle oyundaki Tante Rosa karakteriyle bir rüya sahnesi var, buna odaklanıyor. Muhasebe yaparken de üç evlilik yaptığını sahne içerisinde kiminle evli olduğunu gösterdiğimiz anlar var, ama merkezine bu tartışmayı almadığımız bir iş oldu. 5 kadın oyuncunun rol aldığı bir cast var. Başka bir oyun olsaydı, o özneleri de sahneleyebildiğimiz bir yapı olsaydı belki başka bir şey çıkardı. Bu yapı içerisinde doğru bir yaklaşımla yer verdiğimizi düşünüyoruz.

Zeynep: Farklı şekilde anılmak muhtemelen kadın yazarların daha çok başına gelen bir durum. Kadınlara böyle bakıldığından da olabilir. Anlatmaya gerek duyduğumuz kadar anlattık. Bizim açımızdan Sevgi Soysal o değil.


Nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz? Oyun için yapılan araştırmada notlar, mektuplar dikkat çekiciydi. Bu süreçte hangi kaynaklardan yararlandınız?

Duygu: 2022 yılında oyun kadrosu biraraya gelip her hafta bir eserini ve o eser üzerine yapılan incelemeleri araştırıp okuyarak başladık. Çok şanslıyız ki kızı Funda Soysal’ın da girişimiyle beraber kitapları yeniden basıldı. Sevgi Soysal’ın mektuplarını, söyleşilerini okuduk; ses kayıtlarını dinledik. Süreç içerisinde Funda Soysal’la yolumuz kesişti. O, kendisindeki zengin arşivi bizlerle paylaştı. Bazıları yayımlanmamıştı. Bizi başka araştırmacılarla tanıştırdı. Sevgi Soysal’ın kardeşleriyle konuştuk, onunla aynı koğuşu paylaşan kadınlarla konuştuk. Arşiv malzemesi dediğimiz şey dönemin basın malzemesi. Görsel arşiv çok zengindi. Bütün bunları okuyup birlikte tartıştıktan sonra ben bir kurgu önerisi getirdim. Eksiklerini ve nasıl geliştirebileceğimizi konuştuk. Oyuncuların yazıldıkça okuduğu, katkı sunduğu bir modelde başladık. Funda Hanım bizi çok destekledi. Kendisi de hayatı boyunca annesini tanımaya çalıştığı için o anlamda kendi sorularının cevaplarını da bizimle paylaştı. Ona buradan da teşekkür etmek isteriz.

Sevgi Soysal, Türkiye’de kadın direnişinin en önemli isimlerinden. Yaşadığı cezaevi süreci ve sürgüne rağmen umudunu her daim diri tutan bir yazar. Size nasıl ilham oldu? Sevgi Soysal’a nasıl hazırlandınız? 110 dakikalığına Sevgi Soysal olmak nasıl bir his?

Zeynep: Sevgi Soysal, özellikle 1970’li yıllarda devlet eliyle zorlu süreçlerden geçiriliyor. Suçsuz yere hapsediliyor ve sürgüne gönderiliyor. Var oluşuyla göze batan ve rahatsızlık veren birisi. Sevgi Soysal örgütlü bir mücadele içinde değildi. Varoluş şekliyle, hayata bakışıyla, duruşuyla bunu çekinmeden dile getiren biriydi. Zaten bana ilham verdiği kısım da bu oldu. Bu kadın cesur ve dürüst bir insan, buralardan yola çıkmam gerekiyor diye düşündüm. Hem kendi gerçekliğini bulmaya adanmış hem de dışarıya çekinmeden konuşuyor, çekinmeden söylüyor. Yaratıcı ve yaşam sevgisiyle dolu; hep üretmenin yollarını aramış. Ciddi bir hastalıkla karşı karşıya kaldığında bile yeni kitaba başlamış. Vazgeçmeyen, devam eden bir yapısı var. Bunlar üzerinden ilerledim.

Oyunun geçişlerinde video art var. Son dönemde sık kullanılmaya başlandı bu sistem. Tiyatroyla ne kadar örtüşüyor sizce? Bu yeni “dijital dönüşüm”ü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Duygu: Biz de ekip olarak son yıllarda bunu tartışır olduk. Anlatım olanaklarınızı çok geliştiren bir şey video. Şu an oyunda 5 oyuncuyuz, video aracının aslında altıncı oyuncumuz olarak işlev gördüğünü düşünüyoruz. Kenan Özcan’la beraber çalıştık. Ciddi bir arşiv malzemesi vardı elimizde. Bu arşiv malzemesi sadece Sevgi Soysal’dan değil, döneme dair de haber, mekan, görüntü… Bunlar aslında geçmişine yolculuk yapan, bunu daha çok rüyalarında gören bir kadın karakterin hikayesinde işlevlenebilir diye düşündük. Biraz kolaj havasında geçti. Sanatçının kendi malzemesinden yola çıktık. Seyirciyi izleyeceği sahneye görsel ve işitsel bir hazırlığa sokmak istedik. 

Zeynep: Bu yeni düzen kaçınılmaz. Tiyatro, zamanın ruhunu yansıtan bir sanat. Açık olmak gerekiyor. İmkanlar ve örnekler daha da arttıkça Türkiye sahnelerinde göreceğiz. 



Oyunda Sevgi Soysal’ın kitaplarının yolculuğuna da tanıklık ediyoruz. Sevgi Soysal nasıl bir yazardı sizce? Ülke gündemi, eserlerini de etkilemiş miydi?


Zeynep: Zamanını çok iyi anlatan bir yazar. Yenişehir’de Öğle Vakti’ni, Yürümek’i, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nu okusanız hepsi o dönem Türkiyesi'nin değişik karakterlerinin durumlara nasıl baktığını net olarak önünüze koyuyor. Bazı kitaplarını okurken bir film izliyor gibisiniz. Çağının çok iyi tanığı ve anlatıcısı. Yaşananlardan hep etkilenmiş bunu da iyi bir süzgeçten geçirerek başarılı bir şekilde anlatmış. 

Duygu: Sevgi Soysal, 12 Mart’tan sonra toplumsallaşan bir yazar olarak hatırlanıyor ama pek çok araştırmacı buna karşı çıkıyor. 12 Mart’la birlikte ülkede ciddi bir dönüşüm var. Bu edebiyatına yansıyor. Tante Rosa kitabı, bu ülkedeki kadınların evlilik içerisinde, aile içerisinde iş bulma telaşı, sınıfsal mücadelesini anlatıyor. 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası yükselen tansiyonu anlatıyor. Bu kadar iyi gözlemleyip yazabilmesinin sebebi çok iyi bir empati duygusunun olması.

Oyun üzerinden dönem analizi de yapmak mümkün. 1961 Anayasası, 12 Mart Muhtırası gibi konular oyunda işleniyor. Bu oyun üzerinden değerlendirdiğimizde nasıl bir Türkiye görüyoruz?

Duygu: Sevgi Soysal, Ankara’da büyümüş, bürokrat bir ailenin kızı. 25 yıllık süreçte önce tek partili rejimden-çok partili döneme geçiliyor. Ülkede hep o muhafazakar-seküler dengesi tartışmalı. Ardından Demokrat Parti dönemi baskısı oluyor. Orada kısıtlamalar görüyoruz. 1961-62 anayasasıyla bir özgürleşme başlıyor. Daha sonra dünyada bir 68 Kuşağı hareketi var. Bu süreçte kadınların pozisyonu tartışılıyor. Bütün bu tartışmaların içerisinde çeviriler, yayınlar, örgütlenmeler yine de artıyor. Fakat 1971’le birlikte ciddi baskı geliyor. Orada büyümeye başlayan sol hareket ve özgür düşüncenin tepesine iniliyor. Sonra 1980’i hazırlayan süreç var. Bugün tartıştığımız yükselen faşizm, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler benzer. Muhafazakarlığın ve siyasal İslam'ın temellerinin oradaki tartışmalarda atıldığını görebiliyoruz. Sevgi Soysal’ın tanık olduğu süreçleri hikayede referans veriyoruz.


Oyunla ilgili detaylı bilgi ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz.

SEVGİ SOYSAL -YAŞAMAKTA ISRAR EDİYOR

Yazar/Proje Tasarım: Duygu Dalyanoğlu
Yönetmen: Aysel Yıldırım

Oyuncular: Zeynep Okan, Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Nihal Albayrak

Sahne Tasarım: Ali Dur

Koreograf: Banu Açıkdeniz

Müzik: Beril Sarıaltun

Işık Tasarım: İlker Ergün

Ses & Efekt Operatörü: İrem Uyum

Kostüm Tasarım: Büşra Karpuz & Nilgün Ilgıcıoğlu

Afiş Tasarım & Fotoğraf: Kenan Özcan

Süre: Tek perde /110 dk.



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?