Türkiye ekonomisine ve imalat sanayine bir bakış

Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte büyümeye devam ederken, büyümenin bileşimi sanayideki zayıflığın sürdüğüne işaret ediyor. Tarımdaki güçlü baz etkisi, tüketimin desteği ve ithalattaki sert daralma manşet büyümeyi ayakta tutarken, imalat sanayisinde siparişler, istihdam ve üretim baskı altında kalmayı sürdürüyor.
Türkiye ekonomisine ve imalat sanayine bir bakış

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Bu hafta veri yoğun geçti.

Haftanın hemen başında, 31 Ağustos 2026 tarihinde, 2026 yılının ikinci çeyrek büyüme verisini gördük. TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi, 2026 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %2,3 büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seride bir önceki çeyreğe göre büyüme %1,1 olarak kaydedildi. Bu oran, 1. çeyrekteki %0,3'lük çeyreklik artışın oldukça üzerinde bir büyüme. Peki bu ne anlatıyor bize diye kendi kendimize sorduğumuzda, mevcut görünümün önemli bir ayrışmaya işaret ettiğini fark ediyoruz.

Yıllık bazda büyüme, 2025 yılı 2. çeyreğindeki %4,8'lik zirveden bu yana kademeli olarak yavaşlarken (2025 3. çeyrek: %3,9; 2025 4. çeyrek: %3,5; 2026 1. çeyrek: %2,6; 2026 2. çeyrek: %2,3), çeyreklik baktığımızda ise 2. çeyrekte bir miktar toparlanma yaşandığı anlaşılıyor.

Büyümenin bileşimi sürdürülebilirlik açısından dikkat çekici. Büyümeye en yüksek katkıyı sağlayan tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü, %13,3’lük büyüme ile bu çeyrekte büyümenin lokomotifi olmuş durumda.

Ancak bir anda tarımı yeniden keşfetmiş ya da tarım ülkesine dönüşmüş değiliz. Tarımdaki büyümenin büyük ölçüde geçen yılın düşük baz etkisinden kaynaklandığını ve bunun kalıcı bir ivme artışını yansıtmadığını söyleyebiliriz.

Bilgi ve iletişim faaliyetleri ise %8,6 ile ikinci en yüksek katkıyı sağlarken, doğrudan imalat sanayisini temsil eden sanayi sektörü yalnızca %2,4 büyüyerek GSYH ortalamasının hafif üzerinde kalmış durumda. Hızla erken sanayisizleşmeye doğru giderken, artık manşet büyümesinin biraz üzerinde kalan sanayi büyümesi bizi sevindirir hâle geldi.

Sanayimizin içinden geçtiği süreci değerlendirdiğimizde, sanki ‘Kızıl Kraliçe Etkisi’ne tutulduk gibi geliyor bana.

Peki nedir bu “Kızıl Kraliçe Etkisi”?

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un birlikte kaleme aldığı ‘Dar Koridor’ (The Narrow Corridor) adlı eserde, ‘Kızıl Kraliçe Etkisi’ devlet ile toplum arasında süregelen dinamik ve kesintisiz bir güç yarışı olarak tanımlanır.

Lewis Carroll’ın ‘Aynanın İçinden’ (Through the Looking-Glass) adlı eserindeki Kızıl Kraliçe’nin Alice’e ‘Olduğun yerde kalabilmek için var gücünle koşman gerekir’ dediği metafordan yola çıkan Acemoğlu ve Robinson, öncelikle bu kavramı siyasi özgürlüğün nasıl yaratıldığını ve nasıl sürdürüldüğünü açıklamak için kullanırlar.

Ancak Kızıl Kraliçe Etkisi’ni sanayi üretimi, ekonomik inovasyon ve sürdürülebilir refahı harekete geçiren temel itici güç olarak da konumlandırırlar.

Devlet kapasitesi tek başına kısa vadeli ekonomik büyümeyi sağlayabilse de uzun vadeli sanayi büyümesi, Kızıl Kraliçe Etkisi'nin sunduğu o dinamik yapıyı gerektirir.

Devlet ve toplum bir Kızıl Kraliçe yarışına kilitlendiğinde, taraflardan hiçbiri ekonomik kazanımları kolayca tekeline alamaz.

Harekete geçmiş bir toplum, devletin özel varlıklara, fabrikalara veya buluşlara keyfî olarak el koymasını engeller. Buna mülkiyet hakkının korunması diyoruz.

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, harekete geçmiş bir toplumun devletin siyasi gücünü denetleme, ona itiraz etme ve onu hesap verebilir kılma konusunda kolektif kapasiteye, örgütlenme kanallarına ve istekliliğe sahip bir kitle olarak tanımlanabileceğini belirtiyorlar.

Harekete geçmiş bir toplum, yalnızca bir devlet yönetimi altında yaşayan bireylerden oluşan bir grup değil, devlet elitlerini dizginleyebilecek nitelikte aktif bir siyasi denge unsuru da olabilir.

Devlet, toplumsal baskıya yanıt olarak sanayi üretimi için hayati önem taşıyan fiziksel altyapıyı (demiryolları, elektrik şebekeleri, kamu eğitimi ve yasal çerçeveler) inşa eder. Yani kamu altyapı yatırımlarına odaklanır.

Sürekli devam eden bu denge, küçük ekonomik seçkinlerin veya devlet tekellerinin yeni sanayi rakiplerinin önünü kesmesini engeller. Eşit rekabet koşulları piyasaya hâkim olur.

‘Kızıl Kraliçe Etkisi’ aklımızda bir yerlerde dursun. Belki buna daha sonra yeniden döneriz.

2026 yılının 2. çeyreğinde inşaat sektörü %1,9 oranında daraldı. Oysa 2025 yılının yıldızı inşaat sektörüydü. Ilımlı talep daralması ve altın fiyatlarının geri gelmesiyle azalan servet etkisini inşaat sektöründe görüyoruz.

Harcamalar tarafında, hanehalkı nihai tüketim harcamaları %3,5 ile büyümeyi desteklerken, devletin nihai tüketim harcamaları %1,8 azalmış durumda. Gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise sınırlı bir artışla (%0,6) yatırım iştahının hâlâ zayıf olduğuna işaret ediyor.

Dış ticaret tarafında ise mal ve hizmet ihracatı %3,4, ithalatı ise %6,4 oranında geriledi. İthalattaki daralmanın ihracattaki daralmadan belirgin şekilde derin olması, net dış ticaretin büyümeye aritmetik olarak pozitif katkı yapmasını sağlamış olsa da bu görünüm ihracat rekabetçiliğinin güçlenmesinden değil, iç talebin ve ithal girdi talebinin sıkılaşmasından kaynaklanmakta. Keşke ihracatta rekabetçiliğimiz artmış olsaydı; ancak maalesef ikinci çeyrekteki bu gelişme, bence sağlıklı bir dış talep dinamiği olarak yorumlanmamalı.

Gelir yöntemiyle bakıldığında, işgücü ödemeleri %36,7, net işletme artığı ise %38,7 oranında (cari fiyatlarla) artmış görünüyor. İşgücü ödemelerinin gayrisafi katma değer içindeki payı %38,3'ten %38,1'e gerilerken, işletme kârlılığını yansıtan net işletme artığının payı %41,3'ten %41,6'ya yükselmiş durumda. Bu durum, yüksek enflasyon ortamında reel ücret artışlarının kâr artışlarının gerisinde kaldığına işaret ediyor. Fakir gene fakir, zengin yine zengin. Toplumsal refah artışı yaratmaktan uzak bir ekonomi programıyla yola devam ediyoruz.

Bir sonraki çeyreğin büyüme verisinin öncü göstergesi olarak sayılabilecek İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI Endeksi, Ağustos ayında 48,1 değerini alarak Temmuz ayındaki 47,7 seviyesinden yükseldi ve son üç ayın en yüksek düzeyine ulaştı. Ancak bununla birlikte, endeksin 50,0 eşik değerinin altında kalmaya devam ettiğini ve imalat sektöründeki faaliyet koşullarının üçüncü ay üst üste daraldığını, ancak daralma hızının bir önceki aya kıyasla ılımlılaştığını görüyoruz. Üçüncü çeyrek ikinci çeyrekten daha iyi olabilecek mi, göreceğiz.

İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI Endeksi Ağustos ayı raporuna baktığımızda, Orta Doğu'daki savaşın yarattığı belirsizliğin hem iç talebi hem de ihracat siparişlerini baskılamaya devam ettiğini, imalatçıların üretim, istihdam ve satın alma faaliyetlerinin üst üste azaldığını görüyoruz. Ağustos ayında yakıt ve petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olarak girdi maliyetleri enflasyonu son üç ayın en yüksek seviyesine çıktı. Firmalar bu maliyet artışını kısmen satış fiyatlarına yansıtmış, ancak fiyat artış hızı Ocak-Haziran ortalamasının gerisinde kalmış görünüyor. Bu, sanki bize ciddi bir marj sıkışmasına işaret ediyor gibi. Ayrıca Orta Doğu'daki çatışmaların yol açtığı lojistik aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat süreleri de uzamış.

Raporun dipnotunda, S&P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker’ın savaşın yalnızca talebi zayıflatmadığı, aynı zamanda iş kararları üzerinde ilave belirsizlik yarattığı, ancak yeni siparişlerdeki düşüşün Ağustos'ta ivme kaybetmesinin sektörün önümüzdeki aylarda bir miktar toparlanma potansiyeline işaret ettiği, bunun ise büyük ölçüde Orta Doğu'daki gelişmelerin seyrine bağlı olduğu yorumunu görüyoruz.

İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI Endeksi altında izlenen 10 sektörün tamamında, yani 10 sektörün 10’unda, toplam siparişler zayıflamış. Tüm alt sektörlerde PMI verileri 50 eşik değerinin altında. Bu çok alışık olduğumuz bir durum değil. En son 5 ay önce benzer bir durumu görmüştük. Sanayimiz Mehter adımları ile ilerliyor. Tekstil ve deri giyim sektörü, bu ay özelinde en çok istihdam kaybına uğrayan sektörler.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova

Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

TÜSİAD Şam’da: Suriye’nin ulaştırma projeleri üyelerle paylaşılacak

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Perihan İnci ve Fatih Kemal Ebiçlioğlu ile Ankara Temsilcisi Barış Urhan, 31 Ağustos–2 Eylül tarihlerinde Suriye'nin başkenti Şam’ı ziyaret ederek Suriye Ulaştırma Bakanlığı, Suriye Merkez Bankası, Suriye Varlık Fonu ve ticaret ve sanayi odaları ile görüştü. Yeniden yapılanma yatırımları, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, bürokratik işlemler ve dış ticaret koşulları üç günlük programın ana başlıklarıydı.

Emircan Yaman

·

03 Eyl 2026

TÜSİAD Şam’da: Suriye’nin ulaştırma projeleri üyelerle paylaşılacak
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Katılaşan enflasyon ve yavaşlayan büyüme

Bu hafta makroekonominin en önemli iki göstergesi olan enflasyon ve büyümeye ilişkin veriler geldi. Enflasyonda yaz aylarında görülen görece olumlu tablo sona yaklaşırken, gıda, eğitim, enerji ve kura duyarlı kalemler önümüzdeki aylar için yukarı yönlü riskleri artırıyor.

Erhan Aslanoğlu

·

03 Eyl 2026

Katılaşan enflasyon ve yavaşlayan büyüme
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Kredi kartı mahkumları: Taksiye bir tomar banknotla binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü?

İstanbul, 10 kilometrelik taksi ücretinin ülkedeki en büyük banknotun değerini aştığı, hatta bu banknotlardan en az üç adedini cebinizde taşımanızı gerektiren nadir şehirlerden... Türkiye’de 200 TL, 2009’dan bu yana tedavüldeki en büyük banknot olmaya devam ederken genel fiyat seviyesi yaklaşık 19 katına çıktı. Peki taksiye bir tomar nakitle binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü ve vatandaşları kredi kartına mahkum bırakan süreç nasıl işliyor?

Hikmet Koyuncuoğlu

·

03 Eyl 2026

Kredi kartı mahkumları: Taksiye bir tomar banknotla binme zorunluluğu Türkiye’ye mi özgü?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Türkiye açmazı: Büyüme yavaşlıyor, enflasyon düşmüyor

TÜİK, yılın ikinci çeyreğine ait büyüme rakamını yıllık %2,3 olarak açıkladı. Temmuz enflasyonu ise %31,75. Bu iki rakam bir yıldır birbirine yaklaşmıyor. Ekonomi yavaşlıyor, fiyatlar yavaşlamıyor. Oysa beklenen bu değildi. Bir ekonomi bir yıldır yavaşlıyorsa, talep zayıfladığı için fiyat artışlarının da gevşemesi gerekirdi. Ancak Türkiye'de gevşemiyor. Sebebini anlamak için manşetteki rakamdan ziyade rakamın altında yatan kırılıma bakmak gerekiyor.

Yaman Alp Ungan

·

03 Eyl 2026

Türkiye açmazı: Büyüme yavaşlıyor, enflasyon düşmüyor
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Portföy yöneticileri SPK'nın yeni düzenlemesi hakkında ne düşünüyor?

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yayımladığı yeni rehberle yatırım fonları ve portföy yönetim şirketlerine ilişkin bir dizi yeni düzenlemeye gitti. Yeni kurallarla özellikle serbest fonların pay piyasasındaki yatırımlarına ilişkin sınırlar yeniden belirlenirken, portföy yönetim şirketlerinin sermaye ve personel şartlarında da önemli değişiklikler yapıldı. Peki portföy yöneticileri ve sektör paydaşları bu düzenlemeyi nasıl değerlendirdi?

Emircan Yaman

·

01 Eyl 2026

Portföy yöneticileri SPK'nın yeni düzenlemesi hakkında ne düşünüyor?