Türkiye’nin ulaşım krizi


Talentmelon’dan 2022 Ücret ve Yan Haklar Araştırma Raporları Pareto’da ekim ayını enflasyondaki, gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlara, işsizlik sorununa, faiz indiriminin piyasalara etkisine, fahiş fiyatlara; kısaca giderek zorlaşan ekonomik koşullara ayırdık. Problem: Ekonomik koşullar giderek güçleşirken nitelikli çalışanlar yeni alternatifler aramaya, yurt dışı fırsatlarını değerlendirmeye, yeni kariyer yolları seçmeye daha çok ilgi duyuyor. Durum böyleyken nitelikli insan kaynağını elinde tutabilmek özellikle girişimler için daha da önemli bir hâl alıyor. Doğru yan hakları, maaşları ve çalışma ortamını sağlamak iş gücü piyasasında rekabet edebilmenin ve yetkin personeli şirketlere bağlayabilmenin ilk koşulu olarak öne çıkıyor. Çözüm: Talentmelon’ın Endeavor Türkiye ortaklığıyla yürüttüğü 2022 Ücret ve Yan Haklar Araştırma Raporları, rol ve seviye bazlı ücret politikaları, satış primleri, bonus ve maaş artırma planları ve daha birçok alanda yan haklara dair sağladığı içgörülerle insan kaynağına yatırım yapmak isteyen şirketler için zengin bir rehber niteliği taşıyor. Bu yıl üçüncü kez hazırlanan raporlarda aşağıdaki sorulara yanıt bulunabiliyor: 2022 için ortalama maaş zamları ne olacak? Yazılım geliştirme dünyasında maaşlarda son durum ne? Şirketler hibrit çalışma modelini nasıl uygulayacak? Uzaktan çalışma, şirketleri son bir yılda nasıl etkiledi? Bundan sonra nasıl uygulanacak? Çalışanlara pay (hisse) opsiyonu modeli uygulamasıyla ilgili bilinmesi gereken ayrıntılar neler? Şirketler hangi tür yan haklar sunuyor? Bu konuda farklılaşmanın yolu nedir? 60 şirketin katkı sunduğu Trend Analizi raporuna ücretsiz erişmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. 41 şirketin 4 bini aşkın çalışanı temsilen veri sağladığı Maaş ve Ücret Analizi raporuna erişim ile ilgili bilgi almak için Talentmelon’la bu bağlantıdan iletişime geçebilirsiniz. Talentmelon büyüyen teknoloji şirketlerine insan ve kültür konularında, güçlü yetenek stratejisi ve programları oluşturması için danışmanlık hizmeti sunan bir yönetim danışmanlığı şirketidir. Talentmelon dört ana alanda hizmet sunuyor; Kültür (Şirket Değerleri, Performans Süreçleri, Eğitim Gelişim Süreçleri, Liderlik Gelişimi Programları ) Ücretlendirme (Pazar Ücret Araştırması, Pozisyon ve Seviye Bazlı Ücret Modelleri) OKR Danışmanlığı ( Hedef Belirleme ve Takip Sistemleri), Büyüme (İşe Alım Süreç Tasarımı, Sistem Kurma, Lider Rollerde İşe Alım). Talentmelon'ın şirketiniz için sunabileceği hizmetlerle ilgili daha kapsamlı bilgi almak isterseniz bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Geçen hafta Oslo’da yaşayan bir arkadaşım “Türkiye’ye gelmek istiyorum ama pandemiden önce 500 liraya aldığım İstanbul biletini, şimdi neredeyse 3 katına alamıyorum,” dediğinde düşünmeye başladım. Evet gerçekten de bundan çok değil 4 yıl önce İstanbul’dan Ankara’ya 27 liraya uçak bileti almıştım. Bugün 27 liraya taksiyle Gayrettepe’den Taksim’e gidemiyorum. Toplu taşımayla gitmek istersem ise 7 lirayı gözden çıkarmam gerekiyor o da sadece 2 vesait değiştirecek kadar şanslı olduğum için. Yaz boyunca gittiğim tatil bölgelerinde de hemen hemen herkes biletlerin çok pahalandığını, özel araçla gelmek isterlerse benzin fiyatlarına yetişemediklerini, eskiden tatil bütçesinin içinde düşünülen ulaşım maliyetinin artık ayrı bir bütçe haline geldiğini konuşuyordu. Bir restoranda yiyip içmenin, eğitim almanın, müze gezmenin, tatile gitmenin maliyeti sürekli artarken bu aktiviteleri gerçekleştireceğimiz yerlere ulaşmak için harcadığımız paralar da giderek katlanıyor. Şehir içi veya dışı fark etmeksizin ulaşım aracı kullanmak lüks haline geliyor.
Rakamlar ne söylüyor? TÜİK’in 2021 yılı ağustos ayında açıkladığı Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE)’ne göre ulaştırma ve depolama hizmetleri bir önceki yılın aynı ayına göre %36,83 arttı. Hem şehir içi hem şehir dışı toplu ulaşım fiyatları da bu artıştan payına düşeni aldı.
Şehir dışı ulaşım maliyetleri
Salgın boyunca en çok hasar alan sektörlerden biri olan yolcu taşımacılığı, salgının faturasını müşterilerine kesti desek sanırım abartı olmaz. Havayolu ve karayolu taşımacılığı şirketleri; pandemi şartları, artan petrol fiyatları ve döviz kurununu öne sürerek ciddi fiyat artışına gitti.
Hatırlarsınız; pandemi nedeniyle otobüslere %50 kapasite sınırı getirilmiş ve bilet fiyatları artmıştı. 1 Temmuz 2021 itibarıyla kalkan bu sınırlamaya rağmen günümüzde biletler hala zamlı olarak satılıyor. Örneğin; 2019’da 70 TL’ye alınan İstanbul-Ankara bileti için şu anda 130 TL, 140 TL’ye alınan İstanbul-Bodrum bileti için 270 TL, 30 TL’ye alınan Ankara-Bolu bileti için 70 TL ödemek gerekiyor.
Uçakla yolculuk yapmak isterseniz de durum pek farklı değil. Uçak yolculuğu, 20 yıl önce havayolu, havalimanı ve sefer sayısının az olmasından ötürü bir lükstü. Günümüzde bilet fiyatlarının geldiği noktada, uçak ile seyahat yapmak yine bir lüks olma yolunda ilerliyor. Uçak biletleri, ilk ciddi fiyat artışını 2019’da yaşadı. O zaman, sebep olarak TL’nin değer kaybetmesi ve Ulaştırma Bakanlığı’nın tavan fiyat uygulaması sebebiyle Atlasjet gibi havayollarının piyasadan çekilmesi nedeniyle pazarda az oyuncunun kalması gösterildi. Hemen ardından havayolu şirketleri, pandemi nedeniyle çok uzun bir süre tam anlamıyla faaliyet gösteremedi.
Havayolu şirketlerinin pandeminin kaybedenleri arasında olduğu su götürmez bir gerçek; ancak yolcular bu zararların kendilerine yansıtılmasından rahatsız. İstanbul’da özel bir bankada avukat olarak çalışan K.Ö. “Amsterdam’a sadece gidiş bileti alabilmek için maaşımın yarısından vazgeçmem gerekiyor,” diyor. Ankara’da bir teknoloji şirketinde finans uzmanı olarak çalışan M.K ise “Eskiden hafta sonları Kapadokya gibi yakın yerlere rahatlıkla gidebilirdik, şimdi otobüs biletlerinin fiyatlarını görür görmez vazgeçiyoruz,” diyor.
Şehir içi ulaşım maliyetleri
Şehir içi ulaşım maliyetleri de bütçeleri zorluyor. Hem toplu taşıma ücretlerinde hem de okul servisi ücretlerinde yaşanan artış, vatandaşların elini kolunu bağlamış durumda. UKOME'nin kararına göre, 2021-2022 eğitim ve öğretim yılı için İstanbul, İzmir ve Ankara’da okul servisi ücretlerine %15 oranında zam yapıldı.
Öte yandan, 2021’de İstanbul, Bursa, Trabzon gibi büyükşehirlerde toplu taşıma ücretleri zamlandı. Toplu taşıma ücretlerinin %15 zamlandığı İstanbul'da tam bilet fiyatı 3,50'den 4,05 TL'ye, öğrenci bileti 1,70’ten 1.95 TL'ye çıktı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Nisan 2021’de toplu taşıma ücretlerine %20 zam yaparak tam bilet fiyatını 1,70 TL'ye çıkardı. Bursa’da ise toplu ulaşıma yapılan zamla birlikte metro tam biniş 3,50 TL, indirimli 3.00 TL olurken; otobüs uzun hat 4.40 TL, kısa hat ise 3.90 TL, aylık tam abonman ise %15 artışla 230 TL oldu.
İstanbul’un taksi trajedisi
Şehir içi toplu ulaşım maliyetleri bir yana Türkiye’nin en büyük metropolünde ekstra olarak bambaşka bir kriz yaşanıyor. Son günlerde İstanbul’da herhangi bir buluşmaya gittiğinizde muhtemelen duyduğunuz ilk cümle “O kadar uzun süre taksi bekledim ki,” oluyor.
“Yağmurlu havada veya iş çıkışında taksi bulunmaz,” efsanesi anlamını çoktan yitirdi, kentin sokaklarında artık herhangi bir havada veya saatte taksi bulmak pek mümkün değil. Taksi ufukta belirse dahi ya turist bekliyor ya gideceğiniz yeri duyunca sizi almıyor ya da boş olsa da durmadan gidiyor. Eğer şanslıysanız yalvar yakar bindiğiniz taksiyle gitmek istediğiniz yere değil ama yakın bir noktaya ulaşabiliyorsunuz. Ya da normal ücretinden daha fazlasını ödeyerek gitmek istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Denetimin daha yüksek olduğu çevrimiçi taksi çağırma uygulamalarında ise ya yakınlarınızda taksi görünmüyor ya da şoför sizinle eşleştikten sonra yolculuğu iptal ediyor. Sorun büyümeye devam ederken ekim başında, İBB'nin UKOME'ye sunduğu 1000 yeni taksi teklifi 9. kez reddedildi.
İstanbul Planlama Ajansı’nın ağustosta yayımladığı “İstanbul’da Taksi Kullanım Alışkanlıkları, İhtiyaçlar ve Beklentiler Araştırması”, kentteki krizin boyutunu gözler önüne seriyor. Nüfusa oranla taksi sayıları incelendiğinde; 1990’lardan bu yana İstanbul nüfusunun 7,5 milyondan 16 milyona çıktığı fakat taksi sayısının 17 bin 395 olarak aynı kaldığı görülüyor. Yani, her taksi başına neredeyse 1000 kişi düşüyor. Yetersiz taksi sorununa bir de kısa mesafe almak istemeyen ya da “Gün içinde 20 İstanbullu taşıyacağıma 2 turist taşır aynı parayı kazanırım,” diye düşünen taksiciler eklendiğinde sorun iyice içinden çıkılamaz oluyor.
Özel araç eski bir hayal mi?
Tüm bu gelişmelerin yanı sıra kur artışı, yüksek faizler ve vergi oranları nedeniyle Türkiye’de otomobil sahibi olmak da giderek zorlaşıyor. Birleşik Krallık merkezli danışmanlık şirketi Scrapcarcomparison’ın ağustos ayında yaptığı araştırmaya göre, Türkiye otomobil sahibi olmak için en pahalı ülke. Türkiye’de otomobil sahibi olmak isteyen bir kişi, yıllık ortalama gelirinin %652,29’una ihtiyaç duyuyor.
Otomobil fiyatları, kur ve faizlerin etkisiyle Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında %16 artarken 4 yıl önceye kıyasla %200 yükseldi. ÖTV oranları da otomobile ulaşımı giderek zorlaştırıyor. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) Başkanı Ali Bilaloğlu haziranda yaptığı açıklamada, “ÖTV sisteminin yapısı yaklaşık 30-35 yıldır değişmedi ama sektör çok değişti. Gerek araçların motorları gerekse motor teknolojileri değişti. Artık Türkiye’nin acilen daha çağdaş bir vergi sistemine geçmesi gerekiyor,” demişti.
Sektörde yükselen seslerin ardından ağustos atında Resmî Gazete'de yayımlanan bir kararla, sıfır binek otomobil alım-satım işlemlerinde geçerli olacak ÖTV matrah limitleri değiştirildi. Sektör temsilcileri tarafından müjde olarak kabul edilen bu kararın ardından birçok modelde 50 bin TL'yi bulan indirimler oldu. Fakat bu sefer de küresel çapta birçok otomobil şirketinin üretimlerini azaltmasına neden olan çip krizi baş gösterdi. Küresel çip kıtlığı ile başa çıkmaya çalışan sektör, ÖTV düzenlemesi sonrası yaşanan yüksek talebe cevap veremedi ve bayilerde araç bulamama sorunu başladı. CARDATA Genel Müdürü Hüsamettin Yalçın, Sputnik Türkiye’ye yaptığı açıklamada Ocak 2022’de sıfır otomobillerin fiyatlarında %12 artış beklediklerini ifade ediyor.
İşin bir de akaryakıt boyutu var. Salgın döneminde azalan akaryakıt tüketimi, küresel enerji üretiminde arz fazlasına neden olmuş ve 2020'de petrol fiyatlarında büyük düşüşler yaşanmıştı. Bu yıl aşının yaygınlaşmasıyla birlikte sektör hızlı bir canlanma yaşadı; ancak bu sefer de talebi karşılamak için yeterli arz oluşturulamadı. Türkiye’de akaryakıt fiyatları, ham petrol ve işlenmiş ürün fiyatları ve döviz kurundaki artıştan ötürü bir süredir yükselişteydi. 2018’de fiyatlardaki yükselişin etkilerini sınırlandırmak amacıyla yürürlüğe giren eşel mobil uygulama ise işlevini yitirmek üzere. Bu uygulama ile akaryakıt ürün fiyatına gelen zamlar, fiyatın içindeki ÖTV miktarından otomatik olarak düşülerek satış fiyatları sabit tutuluyordu. Fakat gerek kur gerekse petrol fiyatındaki aşırı artış, vergi oranlarında indirime yer bırakmadı. Akaryakıt ürünlerinden alınan ÖTV, sıfıra kadar geriledi. Eşel mobil sistemden vazgeçilmesi durumunda verginin de fiyata ekleneceği ve litre başına 2,5-3 lira arasında zammın yaşanacağı öngörülüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
TÜİK’in Ağustos 2021 verilerine göre, ulaştırma ve depolama hizmetleri bir önceki yılın aynı ayına göre %36,83 arttı. 2021'de doğal gaza %17,8; elektriğe %21,2 zam yapıldı.
22 Eki 2021

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Shein, Londra ve New York’taki halka arz girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu hafta nihayet Hong Kong borsasında halka açıldı. Birkaç yıl önce hızlı modanın yükselen yıldızı olarak görülen şirket, yatırımcıların karşısına zirve döneminden çok daha farklı bir tabloyla çıktı. Analistlere göre bu tablo, şirketi 100 milyar dolar değerlemeye taşıyan ekonomik koşulların artık ortadan kalktığını da kanıtladı.

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.

Yapay zeka, artık yazılımı ucuzlatmanın ötesinde, hizmet sektörünün ekonomisini de değiştiriyor. Yeni nesil “AI-native” ajanslar, müşteriye bir araç verip işi ona bırakmak yerine operasyonun tamamını üstleniyor ve ajans hizmetini platform fiyatına sunuyor.

Yıllarca raporlar, hedefler ve uyum kriterleri üzerinden ele alınan sürdürülebilirlik, 2026’nın çoklu kriz ortamında kabuk değiştiriyor. Çevresel ve sosyal riskler büyürken, şirketlerin sürdürülebilirliği ana iş kollarından ayrı, ikincil bir alan olarak görmesi giderek daha işlevsiz hâle geliyor. Yeni dönemin sorusu artık ne kadar sürdürülebilir göründüğümüz değil, sürdürülebilirliği finansal performansa, büyümeye ve organizasyonel dayanıklılığa ne kadar entegre edebildiğimiz.

Güvenin ve itibarın göstergelerini, güven ve itibarın kendisiyle karıştırdığımızda her şeyi “parasını bastırarak” çözebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa göstergeleri satın almak kolay, güvenin kendisini satın almak ise mümkün değil. Çünkü sahici güven; strateji, sabır, emek ve zamana yayılan bir tutarlılık gerektiriyor. Kestirmeler ise yalnızca sahnedeki kağıttan kaplanı parlatıyor; işler ters gittiğinde o kaplan kimseyi korumuyor.




