The State of Desire: Tersane İstanbul’da arzu üzerine bir enstalasyon

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul, bugün de dünyanın dört bir yanından farklı kültürlerin eserlerini kimliğinin bir parçası olarak konumlandırıyor. Zengin tarihî ve kültürel mirasını korurken farklı coğrafyaların çağdaş düşünce ve sanat dünyalarından beslenerek kendini dönüştürebilmesi sayesinde yüzyıllardır “kültür ve sanatın merkezi” statüsünü koruyor. Haliç’in kuzey kıyısında konumlanan Tersane İstanbul da İstanbul’un kendisi gibi, geçmişle bağını koruyarak mirasını 21. yüzyıla taşıyor. Türkiye’nin en büyük endüstriyel miras alanı böylece yeni bir kültür-sanat durağına dönüşüyor.
Sonbaharın gelişiyle İstanbul’un sanat hayatı yeniden hareketlenirken Tersane İstanbul, ev sahipliği yaptığı sıra dışı enstalasyonlara bir yenisini ekliyor. Arcangelo Sassolino’nun çarpıcı eseri The State of Desire, Galleria Continua işbirliğiyle Tersane İstanbul’da sergileniyor.
The State of Desire, insanın arzuyla ilişkisini irdeliyor. Sanatında fizikten ilham ve yardım alan sanatçı Arcangelo Sassolino, eserleri hakkında şunları söylüyor:
“Heykeli durağan bir şimdi olarak değil, aksine zamanın akışı, onun durmaksızın var oluşu, kaçınılmaz ve öngörülemez değişimi olarak düşünüyorum. Tıpkı hayatın kendisi gibi...”
The State of Desire da yaşamın devamını sağlayan arzuyu en yalın hâliyle taklit ediyor. Enstalasyon, demir ve mermerden inşa edilen bir metronomdan oluşuyor. 18 metre uzunluğunda ve 2,4 ton ağırlığındaki yapı, hidrolik bir sistem sayesinde sürekli bir ritmik salınıma kavuşuyor. Sanat ile fiziğin kesiştiği bu devasa eserin biçimi, materyali ve işlevi bir hikaye anlatıyor.
Metronomun çalışma prensibi oldukça basit. Ağırlığın dengede kalma çabasıyla süren bir git-gel döngüsü. Fakat bu yapı, terazi formundan dolayı klasik bir metronomun aksine salınımını sonsuza dek sürdüremiyor. Hidrolik sistem ise burada devreye giriyor. Peki salınımın sonsuzluğu neden önemli?
Sassolino, The State of Desire yani “Arzunun Hâli” adlı eserinde, arzuları bir sona varmaksızın çaba gerektiren dürtüler olarak ele alıyor. Eserde yer alan mermer parçalar, ciddi miktarda güç gerektiren hareketlerle metal kirişlerde büyük bir gerilim yaratarak yukarı ve aşağı hareket ediyor; bu hareket durmaksızın devam ediyor. Ne yön değişiyor, ne bir yere varılıyor; tıpkı arzuların insanları yönetmesi gibi. Sassolino, arzunun varoluşunu şöyle açıklıyor:
“Bir arzuyu tatmin etmek çoğu zaman uzun bir çaba gerektirir ve bazen asla gerçekleşmez. Bu, varoluşun paradokslarından biridir. Arzu kendini tekrar eder, tekrar tekrar. Tatmin edildiğinde bile, hemen ardından yeni bir boşluk doğar. Bu, hiç bitmeyen bir döngüdür.”
Eserde kullanılan mermer, klasik heykel sanatına bir selam niteliğinde. Aynı zamanda, yapısı gereği kalıcılığı simgeliyor. Ağır bir malzeme olan mermeri havada bir aşağı bir yukarı süzülürken görmeyi beklemiyoruz. Peki mermer neden tabiatına aykırı davranıyor? Sassolino, mermerin havada süzülüşünde kazandığı “hafifliğin” ilgisini çektiğini belirtiyor. Bu çelişki, insanın arzular uğruna tekrar tekrar çabalarken ağırlığını kaybedişini simgeliyor.
Sanatçı hakkında: 1967’de İtalya’nın Vicenza şehrinde doğan Arcangelo Sassolino, halen doğduğu şehirde çalışmalarını sürdürüyor. Heykel ve enstalasyonlarında insanın varoluşuna dair metaforları ve çelişkileri ele alıyor. Sanat ile fiziği ustalıkla buluşturan sanatçı, mekanik davranışları irdeleyerek bunların insan davranışına yansımalarını inceliyor.
Not almalı: Arcangelo Sassolino’nun insan ile arzu arasındaki ilişkiyi ele aldığı The State of Desire, 14 Aralık 2025 tarihine dek İstanbul Tersane’de ziyaretçilerini bekliyor. Beymen’in desteğiyle Beymen Tersane’de konumlanan G8-The Space, ilk kez bu eser için kapılarını açıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Leyla Ezgi
Aposto'da metin yazarı

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




