Vacilando İstanbul


28. İstanbul Caz Festivali, Garanti BBVA sponsorluğunda başladı Nedir? Garanti BBVA'nın 24 yıldır festival sponsoru olarak desteklediği 28. İstanbul Caz Festivali; İKSV’nin organizasyonuyla İstanbul'un en sevilen açık hava mekânlarında ve parklarında İstanbulluları cazla buluşturacak. Ne zaman? Yerli ve yabancı birçok sanatçıyı ağırlayacak festival, 24 Eylül’e kadar devam edecek. Nerede? Müziği sahnelerden parklara taşıyan Parklarda Caz, bu yıl da beş etkinlikte Şişli Habitat Parkı, Kalamış Parkı, Beylikdüzü Yaşam Vadisi, Beşiktaş Sanatçılar Parkı gibi sevilen parklarda, yeşillikler arasında yeni yetenekler keşfetmeyi mümkün kılacak. Yanı sıra Feriye, The Marmara Esma Sultan Yalısı, Beykoz Kundura, Sultan Park - Swissotel The Bosphorus, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Turkcell Vadi Sahnesi gibi sahneler birbirinden güzel konserlere ev sahipliği yapacak. Neden gitmeli? Garanti BBVA sponsorluğunda Angelique Kidjo'nun yanı sıra Itamar Borochov, Arlo Parks, Stefano Di Battista, Fainschimitz, Karsu, Lucy Woodward, Niels Broos, Barbaros Erköse ve Altın Gün gibi uluslararası isimleri İstanbullularla buluşturacak festivalde Kenan Doğulu ve Mabel Matiz de sahne alacak. Ayrıca Ferit Odman Quintet, Eylül Ergül Quartet, Melike Şahin, Geeva Flava, Evdeki Saat gibi Türkiye caz ve alternatif müzik sahnesinin öne çıkan sanatçıları, eylül ayı boyunca İstanbul’un farklı noktalarında etkileyici performanslar sergileyecek. Udgang, Afroloji, Genç Caz finalistleri gibi genç müzisyenler ve #İstanbulBirSahne, BM Mülteciler Yüksek Komserliği iş birlikleriyle etkinliğe dâhil olacak pek çok müzisyen de sonbahara caz dolu bir başlangıç yapacak. Not almalı: Parklarda Caz ve #İstanbulBirSahne konserleri ücretsiz. Program ve ücretli konserlerin biletleri ise şu bağlantıda.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Mahallede uzun zaman yaşayınca bir binanın hayatına da tanık oluyorsun. Dibek Sokak'ta önce tiyatro, ardından İstanbul'un ilk ortak çalışma alanlarından biri olan Blooger's Base olarak tanıdığım ve parçası, izleyeni, destekçisi olduğum 17 numarada şimdi Vacilando İstanbul var.
Kapılar açık. İçeriden gelen müzik 1930'larda bir Paris sokağına götürüyor beni. Bir an. Dışarıdaki banka oturuyorum. Az sonra Özge geliyor içeriden, Vacilando diye soruyorum. Kimdir? Steinbeck'in romanından aldığını söylüyor ismini: "Yolculuğu seven, bir yere gitme deneyiminin varılacak yerden daha keşfedilesi, daha değerli olduğunu düşünen kişi." Soli gibi.
Vacilando'yu şudur diye anlatmak çok zor. Burası bulaşık makinesi olmayan bir yer mesela. Kullandıkları ürünlerin doğaya zararlı olmamasında kararlılar. İçerideki odada dikey bahçe kurulmuş. Otların gelişimini takip ediyorlar. Yeterince güneş alıyor mu, yüzünü sarartıyor mu? Aslen fırın olarak Arnavutköy'de 2013 yılında başlayan macerasını Galata'ya taşımış; heyecanla, daha iyi, daha çok, daha anlamlı ne yapabiliriz umuduyla çalışıyorlar.
Şehirde sıfır atık çok zor ama en az atığı çıkarıyorlar. Streç filmler ve yağlı kağıtlar, ileri dönüştürülmüş malzemelerden. Bir yanda mahallelinin cam, metal, kâğıt ayrıştırması için kutular var. Ve kompost. Evindeki iki biber, altı soyulmuş patates kabuğunu gelip atabiliyorsun. Onlar da sizin için belediyeyi arıyor; Beyoğlu, kompostları almak için hızlı çalışıyor. Raflarda mercimek, buğday, un — 100 gram isteyene 100 gram. Kendi kap kacağıyla gelenlere yiyeceklerde %10, içeceklerde %15 indirim var.
Siz nasıl tanımlıyorsunuz burayı diye soruyorum, "bakkal" diyorlar. Eski zamanların muhabbete, mahalleden haber almaya; haftalık değil, günlük isteklerini almaya geldiğin, kiloyla değil, bir-avuç-usulü tarttığın biberleri aldığın bakkalı gibi.
Oturduğumuz sandalyeler; su kefiri dolu bardağımı koyduğum, yanıma çektiğim sehpa; duvardaki aynalar, Özge'nin annesinin Horhor'daki dükkânından. "Peki ne kadar şu tonet?" diye soruyorum. Bakacak. Turta kokusu — huzur dolu tüm anların anımsamaları. Hiç bilmediğim bir yolculuğa bütün sevdiğim insanlarla çıkmışım gibi. Buralılık hissi.
Bu yazı 11 Temmuz 2021 tarihinde Soli'de yayımlanmıştır. Daha fazla Galata daha fazla mahalle için Soli'ye buradan kaydolabilir, şuradan takip edebilirsiniz.
Editörün notu: Menüden vegan mevsim meyveli ıslak keki ve yine mevsim meyveli turtaları denemeden kalkmayınız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Herkese günaydın. Bu hafta sonu ajanda kalabalık. Fişekhane'de açık havanın tadını çıkarıp Barabar dinlemeye Maximum Uniq'e gidiyor, İstanbul Caz Festivali'ne de uğramayı ihmal etmiyoruz.
05 Eyl 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



