Türkiye, sağlık harcamalarında OECD ülkeleri arasında 37. sırada

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) ve Avrupa İlaç Sanayi ve Dernekleri Federasyonu (EFPIA) destekleriyle IQVIA tarafından ikinci kez yayımlanan "Türkiye İlaç Sektörü Raporu" Türkiye'nin sağlık harcamaları ve kişi başına düşen ilaç sayısında diğer OECD ülkelerinden geri kaldığını gösteriyor.
Nedir? Her yıl düzenli olarak yayımlanan ve Türkiye ilaç sektörüne dair kapsamlı verilere yer verilen raporda küresel ilaç pazarının büyümesinden sağlık harcamalarına, ilaç değer zincirinin önemli bileşenleri olan üretim, dış ticaret, yatırım ve Ar-Ge faaliyetleri üzerine analizler bulunuyor. Dünya ilaç sektöründen kıyaslamalara ve çıkarımlara yer veren rapor, Türkiye’nin kendini geliştirmesi gereken alanları ortaya koyuyor.
Raporun öne çıkan çıktılarının başında sağlık harcamaları geliyor. OECD ülkelerinde kişi başında düşen cari sağlık harcamaları arasında ABD, 12.742 dolar ile ilk sırada yer alırken Türkiye, 1.660 dolar ile sağlık harcaması düşük ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin sağlık harcamalarının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla içindeki payı ise %3,7’lik bir oranla diğer OECD ülkelerinin gerisinde kalıyor.
Bilgi notu: 2009 yılında Türkiye’deki cari sağlık harcamaları GSYH’de %5,5’lik bir pay ile tarihteki en yüksek seviyesine çıkarken 2010 yılındaki ekonomik krizin ardından kısıtlanan sağlık harcamalarıyla düşüşe geçmişti. COVID-19 etkisiyle artan sağlık yatırımları ise 2022’de gerileyerek Türkiye ile OECD ülkeleri arasındaki farkı açmaya devam etti.

Sağlık harcamalarının büyüklüğünde ABD’yi 9.044 dolar ile İsviçre, 8.636 dolar ile Norveç izliyor. OECD ortalamasının ise 5.394 dolar olduğu görülüyor.
Rapora göre ABD sağlık harcamalarında olduğu gibi kişi başına düşen ilaç satışlarında da 2.141 dolar ile birinciliği koruyor. İsviçre, Kanada ve Almanya gibi ülkelerdeki 750 dolarlık satışa karşın Türkiye, 119 dolar ile Meksika ve Kolombiya ile birlikte ilaç satışının en düşük olduğu üç OECD ülkesi arasında yer alıyor.
İlaç pazarı
Harcama ve kişi başı satışlarda geri kalsa da Türkiye, gelişmiş sağlık altyapısı, gelişen tanı ve tedavi imkanları, sağlığa dair bilinç ve hatta göç akışı ile nüfus artışı gibi faktörlerin etkisiyle ilaç sektöründe gelişmekte olan pazarlar arasında yer alıyor.
- Raporda gelişimi Türkiye ile kıyaslanan ülkeler, pazar ve nüfus büyüklüğüne göre belirleniyor; bunlar arasında Almanya, Fransa, Yunanistan, Birleşik Krallık, İspanya ve Polonya gibi ülkeler bulunuyor.

2023 yılı ilaç pazarı büyüklüğünde ilk sırada 64,7 milyar dolar ile Almanya yer alıyor. Türkiye ise 10,3 milyar dolar ile Yunanistan ve Portekiz gibi 5,5 milyar doların altında kalan ülkelerin önüne geçiyor.
Perspektif: Sağlık harcamaları ve kişi başına düşen ilaç satışları pandemi gibi toplumsal sağlık krizlerinden etkilenirken ilaç pazarında dövüz kurunun etkisi görülüyor. 2022’de döviz kuru karşısında değer kaybeden Türk lirası, sabit ilaç kuru fiyatlandırmasıyla kurun altında kalmış ve ülke ilaç pazarında dolar bazında küçülme yaşamıştı. 2023 yılında daha yavaş seyreden kur artışına karşın sabit ilaç kurunun yükseltilmesi, dolar bazında %32.7 büyümeyle Türkiye ilaç pazarını önceki yıla göre en yüksek büyüme kaydeden ülke hâline getirdi.
Yenilikçi tedaviye erişim
Sağlık harcamaları ve kur dalgalanmalarının etkisinde Türkiye'nin ilaç sektöründeki konumu bir yana, raporun öne çıkan sonuçlarından biri de yenilikçi tedaviye erişimin Türkiye'de oldukça düşük olması.
Rapor, IQVIA tarafından hazırlanan W.A.I.T. 2023 raporundan yola çıkarak 2019-2022 yılları arasında Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından ruhsat onayı alan ve çalışma kapsamında yenilikçi olarak belirlenen 167 tedavinin Ocak 2023'ten itibaren farklı ülkelerdeki erişim oranlarına yer veriyor. İlaçların erişebilirliğini geniş bir çerçeveden ele alan raporun çıktılarına göre:
- Almanya 147 ilaca erişimle ve %88'lik bir oranla ilk sırada yer alıyor. Almanya'yı İtalya, Avusturya, İsviçre gibi gelişmiş ülkeler %70 ile izliyor.
- Türkiye, bu yenilikçi tedavilerden sadece 6’sına erişim sağlarken %4'lük erişim oranı ile incelenen ülkeler arasında Malta ile birlikte en düşük erişime sahip ülkeler arasına giriyor.
Bir adım geriden: Geçen yıllarda yürütülen W.A.I.T. anketlerinin bulgularına bakıldığında Türkiye'de yenilikçi tedaviye erişim oranının düşüşe geçtiği açıkça görülüyor. 2018 yılında %20 olan bu oran, her yıl azalarak 2022'de %6'yı bulmuştu.
"Türkiye İlaç Sektörü Raporu" mevcut durumu iyileştirmek için kapsamlı ve sürdürülebilir politikaların gerekliliğinin altını çiziyor. Bu anlamda ruhsatlandırma ve geri ödeme süreçleri belirlenirken uluslararası standartların gözetilmesi, esnek ilaç fiyatlandırma yöntemlerinin benimsenmesi ve Ar-Ge yatırımlarının artırılması önem arz ediyor. Rapora göre, Türkiye'nin ilaç pazarındaki gelişim çizgisinin korunması ve bu gelişimin sağlık hizmeti olarak kamuya dönmesi gerekiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İki eski Mossad ajanı, İsrail'in Eylül ayında Hizbullah mensuplarına telsiz ve çağrı cihazlarıyla düzenlediği saldırıların arka planını anlattı.
24 Ara 2024

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yapay zeka, artık yazılımı ucuzlatmanın ötesinde, hizmet sektörünün ekonomisini de değiştiriyor. Yeni nesil “AI-native” ajanslar, müşteriye bir araç verip işi ona bırakmak yerine operasyonun tamamını üstleniyor ve ajans hizmetini platform fiyatına sunuyor.

Yıllarca raporlar, hedefler ve uyum kriterleri üzerinden ele alınan sürdürülebilirlik, 2026’nın çoklu kriz ortamında kabuk değiştiriyor. Çevresel ve sosyal riskler büyürken, şirketlerin sürdürülebilirliği ana iş kollarından ayrı, ikincil bir alan olarak görmesi giderek daha işlevsiz hâle geliyor. Yeni dönemin sorusu artık ne kadar sürdürülebilir göründüğümüz değil, sürdürülebilirliği finansal performansa, büyümeye ve organizasyonel dayanıklılığa ne kadar entegre edebildiğimiz.

Güvenin ve itibarın göstergelerini, güven ve itibarın kendisiyle karıştırdığımızda her şeyi “parasını bastırarak” çözebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa göstergeleri satın almak kolay, güvenin kendisini satın almak ise mümkün değil. Çünkü sahici güven; strateji, sabır, emek ve zamana yayılan bir tutarlılık gerektiriyor. Kestirmeler ise yalnızca sahnedeki kağıttan kaplanı parlatıyor; işler ters gittiğinde o kaplan kimseyi korumuyor.

Yeni bir hobiye başlamak zaman, emek ve istikrar gerektiriyor; o hobiyi yapan kişiye benzemekse birkaç sipariş kadar yakın. Bir zamanlar müzisyenlerin “ekipman edinme sendromu” adını verdiği dürtü, bugün koşudan fotoğrafçılığa, kahveden kampçılığa uzanan bir iş modeline dönüştü. Markalar, tüketicinin olmak istediği kişiyi ve ait olmak istediği hayatı ürünlerle paketlerken gelecekteki hâlimize dair hayallerimizi de giderek büyüyen bir pazara çeviriyor.

Yapay zeka araçları hayatımıza girdiğinde genel kabul, herkesin bir gecede aynı kalitede iş üretebileceği yönündeydi. Oysa pratikte tam tersi bir tablo oluştu. Var olanları birbirine bağlayamayan, aradaki mantık köprüsünü kuramayan ve yaratıcı düşünemeyen birçok insan, sistemin içinde tıkandı ve ortaya “cilalanmış angaryalar” çıkmaya başladı.




