ABD'nin akaryakıt krizi nasıl Putin’e yaradı?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı dizel tedarik anlaşması, ABD Kongresinde Cumhuriyetçiler ile Demokratların hükümetin kapanması sürecinde dahi yaşamadıkları ölçüde bir ortak mutabakat sağlamalarına neden oldu.
Aralarında Mitch McConnell, John Cornyn, Susan Collins ve Thom Tillis gibi Cumhuriyetçi isimlerin de bulunduğu 12 senatör, Trump’a bir mektup göndererek yapılan anlaşmanın iptal edilmesini istedi. Senatörlere göre Rusya’nın enerji ihracatına yönelik yaptırımların gevşetilmesi Amerikan tüketicisinin cebine bariz bir katkı yapmayacağı gibi, enerji konusunda büyük darbe yiyen Rusya’ya da toparlanmak için fırsat verecek.
Trump ise Kasım ayındaki seçimler öncesinde yüksek dizel fiyatlarını düşürmekte kararlı. Trump bu konuda Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Rusya’nın ilk aşamada 300 bin ton, Kasım ayında 500 bin ton, daha sonra 1 milyon ton dizeli uluslararası piyasalara sunacağını açıkladı. Rus rafinerilerinin üretim durumuna bağlı olarak kısa süre içinde 3 milyon tonluk ilave sevkiyat yapılması da planlanıyor. Böylece toplam tedarik miktarının da 4,8 milyon tona ulaşabileceği düşünülüyor.
Anlaşma kapsamında ABD Hazine Bakanlığı da Rus menşeli dizelin satışı ve ABD dahil çeşitli ülkelere ithalatına ilişkin yaptırımları 7 Nisan 2027’ye kadar askıya aldı. Bu adımın kapsamı oldukça önemli çünkü Trump’ın açıkladığı birkaç milyon tonluk sevkiyatın ötesinde, Rus dizelinin tüm ülkelere satışına altı ay boyunca Amerikan yaptırımları bakımından önemli bir kolaylık sağlanmış oldu.
Üstelik bütün bunlar, ABD Kongresinin Rus enerji ihracatına yönelik yeni yaptırım yasasını kabul etmesinden yalnızca üç hafta sonra yaşandı. Eylül ayında Rusya’nın petrol gelirlerini neredeyse felç etmek için yeni yaptırımlar uygulamayı kabul eden ABD yönetimi, Ekim ayında bunun tam tersine yol açacak bir anlaşma yaptı.
Peki Trump neden böyle bir karar aldı? Rusya bu anlaşmadan ne kazanacak ve ABD’nin Ukrayna politikasında nasıl bir değişiklik yaşanıyor?
Dizel krizi ve yaklaşan seçim
Trump’ın kararının arkasındaki en önemli neden, İran savaşının yarattığı enerji krizi ve yaklaşan Kongre seçimleri.
ABD’de dizelin galon fiyatı Eylül ayında 6 dolar seviyesini aşarak tarihi rekorunu kırdı ve Ekim ayında da 6 doların üzerinde kalmaya devam etti. Dizel fiyatlarındaki artışın tarımdan lojistiğe, gıda fiyatlarından ısınma maliyetlerine kadar pek çok kalemi doğrudan etkilemesi, Trump açısından ciddi bir siyasi problem yaratıyor.
Özellikle çiftçiler, kamyoncular ve kırsal bölgelerde yaşayan seçmenlerin, Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel seçmen tabanının önemli bir kısmını oluşturduğunu da dikkate almak gerek.
3 Kasım'da düzenlenecek ara seçimlere üç hafta kalmışken akaryakıt fiyatlarının bu seviyelerde bulunması, Cumhuriyetçilerin Kongredeki çoğunluğunu korumasının önündeki en büyük engellerden biri. Trump yönetimi bu nedenle son haftalarda stratejik rezervlerden petrol salınması, karayolu taşımacılığında belirli yakıt kullanım kurallarının geçici olarak esnetilmesi, sübvansiyonlu dizelin karayollarında kullanımına da izin verilmesi ve rafineri kapasitesini artırmak gibi seçenekleri değerlendirdi. Ancak bu adımların fiyatlara belirgin bir etkisi olmadı. Çünkü sorun, ABD’nin iç politika adımlarıyla müdahale edemeyeceği küresel sebeplerden kaynaklanıyor.
Öncelikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kapanma hali sorunun en büyük kaynaklarından biri. ABD-İran Savaşı sonucunda İran’ın boğazı gemi geçişlerine kapatması nedeniyle Körfez’deki büyük petrol üreticileri, hem ham petrol hem de petrol ürünü ihracatı yapmakta büyük zorluk yaşıyor. Bu durum Körfez’in petrol tedarik ettiği Asya ülkelerindeki rafinerileri de etkiliyor. Örneğin Çin, Ekim ayında yaşanan sıkışıklık nedeniyle 1 haftalığına benzin, dizel ve jet yakıtı gibi rafine petrol ürünlerinin ihracatını yasaklama yoluna gitti.
Ukrayna’nın Rus rafinerilerini İHA saldırılarıyla vurması ise krizin daha da ağırlaşmasına neden oldu. Dünyanın en büyük ikinci ham petrol ve üçüncü büyük petrol ürünü üreticisi olan Rusya, iç piyasada yaşanan yakıt krizi nedeniyle benzin ve dizel ihracatını yasaklamak zorunda kaldı.
Bu iki büyük tedarik merkezinde yaşanan kayıplar, küresel dizel arzında ciddi bir açığa neden oldu. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre Rusya ve Ortadoğu'dan yapılan dizel ihracatı Eylül ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 1,3 milyon varil azalırken, diğer üreticilerin ihracatı artırması da bu kaybı karşılamaya yetmedi. Arzın daralmasıyla birlikte dizel rafineri marjları Eylül ayında varil başına 95 dolara yaklaşarak rekor seviyelere yükseldi. Böylece ham petrol fiyatlarındaki artışa, rafine ürünlerde yaşanan arz sıkıntısından kaynaklanan ek fiyat artışları da eklendi.
ABD de dünyanın en büyük dizel üreticileri ve ihracatçıları arasında bulunmasına rağmen bu sıkıntıdan ciddi ölçüde etkileniyor. Özellikle Doğu Yakası'nda yakıt tüketimi yerel rafinerilerin üretimini aştığı için ülke, ülkenin güneyindeki rafinerilerden yapılan sevkiyatlara ve Kanada'dan ithalata bağımlı durumda.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre ülkenin yakıt stokları 2 Ekim ile sona eren haftada 105,1 milyon varil ile beş yıllık mevsimsel ortalamanın %12 altında bulunurken, Doğu Yakası stokları ise Eylül ayında aynı ortalamanın %32 altında kaldı.
EIA perakende dizel fiyatlarının Ekim ayı boyunca 6 doların üzerinde seyretmesini ve 2027'de de tarihsel ortalamaların üzerinde kalmasını bekliyor. Bu durum, Kasım’da seçime gidecek olan Trump için büyük bir tehdit.
“Ukrayna saldırıları durdurmayınca Rusya ile anlaşıldı”
Rusya açısından ise anlaşmanın ekonomik getirisi oldukça önemli. Amerikan yaptırımları nedeniyle Rus şirketleri petrol ürünlerini Avrupa yerine daha uzak pazarlara göndermek ve alıcı bulabilmek için iskonto yapmak zorunda kalıyordu. Yaptırımların gevşetilmesiyle birlikte maliyetlerin azalması ve Rus şirketlerinin ihracattan daha fazla gelir elde etmesi bekleniyor. Üstelik Rusya’nın petrol ve doğalgazdan elde ettiği federal bütçe gelirleri, yılın ilk dokuz ayında dolar bazında %10,2 azalarak 69,9 milyar dolara gerilemiş durumdayken.
Ukrayna Rus rafinerilerine yaptığı saldırılarla hem Rus ordusunun yakıt tedarikini zorlaştırıyor hem de Rusya’nın yakıt ihracatından gelir elde etmesine engel oluyordu. Trump’ın dizel fiyatlarını düşürmek amacıyla Rusya’dan üretimini ve ihracatını artırmasını istemesi, Ukrayna’nın savaşta kullandığı en etkili ekonomik baskı araçlarından birinin devre dışı kalmasına neden oldu. Nitekim Trump yönetimi de bu sorunu çözmek için bir süredir Ukrayna üzerinde baskı kurmaya çalışıyordu.
Trump’ın anlaşmadan hemen sonra yaptığı “Ukrayna’nın yeni bir başkana ihtiyacı var” açıklamasını da, Zelenskiy’e saldırılara ara vermesi yönünde yapılan üstü kapalı bir tehdit olarak yorumlamak mümkün.
Görüşmelerin geçmişiyle ilgili Axios'a konuşan Amerikan yönetiminden konuya doğrudan hakim bir yetkili, Trump'ın Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'den Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını en az altı kez istediğini, Ukrayna'nın bu taleplere uymaması üzerine Putin ile dizel anlaşması yapmaya karar verdiğini anlattı. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da Miami’de Ukraynalı temsilcilere yaptıkları görüşmede dizel anlaşmasının Rusya’yı barış müzakerelerine çekmek için kullanılabilecek bir taktik olduğunu ifade etti. Ancak Putin görüşmelere yeniden başlama konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı, hatta bunun tam aksi anlamına gelebilecek adımlar attı.
Örneğin Trump, tarafların enerji altyapısına yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını söylemiş, Zelenskiy ise böyle bir taahhütte bulunmadıklarını ancak Rusya’dan saldırı gelmezse saldırıları durdurabileceklerini ifade etmişti. Bu açıklamalardan yalnızca 3 gün sonra Rusya, Ukrayna’nın 6 elektrik santralini vurdu. Saldırının ardından açıklama yapan Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, dizel anlaşmasıyla Ukrayna’daki durum arasında bir bağlantı görmediklerini söyledi.
Dolayısıyla ABD’de kimi çevreler anlaşmayı “barış anlaşması için kullanılacak bir ara yöntem” olarak adlandırsa da durumun çok farklı olduğu açıkça anlaşılıyor. Görünüşe göre Putin, Trump’ın seçimler konusunda yaşadığı sorunları bir fırsat olarak değerlendirdi ve Ukrayna konusunda bir taahhüt vermeden ABD tarafından büyük bir taviz koparmayı başardı.
Ancak Rusya’nın dizel ihracatını artırmasının önünde ciddi bir engel var. Ukrayna’nın İHA saldırıları nedeniyle hasar gören rafinerilerin bir kısmı hemen onarılabilecek ve ABD’de fiyatlara belirgin bir etki yapabilecek kadar dizel arz edecek durumda değil.
Goldman Sachs’ın konuyla ilgili raporuna göre ilk 800 bin tonluk ek sevkiyat toptan dizel fiyatını varil başına 1-2 dolar kadar düşürebilir. Bu tutarın dizel galon fiyatına 2,4-4,8 sent arasında sınırlı bir etki yapması bekleniyor.
Anlaşmaya itiraz eden Cumhuriyetçi senatörler bu anlaşmanın ABD’li tüketicinin yakıt için ödediği parayı belirgin biçimde azaltmayacağını, ancak Rusya’nın aylardır ciddi manada düşen enerji gelirlerini toparlamasına neden olabileceğini ifade ediyor.
Trump çevresi tartışıyor, Ruslar ise memnun
Anlaşmanın ardından ABD’de özellikle Trump çevresi ikiye bölünürken, Rusya tarafı ise anlaşmadan memnun.
Örneğin MAGA çevresinin önemli isimlerinden Mollie Hemingway, anlaşmayı ABD yönetiminin, başka ülkelerden önce Amerikan halkının çıkarlarına öncelik vermesi şeklinde değerlendirdi. Nebraska, Kansas ve Iowa'daki çiftçilerin yüksek dizel fiyatları nedeniyle zorlandığını hatırlatan Hemingway, savaş yanlısı siyasetçilerin Amerikan tüketicisinin karşılaştığı maliyeti yeterince önemsemediğini ifade etti.
Trump yanlısı The Gateway Pundit'ten Joe Hoft ile The Last Refuge çevresi ise anlaşmayı çok daha kapsamlı bir jeopolitik hamle olarak yorumlayarak işi bir adım öteye taşıdı. Hoft son yazısında, enerji fiyatlarının büyük finans kuruluşları ve spekülatörler tarafından manipüle edildiğini, Trump ile Putin'in ise doğrudan anlaşarak bu mekanizmayı etkisizleştirebileceğini ve hatta iki liderin Avrupa'nın enerji ihtiyacını kullanarak Zelenskiy'yi barış anlaşmasını kabul etmeye zorlayabileceğini ifade etti.
Ancak bu yaklaşımlar, Cumhuriyetçi çevrede tamamen kabul görmüş değil. Diğer taraftan Trump’ın önceki kabinesinde Enerji Bakanlığı görevinde bulunmuş olan Dan Brouillette, Fox Business’a yaptığı açıklamada Rusya ile yapılan anlaşmanın dizel fiyatlarını kayda değer ölçüde düşürmesini beklemediğini söyledi. Rusya’nın halihazırda başka ülkelere sattığı dizeli farklı alıcılara göndereceğini, dolayısıyla küresel dizel arzında bir artış yaşanmayacağını söyleyen Brouillette, fiyatların kalıcı olarak düşürülmesi için ABD’nin rafineri kapasitesini artırması gerektiğini ifade etti.
Anlaşmaya siyasi gerekçelerle karşı çıkan Cumhuriyetçiler de var. Örneğin Trump’ın önceki döneminde Dışişleri Bakanlığı yapan Mike Pompeo, Rusya’ya daha fazla para kazandırmanın İran’ın da finanse edilmesi anlamına geleceği uyarısını yaparken, Trump’a yakın MAGA aktivisti Laura Loomer da Rusya’nın elde edeceği gelirleri Ukrayna’daki savaşı sürdürmek ve İran’a askerî destek sağlamak için kullanacağını söyledi.
Özellikle İran’la savaşın devam ettiği bir dönemde Rusya’ya ekonomik kolaylık sağlanması, Trump’ın kendi destekçileri arasında da tartışma yaratmış durumda. Zira Rusya, İran’ın en önemli askerî ve siyasi ortaklarından biri.
Rus tarafı ise anlaşmayı oldukça olumlu karşıladı. Konuyla ilgili açıklama yapan Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, artacak ihracat ve döviz gelirlerinin Rus şirketlerine ve ülkenin ödemeler dengesine katkı sağlayacağını ifade ederken, Putin'in özel temsilcisi Kirill Dmitriyev de anlaşmanın iki ülke arasında enerji ve yatırım alanlarında daha kapsamlı işbirliklerinin önünü açabileceğini söyledi.
Rus basınında da bu anlaşma bir taviz olarak görülüyor. Örneğin Rus dış politika uzmanı Dmitriy Suslov, ABD’nin bugüne kadar Rusya’yla ekonomik işbirliğini Ukrayna’da ateşkes sağlanması şartına bağlı olarak sunduğunu, dizel anlaşmasıyla birlikte ise bu şarttan vazgeçildiğini belirtti. Kommersant yorumcusu Dmitriy Drize ise iddiasını daha da ileri götürerek, Trump’ın seçim öncesinde yakıt fiyatlarını düşürebilmek için Ukrayna’yı geri plana attığını ve ABD’nin Ukrayna’ya silah ve istihbarat desteğini keserek daha fazla baskı yapabileceğini yazdı.
Sonuç olarak Rus dizeline yönelik yaptırımlar Nisan 2027’ye, yani 3 Kasım’daki ara seçimlerden beş ay sonrasına kadar askıda kalacak. Dolayısıyla Trump’ın yakıt fiyatlarını düşürmek için verdiği taviz, seçimden sonra da Rusya’ya para kazandıracak. Üstelik Ukrayna İHA’ları Rus rafinerilerini vurdukça Rusya’nın vaat ettiği 4,8 milyon ton dizelin tamamı piyasaya ulaşamayacak, bu da Trump’ın sandığa üç hafta kala Zelenskiy’i daha da sıkıştırması demek. Amerikan seçmenine birkaç sent kazandırmak uğruna Ukrayna’nın elindeki en etkili ekonomik baskı aracını hedef alan ABD, Rusya’yı müzakere masasına getirebilecek kozu da böylece kendi eliyle harcamış olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İmalat sanayiinde ilk dört ayda %1,3’e ulaşan üretim artışı, Ağustos ayında %0,2’ye geriledi. Giyim ve makine sektörlerinde daralma tüm şiddetiyle sürerken, önceki yıllarda büyüyen bazı sanayi kolları da yaz aylarında üretim kaybetmeye başladı.

Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Robert Hall ve Michael Woodford’un çalışmalarının ortak noktası, ekonomik istikrarın yalnızca bugün alınan kararlara değil, insanların geleceğe ilişkin beklentilerine de bağlı olduğu düşüncesi oldu. Ödülün gerekçesinde “makroekonomik istikrarın mikroekonomik temellere yaptığı katkılar” ifadesi yer alırken burada Türkiye açısından da önemli çıkarımlar var. Bu teze göre, ekonomik istikrarın toplumsal karşılığı tek başına enflasyonun düşmesi değil.

Bu hafta yurt içinde Ağustos ayı cari işlemler dengesi, Eylül ayı bütçe dengesi ve TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi öne çıkarken, yurt dışında ABD enflasyonu ve perakende satışlar, Çin enflasyonu ve dış ticaret dengesi ile Avro Bölgesi nihai enflasyonu ön planda.
12 Eki 2026

Arjantin'de Javier Milei'nin "testere" ile başlattığı ekonomi programı üçüncü yılını tamamlamaya yaklaşırken, ilk iki yılın başarı hikayesi yerini giderek daha karmaşık bir tabloya bırakıyor.

Milli gelir bir hasılat rakamıdır, kazanç rakamı değildir. Türkiye 2010-2019 arasında yılda %5,5 büyüdü ancak aynı zaman zarfında verimlilik artışı yalnızca %0,3'te kaldı. Bunun sebebi ise yatırımların az olmasından ziyade yatırımların yanlış noktalara yönelmesiydi. Uzun süredir olduğu gibi bugün de aynı sınav önümüzde bizleri bekliyor.




