"Mutfağı için, havası için, suyu için, doğası için gelinecek yer: Cunda"

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Yıllar yılı ikisi birlikte anılmış, birini ziyaret eden öbürünün de kapısını çalmadan Kuzey Ege'den ayrılmamış: Ayvalık ve Cunda, iki komşu. Cunda, diğer adıyla Alibey Adası, Ayvalık ilçesinin en büyük adası. Yazlık nüfusu, kimi zaman kışlık nüfusunun beş-altı katına çıkan ada, bu kadar işletme açılmadan önce de yıllar yılı balık lokantaları, pek tabii balıkçıları ve zeytincileriyle nam salmış. Cundalı Ayvalık'tan, Ayvalıklı Cunda'dan ayağını kesmemiş.
Bugün eskiden bu topraklarda yaşayan Rum Ortodoks ahalisinden kalma birçok kilise ve manastırla komşu restoranları, otelleri ve dükkânlarıyla süzüm süzüm süzülüyor. Bize kalırsa Cunda, Ayvalık'tan daha turistik. Hediyelik dükkânlarından, her sene ismi değişen restoranlardan, her sezon yenisi açılan otellerden o da nasibini almış almasına ama biraz çıktın mı yoldan, 1980'lerde bırakılmış film seti gibi sahiller. -mışlar ve -mişler, orada duruyor, yaşanmış. Ayvalık'ın o özgür ruhuna dair de bir şeyler orada.

Cunda mahallelisi: Çiğdem Özsüt
"Ayvalık daha bohem. Türkiye'nin en büyük Rum mahallesi. Yaz-kış yaşamak için daha merkezî, kalabalığın olduğu yer. Cunda özellikle de sonbahar-kış aylarında inzivada sanki, sakin, Ayvalık'ın sayfiyesi gibi biraz. Ayvalık, şehrin çoğu imkânını yaz-kış sunuyor. Cunda, henüz o kadar değil, ada ruhunu koruyor," diye anlatıyor Çiğdem. Ayvalık-Cunda arası, üç-beş Paul Desmond parçası ve sinemada bir film arası kadar yakın. Onları ayıran bir sonbahar.

Taş Kahve'de günde yaklaşık 5000 fincan kahve dövülüyor
Cundalı
Cunda'nın bir farkı da şu: dışarıdan gelenin komşusu da buralı. Hayatını değiştirmek isteyen geliyor buraya. Samimiyet ve sıcaklık arayan. Mahallesinin, komşusunun kapısını çalabilmek isteyen. Ondandır belki Cunda'nın yoğun turizme ve göçe rağmen değişmiyor havası. Hele ki el ayak çekilince daha iyi anlıyor insan, buraya yaşamaya gelenleri. "Buralı insan yerine sahip çıkıyor, koruyor. Dokuz senedir gözlemlediğim dönüşüm, agresif bir değişime sebep olmadı. Yıllar içinde mekânlar, evler ve yaz-kış oturan nüfus arttığı için ihtiyaçlar tabii doğru orantılı olarak fazlalaşıyor. Belediyecilik tarafında gelişime ihtiyaç duyuluyor. Altyapı yetişmiyor. Misal doğalgaz yok burada. Bunun gibi büyüdükçe çözülmesi gereken problemler var. Özellikle yazdan sonbahara geçerken adadaki ihtiyaçlar daha net gözler önüne seriliyor fakat bu Cunda'ya has değil."
Mümkün olan o başka hayatı "erkenden" görmek, mevcut düzeni bırakıp göçme kararını almak. Çiğdem, onları Cunda'ya getirenin seçme hakkı, kararlılık ve cesaret olduğunu söylüyor. İki çocuklarının da hayatının daha özgür olduğunu anlatıyor. Temiz havada, toprağa, kuma bulanarak büyümek var çünkü Cunda'da. Yaz-kış denizle iletişim kurmak demek Cundalı olmak. Trafikte harcanan vaktin aileyle evden-işe, işten-eve, evden-okula, okuldan-eve yürüyüş yapılarak geçirilen bir zaman dönüşmesi demek. Çocuğun bir birey olabilmesi ve özgürce hayata katılması.
"Çocuklar çok sosyaller. Şehirden gelen çocuklarla ciddi fark var olduğunu gözlemliyorum. Çıplak ayak çimende koşuyorlar, esnafla sohbet ediyorlar. Yaşama daha çok dahil oluyorlar. Cunda bu anlamda sunduğu mahalle ortamıyla da doğasıyla da eğitim imkânlarıyla da avantajlı bir yer."

Kokteylleri ve kapı önü muhabbetleriyle meşhur Orman
Eylülde gel, hep kal
Büyük şehirlerin ne kendine ne de içinde yaşayan insanına yetememesi; işsizlik; dijitalleşmeyle farklı iş modellerinin gelişmesi, işletme açmayacak olan şehirliyi bile bir rüzgâr, bir kafa atması, bir hayalle küçük beldelere taşıdı. Cunda'nın sonbahar-kış ahalisi, mahallelisi nasıldır şimdi?
"Biz buraya ilk geldiğimizde çok gençsiniz orada ne yapacaksınız diyenler şimdi ne kadar doğru karar vermişsiniz diyor. Bu bile insanların artık küçük beldelere taşınmakla ilgili düşüncelerinin değiştiğini gösteriyor. Sonbahar-kış aylarında gelen, bizi daha da iyi anlıyor," diye açıklıyor Çiğdem Cunda'nın son yıllardaki sonbahar-kış seyrini.
"Buranın yaş ortalaması 2000'lerin başında daha yüksekti, artık orta yaş grubundan insanlar da Cunda'ya göçmeye başladı. Bodrum ve Çeşme gibi beldelere nazaran hâlâ ucuz. Hâlâ kaçabileceğin bir alan var. Çevrim içi işler yapan veya gelip yerel lezzetlerle kafe, restoran açan da çok. Özellikle pandemiden sonra yaz-kış, şehir-bucak üzerine düşünceler ve alışkanlıklar değişince Cunda'da da yaşam değişti. Emekliler büyük şehre hiç gitmedi, uzaktan çalışanlar adaya yerleşti. 'Yazlık'lara şimdilerde klimalar takılıyor, evde ısıtıcılar açılıyor. Hatta sırf Cunda'nın değil, Gömeç ve Burhaniye'nin nüfusu bile değişti."
Artık cesaret etmek mi daha kolay yoksa şehirlerin yaşam koşulları mı daha zor yoksa C şıkkı, "Hepsi ve diğerleri," mi bilinmez ama özellikle Ege beldelerindeki mahallelerin nüfusu büyük oranda değişiyor. Bu değişim, farklı dönüşümleri de tetikliyor. Sonbahar-kış aylarına iki mahalle arası gel-gitle yaşayanların sayısı her geçen gün artıyor. Farklı yaş grubundan, şehirden ve meslekten insan, üretmek ve farklı bir yaşam kurmak için Kuzey Ege'nin, Karadeniz'in, Akdeniz'in mahallerinde buluşuyor.
Dört mevsim 
Cunda Meydan gelişiyor, kalabalıklaşıyor
Diğer bir mesele, "konar-göçer"ler. Turizm turizmi bitirebiliyor, malum. Gidilen yere tüketim alışkanlıklarını götürmek, yalnızca turizm endüstrisine ve sezonlarına hizmet eden tercihlerle bölgeye gitme sebebini yok etmek de mümkün; sezon dışına çıkmak, yerel olanı desteklemek, alışkanlıkları değiştirmek de. Nasıl daha duyarlı ve daha az tüketerek seyahat edebiliriz sorusu var aklımızda, yola çıktığımızdan beri.
Karşımızda yaşadığı mahallede aynı zamanda otel sahibi bir mahalleli olunca sormamak olmuyor: Turizmin, turizmi bitirmemesi, en önemlisi de oradaki yaşamı olumsuz yönde etkilememesi için neler yapılabilir?
"Sadece yaz tatiline çıkma alışkanlığından, 'temmuz-ağustos' hırçınlığından vazgeçebilirsek bile bir şeyler değişebilir." diye başlıyor anlatmaya Çiğdem. Altın çizmek istediği özellikle Türkiye'de yaz tatili ya da kış tatili olarak adlandırılan, deniz ve kayak tatillerinin çok fazla tercih edilmesinin "yüksek sezon" yoğunluğuna sebep olduğu. Böyle olunca da yalnızca iklimine ve buna uygun sunduğu imkânlara göre seyahat destinasyonunun belirlenmesi, işletme sahibinin, yıllık gelirini yüksek sezonda çıkarmaya çalışması. Nüfus yoğunluğunu bölgenin altyapısı kaldıramıyor. Kirlilik, enerji yüklemesi, kalabalık ve dahası.
Peki Cunda'da bu iş nasıl Çiğdem? "Aslında yazın Cunda'ya gelenler, en kötü zamanına geliyorlar. Haziran başı; eylül, ekim, kasım aylarında Cunda'da gittiğin mekânlarda daha iyi hizmet alırsın. Kalabalık yoktur, taze malzeme tarladan sofraya kadar gelmiştir. Zeytin hasatının bereketi hissedilir. Doğa canlanır. Eğer Cunda'nın asıl güzel mevsiminin sonbahar-kış ayları olduğunu anlatabilirsek hem Cunda hem Cundalı hem turist rahatlayacak. Burada birçok mekân gelen giden olmayınca giderlerinin karşılayamadığı için kışın kapatıyor. Böyle olunca mekânlar sürekli el değiştiriyor. Sadece yazın gelen turistten tüm yılı çıkarmaya çalışıyor, ne yapsın? Böyle olunca ne mekânın ne de müşterinin sürekliliği oluyor."
"'Deniz tatili' için yazın buraya gelmek de bir seçenek elbette ama tek seçenek değil. Kışın da Cunda'da yapılacak çok şey var. Cunda, Kuzey Ege mutfağı için, havası için, suyu için, doğası için gelinecek bir yer. Sonbaharda zeytinlikler arasında yürüyüş yapmak gibisi yok. İnsanların bakış açısını değiştirmek için bunu anlatmak bile bir adım. Bizim kışın açık olmamızın en büyük sebeplerinden biri bu. Bu güzellikleri tanıtmak."
Tatil anlayışını değiştirmek lazım — birçok açıdan. Şehirlerin, beldelerin, bucakların tüm nimetlerini anlatmak lazım. Tüketme değil keşfetme güdüsüyle, "orada olmak" ya da sadece "yolda olmak" için çıkmalı yola. Cunda'ya, sonbaharda balık sezonuna, zeytin hasatına; ilkbaharda doğanın çoşkusuna, topraktan ot toplamaya.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Çiğdem'in peşinde Cunda'dayız — sonbaharda balık sezonuna, zeytin hasatına; ilkbaharda doğanın çoşkusuna, topraktan ot toplamaya.
07 Kas 2021

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyrut'ta barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.

Portekiz'deki Buçaco Ulusal Ormanı, Uluslararası Şifa Ormanları Sertifikasyon Ofisi tarafından dünyanın dördüncü şifa ormanı seçildi. 6. yüzyılda keşişlerin bölgeye yerleşmesinden beri korunan Buçaco egzotik biyoçeşitliliği, terapötik unsurları ve etrafını saran tarihî surlar sayesinde koruduğu dinginliğiyle öne çıkıyor. Peki dünyadaki diğer üç şifa ormanı nerelerde ve bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.




