Savaş fotoğrafçısı gibi film çekmek: Azra Deniz Okyay


Garanti BBVA Güz Konserleri devam ediyor Garanti BBVA Güz Konserleri 25 yıldan uzun bir süredir müziğe ve müzisyene destek olmanın mutluluğunu yaşayan Garanti BBVA , Güz Konserleri kapsamında tadı damağımızda kalan Blind Fest ve Alexandra Savior konserinin ardından bizleri heyecanla beklediğimiz sanatçılarla buluşturmaya devam ediyor. Neler var? Eylül Ergül Nat King Cole Project: Gitarda Önder Focan, kontrbasta Ozan Musluoğlu ve davulda Burak Durman’ın eşlik edeceği Eylül Ergül, 30 Eylül ’de Nardis Jazz Club ’da ikonikleşmiş Nat King Cole şarkılarını seslendirecek. Kathy Kosins Band: ABD’li caz ve R B müzisyeni Kathy Kosins ve grubu, 13-14 Ekim ’de Nardis Jazz Club ’da cazseverlerle buluşacak. Travis: Dünyaca ünlü Brit rock grubu Travis, 19 Ekim ’de Zorlu PSM ’de beşinci kez İstanbullu hayranlarının karşısına çıkacak. Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleşecek müzik ve eğlence dolu gecelerle ilgili daha fazla bilgi almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Azra'yı keşfetmek. Çok sakin, çok utangaç bir çocukluk geçirdiğini söylüyor Azra: "3 yaşından itibaren beni İstanbul Film Festivali'ne götürmeye başlamışlar çanta gibi çünkü koydukları anda duruyormuşum." İzlediğini hatırladığı en eski filmin Kusturica'nın Çingeneler Zamanı olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Çünkü oradaki kızın adı da Azra'ydı." Şehir plancısı, koruma plancısı, mimar bir aileden geliyor. Beşiktaş'ta, Abbasağa Parkı'nın oralarda doğup büyümüş ve buranın İstanbul'un yıllar içinde çok da değişmeyen mahallelerinden biri olmasından mutlu. Çocukluğu aktivist ve bu kenti seven insanların arasında geçmiş, hatta Mücella Yapıcı'yla kayığa binip Kız Kulesi'ne bir protestoya götürüldüğünü hatırlıyor: "Bir yeri korursanız onun içindeki hikâyenin de korunacağı çok erken yaşta öğretildi bana."
Bir adım geriden. Azra'nın ilk uzun metrajlı filmi Hayaletler'in Venedik'te ve Antalya'da ödüller kazandığı haberlerini Chicago'dayken alıyorum. Film uzun süre en merak ettiklerim listesinde zirveye oturuyor ve sonunda ilk doz COVID-19 aşımı olduğum bir nisan gününün akşamında bilgisayarımın ekranından izliyorum filmi. Azra filminin "distopik" diye tarif edilmesinden pek hazzetmediğini söylese de bana bir distopyayı çağrıştırıyor. Belki de haklı. Bir yılı aşkın süredir eve kapanmış ve birkaç saat önce ABD ordusu tarafından bir stadyumda aşı vurulmuş olmak çok daha distopik gelebilir kulağa.
Akvaryum. Keşif Sineması’nda daha önce yollarımızın kesiştiği birçok film gibi günümüz Türkiye’sinin bir arada yaşamaya çalışan çok farklı insanlarını bir araya getiriyor Hayaletler. Kentsel dönüşüm, toplumsal kutuplaşma, eril şiddet, yozlaşmışlık... Film, tüm bu sorunların parçası, sebebi ya da sonucu insanları bir kavşakta, bir mahallede karşılaştırıyor. Şehrin kaosunu, etrafımızdaki bir parçası olduğumuz öfkeli ve kaygılı insan mozaiğini; diğer bir deyişle beni ve seni, bizi ve onları aynı distopyada buluşturuyor. Bazıları birbirine zarar verme potansiyeli olan balıkların bir arada yaşadığı (ya da yaşamaya zorlandığı) bir akvaryum gibi geliyor bu bana. Tıpkı hayatın kendisi gibi.
Dekor değil, karakter. Hayaletler 17 günde, 33 mekânda çekilmiş. Filmin geçtiği kurmaca mahalle Sucular; Fikirtepe'den Karaköy'e İstanbul'un birçok köşesinden izler taşıyor. İstanbul'u bir dekor olarak kullanmayı çok sevmediğini, karakter olarak yazdığını söylüyor Azra. Filmden bazı sahneler aklıma geliyor, gerçekten de İstanbul'un yaşadığını gösterebildiğini düşünüyorum. Kendisi de çekimler sırasında İstanbul'un değişim ve dönüşüm hızına şaşırdığını hatırlıyor zaten: “Hayaletler’i yaparken biraz savaş fotoğrafçısı gibi çektiğimi söylüyorum hep. Çekerken bazı binalar bir gün sonra yıkılıyordu. […] Şehir böyle bir şey ve şu an yıkılıyor, yenisi yapılıyor.”

Azra ve Emre, Hayaletler'in birkaç sahnesinin çekildiği Karaköy sokaklarında. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Sulukule'den Maltepe'ye. Sulukule kurtarılamadıktan sonra ona bir ağıt yaktığı kısa belgeseli Sulukule Mon Amour'da da Hayaletler'in Maltepe'deki çekimleri sırasında da mahalleliyle kurduğu yakın ilişkilerden söz ediyor Azra. “Sulukule’de benim yalnızca orada çekip gittiğimi zannetiler." diyor ama filmin başarısının büyük olasılıkla sebebi oradaki çocuklarla aylarca zaman geçirmiş olması. Sulukule Mon Amour'da o çocuklardan birinin kurduğu, “Dans benim kurtuluşum, ben diğer insanlar gibi olmak istemiyorum.” cümlesi, bizi her iki filmde önemli bir yeri olan dansa ve müziğe sürüklüyor.
Hayaletler. Hayaletler'deki bir sahne hakkında bir röportajında söylediği şu ifadeyi not almışım kenara: “Eyleme giden feminist bir kadının hikâyesini anlatırken onun üzerindeki baskıyı anlatabilmek için onun videosunu çeken adamın hikâyesini de anlatmak." Bunu ona hatırlattığımda, “Ben yalnızca feminist bir protesto çekmek için film yapmıyorum.” diyor. “Genel düşünmek bana çok daha olgun ve sosyolojik olarak çok daha doğru geliyor. O adamın beni neden çektiğini herkesin anlamasını istedim. Benim yalnızca gösterilecek bir varlık değil, bunun etrafında dolananın çok daha tehlikeli olduğunu göstermeyi, biraz domino etkisi yaratmayı.”

Azra ve Emre, keşif turları sırasında Karaköy'deki Kurşunlu Han'a da uğruyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Azra'yla keşfetmek. Andrea Arnold sinemasını konuşmaya başlar başlamaz Karin Karakaşlı’nın “Boşlukları dolduruyorum ben yazarken.” cümlesini hatırlatıyor Azra. Boşlukları doldurmayı seven bir yönetmen diyor Arnold için. Yalnızca göstermekle bitmeyecek olgunlukta, ters köşe yapmayı çok iyi bilen bir sineması olduğunu söylüyor: “American Honey’i izlediğimde Atlas Sineması çıkışında herkeste hamamdan çıkmış gibi bir rahatlık vardı. Öyle bir sarabiliyor ki filmlerinin aurası, işte evrensel dil budur.”
Arnold'ın toplumsal gerçekçiliği, Arnold'ın vahşeti. Andrea Arnold’ın örneğin Dardenne Kardeşler’den farklı bir toplumsal gerçekçiliği olduğunu, onların aksine içten ve derinden bir sinema yaptığını hissettirdiğini söylüyor. Wasp, Red Road, Fish Tank... Kendi yaşamının geçtiği yerlerde, kendi tanık oldukları hakkında filmler yaparak başlamasının etkisi olduğunu düşünüyorum. "Andrea Arnold çok akıllı bir kadın." diyor Azra, "Hissettirmeden çok vahşi bir şey de izlettiriyor bize. Vahşet yalnızca Scorsese’nin filmlerindeki gibi kana bulanmak değil ama karakterlerin sertçe duvarlara çarpması bence. Ve bunu yapabilmek çok zor bir iş." Arnold'ın filmlerindeki karakterlerden, olası hislerinden konuşuyoruz. Şu cümlesi çok hoşuma gidiyor: “Hoş karakterlerin hepsiyle arkadaş olmak isterdim gibi geliyor bana.”
Diyor ki...
“Kendimi rahat hissettirmeye başlayan ilk adımlardan biri sanırım sinema. Bir dünyayı kurabilmek, size ait bir dünyanın olması. Fotoğrafla da böyle tanıştım, 11 yaşında fotoğraf çekmeye başladım. Makinenin içinden bakınca bana ait olduğunu hissedip rahatlıyordum.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Azra Deniz Okyay'la kentsel dönüşüm, kenti korumak ve toplumsal gerçekçilik üzerine. | Keşif: Andrea Arnold sineması.
28 Eyl 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Uzun ve yıpratıcı bir boşanma sürecinin ardından bir boşluğa düşen Doug, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak bir robot satın alıyor. Ödüllü yazar Sierra Greer’in kurguladığı korkutucu derecede gerçekçi bilimkurgu hikayesi burada başlıyor. Sierra Greer, Annie’nin hikayesi üzerinden itaat, rıza ve özgürlük gibi meseleleri kurcalıyor.

Gamze Güller, uzun bir aradan sonra yeniden basılan ödüllü ilk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık"ta yalnızlık, korku ve tıkanmışlıklara vurgu yapıyor. Her kadın kendi içinde birçok kadını barındırıyor. Her birinin farklı yüzleri var; iç içe geçmiş matruşkalar gibi. Acı, sevinç, korku, yalnızlık ve tıkanmışlıkları hep bir bedenin içinde. Yani hepsinin içinde bir kalabalık var.

Garth Jennings’ın yönettiği "Pulp: Son Bir Şarkı Daha" (Pulp: What Do You Do for an Encore?), 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker. Yönetmen Garth Jennings ile Zoom’da biraraya geldik.

Ridley Scott, "The Dog Stars"ta salgın sonrası bir dünyada yas, yalnızlık ve umuda dair güçlü fikirlerin peşine düşüyor; fakat bu fikirleri taşıyabilecek inandırıcı bir dünya yaratmakta zorlanıyor.




