Yaz-kış adayı terketmeyen rüzgâr selamlıyor bizi Gökçeada’da


Modern, sportif ve tamamen elektrikli: Yeni BMW i4 Borusan Otomotiv'in Türkiye temsilcisi olduğu BMW, BMW i3 ile başlayan elektrikli mobilite yolculuğuna ilk tamamen elektrikli Gran Coupé modeli Yeni BMW i4 ile devam ediyor. Çarpıcı ve dinamik bir sürüş deneyimi arayanlar için Yeni BMW i4 şimdi Türkiye’d e . Neler var? Markanın efsanevi sürüş keyfini ve üstün performansını tamamen elektrikli modelinde de mükemmel bir şekilde yansıtan Yeni BMW i4’ün 340 bg güç ve 430 Nm tork üreten elektrik motoru, otomobili 0'dan 100 km/s hıza sadece 5.7 saniyede ulaştırıyor. Araç, 11kW gücündeki AC şarjla 8.5 saatten kısa bir sürede tam dolu batarya kapasitesine erişebiliyor ve 590 km yol kat edebiliyor. 200 kW’a kadar çıkabilen DC şarj istasyonunda ise 10 dakikalık şarj ile yaklaşık 164 km menzil sunuyor. Üretim sürecinde yalnızca hidroelektrik santrallerinden elde edilen yenilenebilir enerji kullanılmasıyla dikkat çeken Yeni BMW i4, bu sayede doğal kaynakları daha sorumlu bir şekilde kullanarak karbon ayak izini minimuma indirmeyi hedefliyor. Tasarım: Dinamik sürüş özelliklerini; modern, zarif ve sportif bir tasarımla harmanlayan Yeni BMW i4 , BMW’nin imzası niteliğindeki büyük böbrek ızgaraları, gövdeye entegre edilen kapı kolları ve aerodinamik kusursuzluk için optimize edilen hafif alaşım jantlarıyla çarpıcı bir dış tasarıma sahip. Yeni BMW i4 eDrive40 rüzgâra karşı minimum direnç göstererek tamamen elektrikli otomobiller için oldukça önem taşıyan aerodinamik yapıyı öne çıkarıyor. Yeni BMW i4 eDrive40 Borusan Otomotiv Yetkili Satıcılarında, ayrıntılı bilgi ise burada .
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Antik çağların Imbros’u, Osmanlı döneminin İmroz’u, günümüzün Gökçeada’sı, ismiyle müsemma, "Ana Tanrıça’nın Evi"ndeyiz. İlk yerleşimin net tarihi bilinmese de ilk yerleşenlerin M.Ö 4-5. yüzyılda Pelasglar olduğu tahmin ediliyor. Ada, yüzyıllar boyu savaşlarda sürekli el değiştiriyor; Persler, Atinalılar, Romalılar, Bizanslılar, Cenevizliler ve Osmanlı İmparatorluğu gibi bir çok yönetimin etkisinde kalıyor. Son olarak 22 Eylül 1923’de Lozan Barış Antlaşması ile ada Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılıyor.
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olsa da hâkim kültürün hâlâ Rum olduğunu adaya ayak bastığın anda anlıyorsun. 1960’da yapılan sayımda 5500 Rum, 300’e yakın Türk yaşıyormuş adada. 1964 yılında başlayan Türkleştirme politikaları, adanın Rum halkına büyük acılar yaşatmış. Olaylar silsilesinin ilki, Rum okullarının kapatılmasıyla başlamış. Açık cezaevi kurulmasıyla asayişin bozulması, 1970’de adının İmroz’dan Gökçeada’ya dönüştürülmesiyle adanın tarihi yavaş yavaş silinmiş. Adada kalan son Rumlar da 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası adalarını terk etmiş. Sonrasında ada göçmenler adası olmuş, Anadolu’nun belli yerlerinden insanlar farklı aralıklarla adaya yerleştirilmiş. Yeni yerleşim yerlerinde ada ruhu eksik kalmış, eski yerleşim yerleri de sahipsiz ve ıssız.

Cansın, Kaleköy kalıntılarında
2000’li yıllardan sonra ada için yeni bir dönem başlamış, Avrupa Birliği müzakere koşullarıyla Rumların hak ve mülkiyetleri garanti altına alınınca İmrozlu Rumlar yurtlarına dönmeye başlamış. Bugün köylerin eski sahipleri tersine göçle, döndükleri köylerinde Rum kültürünü tekrar yaşatıyor, dostça. Köşebaşında mahallelinin Rumca sohbetini duyuyoruz, Rum tavernalarında Rumca şarkılar eşliğinde kadeh tokuşturuyoruz, köy kahvelerinde hep birlikte soluklanıyoruz. Birlikte var ediyoruz adayı. Kimse misafir değil, ayrım yok, en çok da bu durum mutlu ediyor bizi. Aynı gökyüzüne bakarak koyuyoruz başımızı yastığa, sakinliği içimize çekerek dalıyoruz uykuya.
Adanın üç Rum köyü: Kaleköy, Zeytinliköy, Tepeköy
Otelimiz Kaleköy’de, burası adanın deniz kenarına kurulmuş tek yerleşim yeri, aynı zamanda görmek istediğimiz köyler listesinin başında. Sit alanı statüsünde olduğundan taş bina dışında yapılaşma yasak. Önce Aşağı Kaleköy ve Yukarı Kaleköy’ü birbirine bağlayan, 1440’larda bölgenin hükümdarı Palamede Gattilusio tarafından Kraliçe Valentina’nın kullanımı için yaptırılan Kraliçe Valentina Yolu’nu görmek istiyoruz. Kraliçe adaya geldiğinde kaleye çıkmak ve kaleden denize inmek için bu incecik patika yolu kullanıyormuş. 600 yıllık tarihe ayak basarak limandan yürüyüşümüze başlıyoruz. Yaklaşık 250 metrelik yol belediye tarafından ziyaretçilerin kullanımı için bugünkü hâline getirilmiş, akşam yürüyüşleri için ışıklandırılmış. Liman manzarası ve adanın simgelerinden biri olan badem ağaçlarını izleyerek kaleye doğru tırmanıyoruz. Bir şey dışında her şey çok güzel: yol boyunca atılmış bolca çöp, bazı kırık ışıklar. Bize miras kalmış bu güzel geçmişi koruyabildiğimiz bir gelecek hayal ediyoruz.
Yolu tamamladık, karşımızda kale kalıntılarıyla batıyor gün, burası bugüne kadar gün batımını izlediğim en güzel yer. Helenistik öncesi dönemde inşa edilmiş kalenin kalıntılarından günümüze çok az parça kalmış, yine de görmeden yemeğe oturmak istemiyoruz. Kalıntılara tırmanması biraz zor, ayakkabılarımızın da yardımıyla, birbirimize tutunarak başarıyoruz. Gözleriyle adayı izliyormuş gibi duran büyük kalıntının yanındayız. Solumuzda Kaleköy Limanı, sağımızda Semadirek adası. Güneş tam karşımızdan tüm kızıllığıyla ve ihtişamıyla az sonra hoşçakal diyecek. Yemek için kalıntıların yanıbaşında İmroz Poseidon’dayız şimdi.

Damla sakızlı muhallebi ve keçi sütü dondurması
Ertesi sabah Mustafa’nın Kayfesi’nde çınar altında kahvemizi içip rotayı Zeytinliköy’e çeviriyoruz. Notlarımızda köyün meşhur üçlüsünü tatmadan dönme yazıyor: sakızlı muhallebi, dibek kahvesi ve frappe. Köyde iki tane de şarap evi var fakat sezon dolayısıyla kapalı olduğundan gidemiyoruz. Çoğu eski Rum evi sahipleri tarafından restore edilip canlanmış olsa da bazılarının terkedilmiş harabe hâli üzüyor bizi gezerken, kırık camlardan evde hüküm süren hüznü izliyoruz. Köşebaşında eski bir çamaşırhane çıkıyor karşımıza. İçinde su akıyor ama burada son çamaşır ne zaman yıkandı bilmiyoruz.

Tepeköy Kilisesi
Akşam yemeği için yine Kaleköy’deyiz, bu sefer limanda. Önce el işi ürünler satılan tezgâhlara uğruyoruz. Sonrası lakerda kokusu, sezonun ilk karpuzu, bol buzlu rakı, levrek külbastı. Eleni Rum Tavernası’ndayız. Güneş yine kendine âşık ede ede batıyor.
Adada üçüncü sabahımız. Artık müdavimi olduğumuz Mustafa’nın Kayfesi’nde uyanıyoruz güne. Çınar ağacı altında Aya Marina Kilisesi’ne karşı kahvelerimizi içiyor, yanında damla sakızı macunlu suyumuzu yudumluyoruz. Bugün rotamız Gökçeada’nın tavernalarıyla meşhur köyü Tepeköy. Kilisenin yanında, köy meydanında, büyük çınarın altında köy kahvesindeyiz önce. Yine önce sakızlı muhallebi ve dibek kahvesiyle keyifteyiz, buranın süt böreği de çok meşhur. Ismarlıyoruz hemen. Şimdiden aklımızda akşam yemeği için yer ayırttığımız Angelikis’in tavernası var.

Angelikis'in tavernası
Sezonda masalar köy meydanına kuruluyor, buzuki eşliğinde sirtaki şöleni izliyorsun. Meşhur oğlağı tadıyoruz, sirtakiler yapılıyor, tabaklar kırılıyor.
Gökçeada’nın meşhur rüzgârı
Gökçeada rüzgârıyla meşhur, adada hemen hemen her gün rüzgârı hissediyoruz. Varlığı pozitif bir duruma çevrilmiş, ada rüzgâr ve kite sörfü için yurt dışından sporcuları ağırlıyor. 300 gün rüzgâr sörfü için ideal esinti bulunabiliyor. Kefaloz ve Aydıncık sörf için tercih edilen plajlar. Kefaloz daha çok başlangıç eğitimleri için öneriliyor. Aydıncık’da ise hem rüzgâr sörfü hem de kite sörf için özel ders alınabilecek okullar var. Burası rüzgâr yapısı gereği ileri düzey eğitimler için daha uygun.
Biz bu sefer mayısta adadaydık, yazın geldiğimiz zamanlara göre oldukça boş ama bu boşluk hissi bizi ayrı bir yerden keyiflendiriyor. Kat kat giyiniyoruz, gündüzleri güneş yaksa da akşamları esinti titretiyor içimizi. Gün batmadan, henüz güneşi hissederken oturuyoruz akşam yemeklerimize, doğanın sesine kulak veriyoruz, o bizi yönlendiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'nin en batısına, Çanakkale’nin iki adasından birine, Gökçeada’ya doğru yoldayız bu defa. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz deniz!
05 Haz 2022

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyrut'ta barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.

Portekiz'deki Buçaco Ulusal Ormanı, Uluslararası Şifa Ormanları Sertifikasyon Ofisi tarafından dünyanın dördüncü şifa ormanı seçildi. 6. yüzyılda keşişlerin bölgeye yerleşmesinden beri korunan Buçaco egzotik biyoçeşitliliği, terapötik unsurları ve etrafını saran tarihî surlar sayesinde koruduğu dinginliğiyle öne çıkıyor. Peki dünyadaki diğer üç şifa ormanı nerelerde ve bir doğal alanın şifa ormanı ilan edilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor?

Müze biletinden akşam içilecek biraya, bavula konacak kıyafetten gün içinde kullanılacak tuvalete kadar seyahatin neredeyse her anını önceden planlamak mümkün. Popüler destinasyonların rezervasyon zorunlulukları ve seyahat uygulamaları spontane tatili giderek zorlaştırırken, genç gezginlerin %70’inden fazlası etkinliklerini ulaşım ve konaklamayla aynı anda ya da daha önce ayarlıyor. Park yerinden temiz tuvaletlere, bira bahçelerinden yürüyüş rotalarına rehber niteliğindeki seyahat uygulamalarını inceledik.

Yaz tatilleri yalnızca deniz, kum ve gün batımından ibaret değil. Kıvrımlı yolları, tepelerin ardında açılan panoramik manzaraları, tarihî yapıları, doğa koruma alanları ve sahil rotalarıyla Avrupa’nın bazı adaları, direksiyon başında yavaşlamayı sevenler için eşsiz bir keşif deneyimi sunuyor. Farklı beklentilere göre roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adaları…

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.



