Antik dünyanın şifa merkezinde tarihle konuşmak: Bergama Tiyatro Festivali

Bu yıl beşinci kez düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali, 9-11 Ağustos tarihleri arasında, Bergama’nın kadim ruhunu yeniden canlandırdı. Antik dünyanın şifa merkezinde tiyatronun iyileştirici gücünü hissettiren etkinlik, adeta tarihle konuşmak gibiydi.
Antik dünyanın şifa merkezinde tarihle konuşmak: Bergama Tiyatro Festivali

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bergama, yazın en sıcak ve en sakin günlerinde, bir zamanlar antik dünyanın kültür ve sağlık merkezi olan bu topraklarda, yeniden canlanıyor. Mahalle kahvelerinden antik kalıntılara kadar kasabanın her köşesi, tiyatroseverlerin coşkusuyla dolup taşıyor. 2018 yılında, Berlin ile Bergama arasında uzanan tarihsel bağlardan ilham alarak doğan Bergama Tiyatro Festivali, sadece bir tiyatro festivali olmanın ötesine geçip, iki kentin paylaştığı kültürel miras üzerine derinlemesine düşünen ve bu mirası günümüze taşıyan bir platforma dönüşüyor. Zeus Altarı’nın Berlin’e götürülmesiyle başlayan bu hikaye, bugün sanat ile tarihin iç içe geçtiği, yenilikçi bir festival olarak yaşamaya devam ediyor.

Bu yıl beşinci kez düzenlenen festival, 9-11 Ağustos tarihleri arasında, Bergama’nın kadim ruhunu yeniden canlandırdı. Üç gün boyunca atölyeler, tiyatro oyunları ve söyleşiler, sadece sanatı değil, Bergama’nın tarihsel köklerini ve zengin kültürel dokusunu da gün yüzüne çıkardı.

Festival programında bir konuşma, bir atölye, bir deneyim ve bir oyun ise diğerlerinden ayrışarak bana perspektifimi genişletme, sanatla farklı bir yerden bağ kurmama ve iyileşme fırsatı sundu. 

Bir konuşma: Bir düş nasıl gerçekleştirilir?

Murat Ertan’ın “Teknik Prodüksiyon Bağlamında Bir Düş Nasıl Gerçekleştirilir?” konuşmasında, bir tiyatro yaratıcısı ya da yönetmeninin düşlerini hayata geçirirken izlediği adımları takip ettik. Ertan, bu süreçte önce düşü kurmanın, ardından o düşe yönelik bir perspektif geliştirmenin önemine değindi. Bu noktada, sanatı hayata geçirme sürecinde düşü gerçeğe dönüştürmenin bir sorun çözme işi olduğunu vurguladı. 

  • Ertan, Molière’in eserlerinin 5 perde ve her bir perdenin ortalama süresinin 20 dakika olmasının nedeninin, o dönemde kullanılan mumların sadece 20 dakika boyunca yanabiliyor olması gibi, doğru malzemeyi seçmenin ve onu en verimli şekilde kullanmanın yaratım sürecinde ne kadar kritik olduğuna da dikkat çekti.

Fotoğraf: Sinem Uğurdağ

Ertan, sahnede kullanılan renklerin de düşü gerçeğe döndürme sürecinde önemli bir rol oynadığını belirtti. Örneğin, kırmızının aşkı, cinselliği ve güçlü duyguları simgelemesi gibi, her rengin sahnede belirli bir anlam taşıdığını ve bu anlamların düşü güçlendirdiğini ifade etti. Düşü hayata geçirirken uygun alanın belirlenmesi, tasarımın şekillenmesi ve son olarak doğru malzemelerin seçimiyle, sanatın ortaya çıkmasında dans eden bir uyum yakalamanın, düşleyenler ile gerçeğe dönüştürenler arasındaki işbirliğinin ne kadar elzem olduğunun altını çizdi. Konuşma boyunca bir hikayeyi sahnede canlandırmanın, dekor ve araçları basit ama etkili şekilde nasıl aktive edeceğimizle ilgili olduğunu öğrendik. 

Bu konuşma, yaratım sürecinde hayal gücünün ve teknik bilginin nasıl biraraya geldiğini düşünme fırsatı verdi. Ertan’ın anlattıklarıyla bir düşü gerçeğe dönüştürmenin sadece sanatsal bir vizyon değil, malzemenin yaratabileceği farklarla da ilgili olduğunu hatırladık. Bu bakış açısı, bir düşü sahneye taşırken seçilen her malzemenin ne kadar büyük bir etki yaratabileceğini bir kez daha fark etmemi sağladı.

Bir atölye: Dokuma ve nakışların mitolojik ve sembolik dili

Atölyede, Bergama'nın ünlü Kız Bergama halılarını dokuyan ustaları izleyerek bu geleneksel zanaati de deneyimleme fırsatı bulduk. Prof. Dr. Pınar Fedakar ve Damla Saydam Çizme’nin anlatımıyla, dokuma pratiğinin hayatla nasıl iç içe olduğunu keşfettik. Mitolojilerde kadınların dünyayı dokumasına dair hikayeler merkezdeydi. Evrenin kozmik ipine tutunmanın sembolizmiyle yaşamın ağacı kavramını tanıma fırsatı bulduk. Hayat ağacındaki iki iplik sarmalın, zıt hareketlerle zamanın akışını, kaderi ve doğayı yaratan güçleri temsil ettiğini öğrendik.

Fotoğraf: Sinem Uğurdağ

Atölye boyunca dokumanın hayatla derin bağlarını keşfettik. Örneğin "Kader ağlarını ördü" ifadesinin mitolojik anlamını daha iyi anladık; Yunan mitolojisinde bilgelik ve savaş tanrıçası Athena’nın erkek muadili Ares ile sürekli bir yaratım mücadelesinde olduğunu ve bu mücadelenin dokuma sanatında kendini nasıl gösterdiğini gözlemledik. Türk mitolojisinde doğurganlık ve koruyuculuk tanrıçası Umay’ın, kötülükleri ve acıları dokuma yoluyla nasıl aşabileceğini öğrendik. Mısır mitolojisinde ise İsis’in evrenin düzenini sağlama ve kaderi belirlemedeki rolünü dinledik. 

  • Bu mitolojik figürler, dokumanın kaderle paralelliğini ve yaşanan acıların dokuma yoluyla nasıl hafifletilebileceğini vurguladı.

Sembollerle bu acıları anlamanın mümkün olduğunu da gördük. Dokumanın üzerindeki bazı öğeler, derin anlamlar taşıyor. Örneğin, ağlamayı simgeleyen beyaz ipler acı ve kayıpları temsil ediyor. Bu unsurlar, kötülükleri ve zorlukları sanata dönüştürerek iyileşme sürecine katkıda bulunuyor. 

Ancak günümüzde Bergama’daki dokuma kültürü eski canlılığını yitirmiş durumda; zanaatkar sayısı azalmış ve geleneksel dokuma pratiği zayıflamış. Bu kültürün yaşatılması ve yeniden canlandırılması adına önemli bir adım olan atölye, geçmişle bağlantıyı güçlendirdi ve kültürel mirası koruma konusunda farkındalık yarattı. 

Bir deneyim: Doğaçlama ve yaratım

Bedirhan Dehmen'in rehberliğinde katıldığımız doğaçlama ve yaratım atölyesi, bedenlerimizin hareket kapasitesini ve temel prensiplerini keşfetmeye yönelik derin bir deneyim sundu. Atölye, fiziksel olarak aktif bir başlangıç yaptı; ilk aşamada, hem bedenlerimizi hem de zihinlerimizi esnettik. Ardından, gözler kapalı yapılan güven testleriyle, ekip olarak birbirimize güvenimizi geliştirdik ve bedenlerimizi özgürleştirdik.

Bu süreçte, beş farklı ritmi— çok yavaş, yavaş, orta hız, çok hızlı ve durmak—bedenlerimizde yaşadık ve bu geçişler, doğaçlama dansa hazırlanmak için temel bir hazırlık sağladı. Eğitmenimiz, basit adımlar ve dönüşler üzerinden, dans pratiğinin temellerini bize gösterdi. Atölye, fiziksel tiyatronun ve çağdaş dansın sunduğu olanakları, kişisel hareket deneyimlerimizle birleştirerek, bedenin ifade gücünü ve yaratıcı potansiyelini keşfetmemizi sağladı. Bu deneyim, hareketin ve doğaçlamanın sınırlarını zorlayarak, sanatsal yaratım sürecine dair yeni bir bakış açısı kazandırdı.

Bir deneyimsel tiyatro: Eski köye yeni hayal

Saye Kolektif’in Asklepion tiyatro alanında tasarladığı interaktif deneyim, erkek egemenliğindeki antik kentlerin gölgede kalan kadın hikayelerine ışık tutmayı amaçlıyordu. Bergamalı kadınlarla yapılan konuşmalarla oluşturulan bu oyun; dişilliği, sevgiyi, müziği, sokak oyunlarını ve yaratımın köklerini bir sarmalda harmanlıyordu. Asklepion'un şifa merkezinde, topluma dişilliği ve tanrıçalığı yeni bir bakış açısıyla sunarak sekiz farklı yerleşkede eşzamanlı anlatılar sahnelendi.

Fotoğraf: Sinem Uğurdağ

Birinci anlatıdan sonra katılımcılar, oyun alanında sundukları çeşitli süslerle kendi tanrıçalarını yaratma fırsatı buldular. Her bir sahne, farklı bir dişil tarafı aktive edecek şekilde kurgulanmıştı. Kırmızı kıyafetleriyle konuşmadan sadece bağırarak elinde sopayla sınır çizen kadının sinirini, parmaklıklar arasında ağlayan kadının hüznünü, sopalarla oynayan kadının neşesini, Bergama'nın büyülü topraklarının hikayesini anlatan kadının bilgisini, dev bir meme figürünün çocuğu beslemesindeki annelik şefkatini ve tanımadığın biriyle dişillik üzerine yapılan konuşmaları duyduk.

  • Mekanın döngüsel yapısı, oyunun çizgiselliğini bozarak dişilliğin mekansal bir ifadesini de sağladı. Görmesini bilenlere dişilliğin bütünsel ve özgürleştirici yönlerini etkileyici bir şekilde sundu.

Bergama Tiyatro Festivali, antik dünyanın şifa merkezinde tiyatronun iyileştirici gücünü hissetmenin ötesinde, adeta tarihle konuşmak gibiydi. Oyunlar ve etkinlikler, geçmişle bugün arasında duygusal bir köprü kurdu; bu kadim kentin ruhunu ve kültürel mirasını yaşatan bir kutlamaya dönüştü.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🔔 Tiyatro Rehberi #Eylül2024

Prömiyerlerle dolu bir ayda başrolü cesarete veriyor, iki tiyatro festivaliyle özlediğimiz tempoya geri dönüyoruz.

29 Ağu 2024

🔔 Tiyatro Rehberi #Eylül2024

YAZARLAR

Sinem Uğurdağ

Aposto COO'su.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni