Tahvil verim eğrisi üzerine trading stratejileri

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Tahvil verim eğrisi, belirli bir tahvil türü için farklı vadelerdeki faiz oranlarını gösteren grafiksel bir temsildir. En yaygın kullanılan tahviller genellikle devlet tahvilleridir, çünkü bunlar risksiz olarak kabul edilir ve bu nedenle piyasanın genel faiz oranı eğilimlerini yansıtma açısından güvenilirdir. Verim eğrisi, vade süresi (örneğin, 2 yıl, 5 yıl, 10 yıl) ile tahvilin getiri oranı (faiz oranı) arasındaki ilişkiyi gösterir.
Tahvil getirisi, yatırımcının tahvilin vadesi dolduğunda kazanacağı yıllık faiz oranını ifade eder. Bu oran, tahvilin nominal değeri üzerinden hesaplanır ve genellikle yüzde olarak ifade edilir. Verim eğrisi, bu getirilerin farklı vadeler boyunca nasıl değiştiğini görsel olarak sunar ve farklı ekonomilerde veya piyasalarda değişen ekonomik beklentilere bağlı olarak çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.
Tahvil verim eğrileri üç ana türde incelenir: Normal, ters (invert) ve düz (ya da yatay) verim eğrileri.
Normal verim eğrisi, uzun vadeli tahvillerin kısa vadeli tahvillere göre daha yüksek getiri sunduğunu gösterir. Yatırımcılar, uzun vadeli yatırımlar için daha yüksek getiri talep ederler çünkü bu yatırımların taşıdığı riskler daha fazladır. Bu riskler arasında enflasyon riski, ekonomik dalgalanmalar ve faiz oranı değişiklikleri sayılabilir. Normal verim eğrisi, genellikle ekonomik büyümenin ve istikrarın sürdüğü dönemlerde gözlemlenir.
Ters verim eğrisi, kısa vadeli tahvillerin uzun vadeli tahvillere göre daha yüksek getiri sunduğu bir durumu ifade eder. Bu durum, yatırımcıların kısa vadede daha yüksek getiri talep etmesinden kaynaklanır, genellikle ekonomik durgunluk veya resesyon beklentilerinin bir işareti olarak kabul edilir. Ters verim eğrisi, ekonomik büyümenin yavaşlayacağı veya durgunluk yaşanacağı beklentisiyle yatırımcıların kısa vadeli tahvillere yönelmesine neden olur. Tarihsel olarak, ters verim eğrisi genellikle bir resesyonun habercisi olarak kabul edilir.
Düz veya yatay verim eğrisi, kısa ve uzun vadeli tahvillerin benzer getiri oranlarına sahip olduğu durumu temsil eder. Bu durum, piyasanın gelecekteki ekonomik koşullar konusunda kararsız olduğu veya belirsizliklerin arttığı zamanlarda ortaya çıkar. Düz bir verim eğrisi, genellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde veya geçiş dönemlerinde görülür ve bu da piyasanın gelecekteki ekonomik büyüme veya durgunluk hakkında net bir sinyal vermediğini gösterir.
Verim eğrilerinin şekli ve hareketleri, birkaç temel teoriyle açıklanır. Bu teoriler, yatırımcıların tahvil piyasalarındaki davranışlarını ve verim eğrisinin şeklinin ekonomik yorumlamalarını anlamada kritik öneme sahiptir.
Beklenti teorisi, tahvil getirilerinin, yatırımcıların gelecekteki faiz oranlarına ilişkin beklentilerine dayandığını savunur. Eğer yatırımcılar, faiz oranlarının gelecekte artacağını öngörüyorsa, uzun vadeli tahvillerin getirisi yükselecek ve bu da normal bir verim eğrisine yol açacaktır. Tersine, faiz oranlarının düşeceği beklentisi, uzun vadeli tahvil getirilerinin düşmesine ve ters bir verim eğrisine yol açabilir.
Likidite teorisi, yatırımcıların uzun vadeli tahvillerde daha yüksek getiriler talep etmesinin nedeninin, bu tahvillerin daha az likit olması ve daha yüksek risk taşıması olduğunu ileri sürer. Yatırımcılar, uzun vadeli tahvillerin taşıdığı belirsizlikler karşısında tazminat olarak daha yüksek bir getiri beklerler. Bu teori, normal verim eğrisini açıklamada sıkça kullanılır.
Piyasa segmentasyonu teorisi, tahvil piyasasının farklı yatırımcı grupları tarafından segmentlere ayrıldığını ve her segmentin kendi getiri eğrisi olduğunu söyler. Örneğin, bazı yatırımcılar sadece kısa vadeli tahvillere, bazıları ise sadece uzun vadeli tahvillere odaklanır. Bu gruplar arasındaki arz ve talep dengesizlikleri, verim eğrisinin şeklini belirler. Piyasa segmentasyonu teorisi, verim eğrisindeki anormallikleri veya farklı segmentlerdeki getiri farklılıklarını açıklamak için kullanılır.
Tahvil verim eğrileri, ekonomik göstergeler olarak önemli bir rol oynar. Verim eğrisinin şekli, gelecekteki ekonomik büyüme, enflasyon ve merkez bankası faiz politikaları hakkında önemli bilgiler sunar.
- Ekonomik Büyüme ve Durgunluk: Normal bir verim eğrisi, genellikle ekonomik büyümenin devam edeceğini ve enflasyonun yükseleceğini gösterir. Bu, yatırımcıların ekonomik koşullara olan güveninin bir işareti olarak kabul edilir. Ters verim eğrisi ise, genellikle ekonomik durgunluğun veya resesyonun yaklaştığını gösterir. Bu eğri, yatırımcıların ekonomik büyümenin yavaşlayacağına veya durgunlaşacağına dair beklentilerini yansıtır ve bu nedenle ekonomik politikacılar ve analistler için bir erken uyarı sistemi olarak işlev görür.
- Enflasyon Beklentileri: Verim eğrisi, aynı zamanda piyasanın enflasyon beklentilerini de yansıtır. Eğer yatırımcılar, enflasyonun artacağına inanıyorsa, uzun vadeli tahvillerin getirisi de artar, bu da normal bir verim eğrisine yol açar. Tersine, enflasyonun düşeceği beklentisi, uzun vadeli tahvil getirilerini düşürebilir ve ters bir verim eğrisi oluşturabilir.
- Merkez Bankası Politikaları: Verim eğrisi, merkez bankalarının gelecekteki faiz politikaları hakkında da ipuçları sunar. Düz bir verim eğrisi, merkez bankasının faiz oranlarını düşüreceği beklentisini yansıtabilir. Normal bir verim eğrisi ise, merkez bankasının faiz oranlarını artıracağına dair bir işaret olabilir. Bu tür analizler, merkez bankalarının para politikalarını şekillendirmede ve ekonomik istikrarı sağlamada önemli bir rol oynar.
Yatırımcılar, verim eğrisi üzerinde çeşitli stratejiler geliştirerek faiz oranlarındaki değişimlerden ve eğrinin farklı bölümlerindeki getirilerden kâr elde etmeyi amaçlarlar. Bu amaçlar doğrultusunda da trading stratejileri ortaya çıktı. Gelin birlikte bu stratejilere birlikte bakalım.
Steepening ve Flattenging
Steepening ve flattening stratejisi verim eğrisinin eğiminin nasıl değişeceği beklentisine dayanır. Steepening stratejisinde yatırımcılar, kısa vadeli faiz oranlarının uzun vadeli faiz oranlarına kıyasla daha hızlı artacağını öngörerek, kısa vadeli tahvilleri satıp uzun vadeli tahvilleri satın alırlar. Böylece, verim eğrisinin dikleşmesi durumunda kâr elde etmeyi hedeflerler. Flattening stratejisinde ise yatırımcılar, uzun vadeli faiz oranlarının düşeceği veya sabit kalacağı, ancak kısa vadeli faiz oranlarının artacağı beklentisiyle uzun vadeli tahvilleri alıp kısa vadeli tahvilleri satarlar. Bu strateji, verim eğrisinin yassılaşmasını bekleyen yatırımcılar için uygundur.
Güncel örnek olarak, son dönemde ABD'de görülen ekonomik toparlanma, özellikle enflasyonist baskıların artması ve uzun vadeli faiz oranlarının hızla yükselmesiyle sonuçlandı. Bu ortamda, bear steepener stratejisi öne çıkıyor. Bu strateji, uzun vadeli faiz oranlarının kısa vadeli faiz oranlarından daha hızlı yükselmesi beklentisiyle uygulanır. Örneğin, 10 yıllık tahvil faiz oranları, 2 yıllık tahvillerden daha hızlı artarken, yatırımcılar kısa vadeli tahvilleri satıp uzun vadeli tahvilleri almayı tercih edebilirler. 2024'te bu durum, yüksek enflasyon beklentilerinin devam etmesi ve ABD Hazine tahvillerinin uzun vadeli faizlerinin yükselmesiyle tetiklendi.
Diğer taraftan, 2023'ün sonlarına doğru, Fed’in faiz artırımları ve ekonomik belirsizlikler, kısa vadeli faiz oranlarının hızla artmasına neden oldu. Bu da bear flattener stratejisinin devreye girmesine yol açtı. Bu stratejide, kısa vadeli tahvillerin faiz oranlarının uzun vadeli tahvillerden daha hızlı artması beklentisiyle, uzun vadeli tahviller satılıp kısa vadeli tahviller alınır. 2024'te, bu strateji, Fed’in faiz oranlarını yüksek seviyelerde tutma beklentisiyle desteklendi.
Barbell ve Bullet stratejileri
Barbell stratejisi, portföyü kısa ve uzun vadeli tahvillere odaklayarak, orta vadeli tahvillerden kaçınmayı içerir. Yatırımcılar, kısa vadeli tahvillerin güvenliğini ve uzun vadeli tahvillerin yüksek getirisini bir araya getirerek dengeli bir portföy oluşturur. Bullet stratejisinde ise yatırımcılar, portföylerini belirli bir vade grubuna odaklayarak, bu vadedeki faiz oranlarının hareketlerinden faydalanmayı hedeflerler. Bu strateji, orta vadeli tahvillerin ağırlıklı olarak seçilmesi durumunda uygulanır.
ABD ve Avrupa'daki tahvil piyasalarında, düşük büyüme ve yüksek enflasyon ortamında, barbell stratejisi daha fazla benimsenmeye başladı. Bu strateji, kısa ve uzun vadeli tahvillerde pozisyon alarak, orta vadeli tahvillerden kaçınmayı içerir. Özellikle yatırımcılar, kısa vadeli faizlerin dalgalanmalarından faydalanırken, uzun vadeli tahvillerin potansiyel getirisini değerlendirmeye çalışır. Örneğin, ABD'deki 2 ve 10 yıllık tahviller bu strateji kapsamında kullanılabilir.
Butterfly Spread
Butterfly spread stratejisinde, verim eğrisinin ortasındaki faiz oranlarının değişimine odaklanılır. Yatırımcı, kısa ve uzun vadeli tahvilleri satın alırken, orta vadeli tahvilleri satar. Eğer verim eğrisinin orta kısmında beklenen bir değişim olursa, yatırımcı bu stratejiden kâr elde edebilir. Bu strateji, verim eğrisinin orta segmentinde diğer segmentlere göre daha büyük hareketler bekleyen yatırımcılar için idealdir.
Carry Trade
Carry Trade stratejisi, düşük faiz oranlı kısa vadeli tahvillerin satılıp, yüksek faiz oranlı uzun vadeli tahvillerin satın alınması üzerine kuruludur. Bu strateji, faiz farklarından yararlanarak getiri sağlamayı hedefler. Ancak, bu strateji kur riskleri nedeniyle riskli olabilir.
Carry trade tarafında ise güncel örnek, ABD ve Japonya’yı gösterebiliriz. Tahvil piyasasında, yatırımcılar genellikle düşük faizli Japon Yeni ile borçlanarak, ABD Hazine tahvilleri gibi yüksek faizli varlıklara yatırım yaparlar. 2024 yılı itibarıyla USD/JPY paritesinde bu strateji yaygın olarak kullanıldı; yatırımcılar Japon yeninde borçlanarak ABD tahvillerine yatırım yaparak kâr elde etmeye çalıştılar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uzun ve yorucu bir haftanın ardından gözlerimiz Jackson Hole toplantısından çıkacak mesajlara çevrildi. Bugün Powell tarafından yapılacak olan konuşma, piyasanın beklentilerini şekillendirmesi bakımından yol gösterici olacak.
23 Ağu 2024

YAZARLAR

Eren Kuru
Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalarda bir merkez bankası haftasında daha giriş yapıyoruz. Hafta boyunca Çarşamba günü Fed, Perşembe günü BoE, Cuma günü ise BoJ kararı takip ediliyor olacak.
27 Tem 2026

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.




