Yaz-kış adayı terketmeyen rüzgâr selamlıyor bizi Gökçeada’da

Destinasyon: Gökçeada. Gezgin: Cansın Öztürk Aydınhan
Yaz-kış adayı terketmeyen rüzgâr selamlıyor bizi Gökçeada’da

5 Haziran - BMW - Soli
BMW ile birlikte

Modern, sportif ve tamamen elektrikli: Yeni BMW i4

Borusan Otomotiv'in Türkiye temsilcisi olduğu BMW, BMW i3 ile başlayan elektrikli mobilite yolculuğuna ilk tamamen elektrikli Gran Coupé modeli Yeni BMW i4 ile devam ediyor. Çarpıcı ve dinamik bir sürüş deneyimi arayanlar için Yeni BMW i4…

Daha fazlasını öğren →

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Antik çağların Imbros’u, Osmanlı döneminin İmroz’u, günümüzün Gökçeada’sı, ismiyle müsemma, "Ana Tanrıça’nın Evi"ndeyiz. İlk yerleşimin net tarihi bilinmese de ilk yerleşenlerin M.Ö 4-5. yüzyılda Pelasglar olduğu tahmin ediliyor. Ada, yüzyıllar boyu savaşlarda sürekli el değiştiriyor; Persler, Atinalılar, Romalılar, Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlı İmparatorluğu gibi bir çok yönetimin etkisinde kalıyor. Son olarak 22 Eylül 1923’de Lozan Barış Antlaşması ile ada Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılıyor. 

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olsa da hâkim kültürün hâlâ Rum olduğunu adaya ayak bastığın anda anlıyorsun. 1960’da yapılan sayımda 5500 Rum, 300’e yakın Türk yaşıyormuş adada. 1964 yılında başlayan Türkleştirme politikaları, adanın Rum halkına büyük acılar yaşatmış. Olaylar silsilesinin ilki, Rum okullarının kapatılmasıyla başlamış. Açık cezaevi kurulmasıyla asayişin bozulması, 1970’de adının İmroz’dan Gökçeada’ya dönüştürülmesiyle adanın tarihi yavaş yavaş silinmiş. Adada kalan son Rumlar da 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası adalarını terk etmiş. Sonrasında ada göçmenler adası olmuş, Anadolu’nun belli yerlerinden insanlar farklı aralıklarla adaya yerleştirilmiş. Yeni yerleşim yerlerinde ada ruhu eksik kalmış, eski yerleşim yerleri de sahipsiz ve ıssız.

Cansın, Kaleköy kalıntılarında 


2000’li yıllardan sonra ada için yeni bir dönem başlamış, Avrupa Birliği müzakere koşullarıyla Rumların hak ve mülkiyetleri garanti altına alınınca İmrozlu Rumlar yurtlarına dönmeye başlamış. Bugün köylerin eski sahipleri tersine göçle, döndükleri köylerinde Rum kültürünü tekrar yaşatıyor, dostça. Köşebaşında mahallelinin Rumca sohbetini duyuyoruz, Rum tavernalarında Rumca şarkılar eşliğinde kadeh tokuşturuyoruz, köy kahvelerinde hep birlikte soluklanıyoruz. Birlikte var ediyoruz adayı. Kimse misafir değil, ayrım yok, en çok da bu durum mutlu ediyor bizi. Aynı gökyüzüne bakarak koyuyoruz başımızı yastığa, sakinliği içimize çekerek dalıyoruz uykuya.

Adanın üç Rum köyü: Kaleköy, Zeytinliköy, Tepeköy

Otelimiz Kaleköy’de, burası adanın deniz kenarına kurulmuş tek yerleşim yeri, aynı zamanda görmek istediğimiz köyler listesinin başında. Sit alanı statüsünde olduğundan taş bina dışında yapılaşma yasak. Önce Aşağı Kaleköy ve Yukarı Kaleköy’ü birbirine bağlayan, 1440’larda bölgenin hükümdarı Palamede Gattilusio tarafından Kraliçe Valentina’nın kullanımı için yaptırılan Kraliçe Valentina Yolu’nu görmek istiyoruz. Kraliçe adaya geldiğinde kaleye çıkmak ve kaleden denize inmek için bu incecik patika yolu kullanıyormuş. 600 yıllık tarihe ayak basarak limandan yürüyüşümüze başlıyoruz. Yaklaşık 250 metrelik yol belediye tarafından ziyaretçilerin kullanımı için bugünkü hâline getirilmiş, akşam yürüyüşleri için ışıklandırılmış. Liman manzarası ve adanın simgelerinden biri olan badem ağaçlarını izleyerek kaleye doğru tırmanıyoruz. Bir şey dışında her şey çok güzel: yol boyunca atılmış bolca çöp, bazı kırık ışıklar. Bize miras kalmış bu güzel geçmişi koruyabildiğimiz bir gelecek hayal ediyoruz.

Yolu tamamladık, karşımızda kale kalıntılarıyla batıyor gün, burası bugüne kadar gün batımını izlediğim en güzel yer. Helenistik öncesi dönemde inşa edilmiş kalenin kalıntılarından günümüze çok az parça kalmış, yine de görmeden yemeğe oturmak istemiyoruz. Kalıntılara tırmanması biraz zor, ayakkabılarımızın da yardımıyla, birbirimize tutunarak başarıyoruz. Gözleriyle adayı izliyormuş gibi duran büyük kalıntının yanındayız. Solumuzda Kaleköy Limanı, sağımızda Semadirek adası. Güneş tam karşımızdan tüm kızıllığıyla ve ihtişamıyla az sonra hoşçakal diyecek. Yemek için kalıntıların yanıbaşında İmroz Poseidon’dayız şimdi.

Damla sakızlı muhallebi ve keçi sütü dondurması


Ertesi sabah Mustafa’nın Kayfesi’nde çınar altında kahvemizi içip rotayı Zeytinliköy’e çeviriyoruz. Notlarımızda köyün meşhur üçlüsünü tatmadan dönme yazıyor: sakızlı muhallebi, dibek kahvesi ve frappe. Köyde iki tane de şarap evi var fakat sezon dolayısıyla kapalı olduğundan gidemiyoruz. Çoğu eski Rum evi sahipleri tarafından restore edilip canlanmış olsa da bazılarının terkedilmiş harabe hâli üzüyor bizi gezerken, kırık camlardan evde hüküm süren hüznü izliyoruz. Köşebaşında eski bir çamaşırhane çıkıyor karşımıza. İçinde su akıyor ama burada son çamaşır ne zaman yıkandı bilmiyoruz.  

Tepeköy Kilisesi


Akşam yemeği için yine Kaleköy’deyiz, bu sefer limanda. Önce el işi ürünler satılan tezgâhlara uğruyoruz. Sonrası lakerda kokusu, sezonun ilk karpuzu, bol buzlu rakı, levrek külbastı. Eleni Rum Tavernası’ndayız. Güneş yine kendine âşık ede ede batıyor.

Adada üçüncü sabahımız. Artık müdavimi olduğumuz Mustafa’nın Kayfesi’nde uyanıyoruz güne. Çınar ağacı altında Aya Marina Kilisesi’ne karşı kahvelerimizi içiyor, yanında damla sakızı macunlu suyumuzu yudumluyoruz. Bugün rotamız Gökçeada’nın tavernalarıyla meşhur köyü Tepeköy. Kilisenin yanında, köy meydanında, büyük çınarın altında köy kahvesindeyiz önce. Yine önce sakızlı muhallebi ve dibek kahvesiyle keyifteyiz, buranın süt böreği de çok meşhur. Ismarlıyoruz hemen. Şimdiden aklımızda akşam yemeği için yer ayırttığımız Angelikis’in tavernası var.

Angelikis'in tavernası


Sezonda masalar köy meydanına kuruluyor, buzuki eşliğinde sirtaki şöleni izliyorsun. Meşhur oğlağı tadıyoruz, sirtakiler yapılıyor, tabaklar kırılıyor. 

Gökçeada’nın meşhur rüzgârı

Gökçeada rüzgârıyla meşhur, adada hemen hemen her gün rüzgârı hissediyoruz. Varlığı pozitif bir duruma çevrilmiş, ada rüzgâr ve kite sörfü için yurt dışından sporcuları ağırlıyor. 300 gün rüzgâr sörfü için ideal esinti bulunabiliyor. Kefaloz ve Aydıncık sörf için tercih edilen plajlar. Kefaloz daha çok başlangıç eğitimleri için öneriliyor. Aydıncık’da ise hem rüzgâr sörfü hem de kite sörf için özel ders alınabilecek okullar var. Burası rüzgâr yapısı gereği ileri düzey eğitimler için daha uygun.

Biz bu sefer mayısta adadaydık, yazın geldiğimiz zamanlara göre oldukça boş ama bu boşluk hissi bizi ayrı bir yerden keyiflendiriyor. Kat kat giyiniyoruz, gündüzleri güneş yaksa da akşamları esinti titretiyor içimizi. Gün batmadan, henüz güneşi hissederken oturuyoruz akşam yemeklerimize, doğanın sesine kulak veriyoruz, o bizi yönlendiriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

☀️ Güneşin en güzel battığı ada

Türkiye'nin en batısına, Çanakkale’nin iki adasından birine, Gökçeada’ya doğru yoldayız bu defa. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz deniz!

05 Haz 2022

BMW ile birlikte
Gökçeada

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli
∙

HİKAYE

Dünyanın ayakta kalan en eski kütüphanesi Biblioteca Capitolare'den notlar: 'Dante gibi ortasındayım zamanın'

Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Gülşen İşeri

·

25 Eki 2026

Dünyanın ayakta kalan en eski kütüphanesi Biblioteca Capitolare'den notlar: 'Dante gibi ortasındayım zamanın'
SoliSoli
∙

HİKAYE

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Uraz Kaspar

·

20 Eki 2026

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak
SoliSoli
∙

HİKAYE

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

Elif Bayram

·

13 Eki 2026

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.

Deniz Aytekin

·

11 Eki 2026

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?