

Kripto para dünyasına ilk adımı Paribu ile atın: 10 TL Kampanyası
Tüm dünyada bir yatırım aracı olarak görülmeye başlayan Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların toplam piyasa değeri 540 milyar doların üzerinde. Kripto para kullanımı Türkiye’de de giderek yaygınlaşırken, küçük meblağlarla, hatta 10…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
150 yıl kadar bir geçmişi olsa da futbol, özellikle de İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme popüler müzik kadar damgasını vurmuş bir alan. Salazar ve Franco gibi diktatörlerin geçmişte toplumları yönetebilmek için kullandığı bir araç olan veyahut başka yerlerde de tam tersi şekilde tehlikeli görüp yasakladığı bu spor dalı, Simon Kuper'in o ünlü sözünde de dediği gibi "Futbol asla sadece futbol değildir."
Gayriresmi Futbol Tarihi: Bu yazı yazılmaya karar verildikten biraz sonra dünya futbolunun efsanesi Diego Armando Maradona'nın 60 yaşında hayatını kaybetmesi acı bir tesadüf oldu. Bu hafta Raftan Mehmet Şenol'un Gayriresmi Futbol Tarihi kitabı Mundi Kitap etiketiyle yayımlandı. Futbol konusunda yaptığı araştırmalar ve hazırladığı belgesel çalışmalarıyla bilinen, Galatasaray Dergisi'nin uzun bir süre yayın yönetmenliği görevini üstlenen Mehmet Şenol'un kaleme aldığı Gayriresmi Futbol Tarihi, bu popüler sporun Türkiye'deki gelişim sürecine ışık tutar nitelikte.
Yasaklar: Türkiye'ye futbol, doğal olarak doğduğu ülke olan İngiltere üzerinden ulaşır. Osmanlı başkenti İstanbul'dan önce yine imparatorluğun önemli şehirleri olan İzmir ve Selanik'te İngiltere'den tüccarların, buldukları yeşil alanlarda oynamasıyla hayatımıza girmeye başlayan futbol, yarattığı etki nedeniyle kısa sürede çeşitli kısıtlamalara ve yasaklara maruz kalır. Başkent İstanbul'da İngiltere'den gelenlerin Moda'da kurdukları kulüpler vasıtasıyla oynamaya başladıkları futbol, II. Abdülhamit'in emriyle Müslümanlara yasaklanır.
Futbola gönül verenler: Ancak II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte sonrasında pek de uzun sürmeyecek özgürlükçü ortamla futbol, ülkede daha görünür olmaya başlar. Bu dönem aynı zaman da bu spora gönül vermiş gençler tarafından kurulan Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin de daha görünür olmaya başladıkları yıllar olarak karşımıza çıkar.
Yeni takımlar: Osmanlı topraklarında kapitülasyonlarla ayrıcalıklı konum elde eden Levantenlerin yanı sıra kısa süre içinde farklı azınlık gruplar, bir nevi birlikteliklerini de pekiştirmek adına birbirlerini takip edercesine kulüpler kurmaya başlar. Örneğin; İstanbullu Rumların kurduğu bu takımlar, gelecekte PAOK ve AEK gibi takımların kurulmasına da önayak olacaktır.
Mehmet Şenol’un akıcı üslubu ve dikkat çeken anekdotlarıyla zenginleştirdiği 522 sayfalık bu ayrıntılı çalışma, bu alanda Türkiye’deki mevcut eksikliği dolduracak önemli bir çalışma. Bir süre önce Vakıfbank Kültür Yayınları’ndan çıkan Melih Şabanoğlu’nun Kuruluş: Mekteb-i Sultani’den Galatasaray Spor Kulübü’ne adını taşıyan çalışmasından sonra, konuyu çok daha geniş bir açı ve zaman diliminde ele alan Gayriresmi Futbol Tarihi, okuru Türkiye’de futbolun emekleme dönemlerinde pek bilinmeyen fotoğraflar, gazete kupürleri ve belgelerle de buluşturuyor.
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ocak 1909’da Papazınbağı Çayırı’nda oynan ve Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi 2-0 yendiği ilk derbinin fotoğrafı olduğu düşünülen bir karenin yanı sıra, takip eden yıllarda futbol karşılaşmalarının merkezi hâline gelen Topçu Kışlası avlusundaki müsabakalara ait fotoğraflar, bu popüler spor dalının Türkiye macerasının emekleme dönemlerini anlatıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Beklenmedik alışkanlıkların fotoğraf albümü, türler arası bir elçi, 1976’dan beri harika müziğin adresi ve futbolun gayriresmî tarihi.
27 Kas 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



