Anna Batyra ile Ovacık’ta

Yabancı-yerli arasındaki mesafe ne kadardır, zamanla ölçülür mü? Çeşme-Ovacık merkezli yavaş özbakım markası abtira'nın kurucusu Anna, Çeşme'nin sürekli değişen dokusunda kendi hayatını kurma sanatını ve zaman içinde mahalleyle nasıl ilişki kurduğunu anlatıyor.
Anna Batyra ile Ovacık’ta

25 Ocak - Wings - Soli
Wings ile birlikte

Wings ile sıradaki yolculuk nereye? Bir Soli okurunun 2024 yılı için seyahat fikirlerini biriktirdiğini, yeni rotalar seçtiğini ve yeni dünyaları keşfetmeye her an hazır olduğunu tahmin etmek güç değil; çünkü biliyoruz ki çizgisi olanlar , çıkılacak her yeni macera için ilk günkü gibi heyecan duyar. Heyecanınızı katlayarak yola koyulmanız için Wings sizi kanatlanmaya, tutkularınızın peşinden giderken Wings ile ayrıcalıklar dünyasına adım atmaya davet ediyor. Nasıl? Ayrıcalıklı yolculuklara kapı aralayan Wings’e şimdi başvurarak 200.000 Mil Puan kazanabilirsiniz. 200.000 Mil Puan; yurt dışında 4.000 TL, yurt içinde ise 2.000 TL uçak bileti değerine sahip. Ne yapmalı? 31 Ocak’a kadar ilk kez Wings’e başvurarak 15 Şubat’a kadar toplam 20.000 TL harcamanıza 200.000 Mil Puan kazanabilirsiniz. Üstelik ilk yıl ücretsiz kart ayrıcalığıyla. Kampanyadan, Akbank bireysel kredi kartı olmayıp 1-31 Ocak tarihleri arasında ilk kez Wings asıl kredi kartı başvurusu yapan ve kartı 31 Ocak’a kadar onaylanan Akbanklılar yararlanabiliyor. Başvurusu onaylanan müşteriler 15 Şubat tarihine kadar yapacakları toplam 20.000 TL ve üzeri harcamaya 200.000 Mil Puan kazanabiliyor. 4.000 TL’ye varan uçak bileti değerinde 200.000 Mil Puan kazanmak ve Wings’in havaalanlarında size özel sunduğu ayrıcalıklardan yararlanmak; dünyadaki tüm restoran ve otellerdeki indirimlerin tadını çıkartmak için 31 Ocak’a kadar siz de Akbank Mobil’den Wings’e başvurarak ayrıcalıklar dünyasına adım atabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Gerçekten bir yere ait olmak ne demek? Doğduğumuz yerden çok uzakta kendimizi bulduğumuz yer bizim midir? Her gün bir yere ait olmayı seçmek, sabır göstermek, tekrar tekrar yeniden keşfetmek, doğanın kollarına atılmak, kumların arasından yürümek; ardıç, kekik kokuları eşliğinde evin yolunu tutmak. Anna’nınki böyle bir hikaye.

Anna’yı Avrupa'nın çeşitli ülkelerine, Hindistan’a ve ötesine götüren kendi sözleriyle “Demir Perde”nin ardındaki gençlik yıllarında filizlenen seyahat tutkusu. Bu seyahatler onun için hayatının dönüm noktalarını temsil ediyor. Yaşadığı yerlerin, kimliğini ve dünya görüşünü derinden etkilediğinden bahsediyor bana. 

Lisans eğitimini İngiltere’de tamamladıktan sonra hayatının “Kıta Avrupası” olarak adlandırdığı dönemine devam eden Anna’nın sanat, edebiyat ve toplum içindeki insan davranışlarına olan ilgisi yine bu dönemde şekilleniyor. Yaklaşık yirmi yıllık sosyal bilimler çalışmasının ardından akademik araştırmaları onu İstanbul'a, cinsiyet çalışmaları alanına yönlendiriyor. Burada, Türkiye'deki kadınların karşılaştığı bağımsızlık mücadelelerini ve  sosyoekonomik zorlukları derinlemesine inceleme fırsatı buluyor.

Anna Batyra


Türkiye'de vatandaş olduktan sonra artık kendi yolunu çizmeye karar veren Anna, yavaş özbakım markası abtira'nın kuruluşunu "bağımsızlık yolculuğunun önemli bir parçası" olarak adlandırıyor. Bitkilerin şifalı özelliklerine inanan Anna, Ege kıyılarında zaman geçirerek yerel bitkiler ve aromaterapi üzerine çalışmalar yapıyor; 2017'de, evinde cilt ve vücut bakım ürünleri yaparak abtira'nın temellerini atıyor. 

Anna ile ilk sohbetim, iki yıl sonrasına, dünyanın bildiğimiz anlamıyla tamamen değişmesinden öncesine, 2019’un sonlarına denk geliyor. O dönemde Fransa’da başlayan slow cosmetique akımını takip eden Türkiye’deki lokal oluşumları araştırırken Anna ile tanışıyorum. Atıldığı farklı maceralar ve pek çok kıtaya yayılan; onu sonunda Ovacık’a getiren yolcuğu bana oldukça ilham veriyor.

Şimdi, artık hayatımızın bir parçası haline gelen video görüşmelerinden birinde Anna ile kendi mahallesiyle ilişkisini ve daha fazlasını konuşmak için #Mahallede vesilesiyle tekrar buluşuyorum. Anna, bir "yabancıyken" nasıl yerelin bir parçası haline geldiğini, kültürel uyumun ve mahalledeki topluluğunun içinde nasıl yol aldığını anlatıyor. Anna'nın öyküsü, Çeşme'nin sürekli değişen dokusunda kendi hayatını kurma sanatı üzerine.


"Asıl beni büyüleyen, buraya kışın gelmek oldu. Bana Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’ini hatırlatan rüzgarlarını çok seviyorum."

Doğaya ve kendine dönüş niyetiyle 2018’de İstanbul’dan Çeşme'ye taşındın. Bu yolculuk nasıl başladı? 

Çeşme, hep hayalimdeki yerdi. Türkiye'ye ilk geldiğim zaman işim nedeniyle İstanbul'a yerleştim. Çeşme'ye taşınmam biraz zaman aldı ve hayatımda büyük değişiklikler yapmam gerekti. 2000’lerin başında Çeşme'yi ilk kez keşfettim. 2010'larda da Çeşme gerçek anlamda popülerdi ama yine de hâlâ cool bir havası vardı. Çeşme'nin bu özgün ruhunun aslında 1970'lerde başladığını düşünüyorum. Sörf toplulukları genişleyince yabancılar da buraya ilgi göstermeye başladı. Daha sonra Alaçatı'nın daha geniş çapta keşfedilmesi, orayı rağbet gören bir yer hâline getirdi. Çok iyi hatırlıyorum, tur rehberim Alaçatı için "acı verici derecede iyi dekore edilmiş" diye bahsetmişti. 

Çeşme'nin beni en çok çeken yanı, şüphesiz doğal güzelliği. Ege'nin hemen kıyısında, muhteşem denizi, kumlu plajları ve doğa keşfi için harika yolları var. Burada huzur buluyorum. Fakat asıl beni büyüleyen, buraya kışın gelmek oldu. Bana Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler’ini hatırlatan rüzgarlarını çok seviyorum. Hava çok sert olmadığı için kış romantik bir hâl alıyor. Burada Polonya'daki gençlik günlerime gidiyorum. 15 yaşındayken odamda kitap okurken doğayı izlerdim. Çeşme'de anılarım ve doğayla bağım yeniden canlandı.


Peki ya Ovacık? Yaşadığın mahalleyi bize anlatır mısın? 

Ovacık benim için başından beri özel bir anlam taşıyor. Alaçatı'nın ve Çeşme’nin kalabalığından uzakta. Ormanın yanında. Kendine has bir havası, farklı bir atmosferi var. Aslında Ovacık'ı 10 ya da 15 yıl önce eşimle keşfettik. Oradaki bir plaj huzur bulmak için gittiğimiz yegane yerdi. Taş evleriyle bize bir şekilde Toskana'yı anımsatıyordu. Küçük bir alan ama hem Avrupa hem Akdeniz esintileri vardı. Buraya hayran olduk. Yıllarca kendi küçük sırrımız gibiydi. Neredeyse hiç kimse yoktu etrafımızda. Ama sonra yavaş yavaş burayı başkalarıyla paylaşmaya başladık. Şimdi abtira'nın ofisi de burada.

Ovacık’ın sana doğayla ilişkini hatırlattığından bahsettin. Peki bu ilişki nasıl başladı?

Doğayla her zaman derin bir bağım oldu. Annem ve babam tarım mühendisi. Hasat yapmak, ekmek günlük hayatın bir parçasıydı. Doğanın içinde büyüdüm. Ama ne kadar bu benim geçmişimse bir yandan da farklı bir gelecek kurmak, kendi yolumu çizmek istiyordum. İronik olarak doğayla ilişkim tam bir döngü oldu. Başa döndüm sanki. Annem de bunu sık sık esprili bir şekilde dile getirir. Eskiden beni bir mimar olarak hayal ettiğini söylerdi. Sonra ben biyokimyaya yöneldim. Bir nevi aile mesleğini seçmeme rağmen bu duruma hâlâ inanamıyor. Fark ettim ki tamamen farklı bir yöne gittiğimizi düşünsek bile doğal olarak bize göre tanıdık olana geri dönmeye meyilliyiz.


Hayatının çoğu bölümünü farklı şehirlerde geçirdin. Şimdi nispeten daha izole bir yaşam sürdürüyorsun. Burada deneyimlediğin sosyal hayatı nasıl tanımlıyorsun?

Çeşme oldukça küçük bir yer. Burada iki ana merkez var: Alaçatı ve Çeşme. Gerçi artık Ilıca da listeye katılıyor ama Ilıca'da sadece bir kafe var, Çeşme'de de öyle. Tabii, Alaçatı'da daha fazla şey oluyor ama ben pek çekilmiyorum oraya. Belki bir iki yer var orada hoşuma giden. Çeşme sanki iki farklı dünyaya ayrılmış gibi. Bir yanda biz varız; yıl boyu burada yaşayanlar. Diğer tarafta da haftasonu kalabalığı var. Haftasonları dışarı çıktığımızda atmosferin diğer günlere kıyasla tamamen farklı olduğunu hissediyoruz. Açıkçası doğaya yakın olmayı, kalabalığa fazla karışmamayı tercih ediyoruz. 

abtira, Ovacık'ta nasıl karşılandı? 

Ovacık köyünün tam kalbinde modern tesisimizi kurduğumuzda, biraz ortalığı karıştırdık desem yeridir. İlk başta varlığımız büyük bir yenilik gibiydi. Bir sirk birdenbire ortaya çıkmıştı sanki. Büyük cam pencerelere ve çağdaş dekora sahip ofisimiz dikkat çekiyordu. Tüm köy sanki sadece bir göz atmak için bile kapının önünden geçiyordu. "Bu ne? Burada neler oluyor?" diye soruyorlardı. Hatta jandarma bile ne yaptığımızı merak edip uğramıştı. Çocuklar en çok merak edenlerdi.  Şimdi her şey yerine oturdu. Köyün bir parçası olduk, topluluğa kabul edilip biz de dinamiklere entegre olduk.


"Burada, Ovacık’ta olmak, marka olarak vizyonumuzu korumamıza yardımcı oluyor. Bir işi yürütmek için sağlam bir neden; içimde yankı uyandıran bir şey olmalı."

Mahallenin izole bir bölgede konumlanması senin markaya yaklaşımını nasıl etkiledi? 

İdealist, neredeyse romantik bir yerden başladık. Bitkilerden oluşturduğumuz ürünleri tutkuyla insanların takdir edebileceği bir şeye dönüştürdük. Gerçek şu ki motive kalmak ve asıl felsefemize, köklerimize ve başladığımızda kim olduğumuza yeniden bağlanmak çok önemli. Bir de sürekli ileriye doğru gitmek için geri dönüp nereden geldiğimizi bir hatırlamak. Ovacık’ta yaşamanın bu ivmeyi sürdürmeyi kolaylaştırdığını düşünüyorum. Şehirde olsaydım, aynı azmi koruyabileceğimi sanmıyorum. Kurumsal formaliteleriyle uğraşırken köy ortamına ve buranın gerekliliklerine bağlı kalabilmek önemli. Burada, Ovacık’ta olmak, marka olarak vizyonumuzu korumamıza yardımcı oluyor. Bir işi yürütmek için sağlam bir neden; içimde yankı uyandıran bir şey olmalı. Bu, yaklaşımımızı benzersiz kılan şey. Her küçük detaya gösterdiğimiz özen, bizim kim olduğumuzun ve ne yaptığımızın ayrılmaz bir parçası.


"Mahallenin kendisi şu ana kadar kentsel dönüşümden çok etkilenmedi fakat Ovacık’ın çevresi daha üst sınıf bir terroir haline geldi."

Diğer yandan, her yer sürekli değişim halinde. Özellikle doğayla iç içe alanlar gün geçtikçe azalıyor. Ovacık ve Çeşme'deki kentsel dönüşüm etkilerini senin gördüğün kadarıyla biraz açar mısın? 

Ovacık ve Çeşme'de kentsel dönüşüm konusu biraz karmaşık. Son üç yıldaki ekonomik kriz sebebiyle Ovacık'ta başta düşündüğümüz gibi bir dönüşüm olmadı. Fakat ilginç bir gelişme var. Çoğunlukla yerliler veya buraya yerleşmeye karar vermiş kişilerin açtığı mekanlar artıyor. İşin aslı, orta sınıf neredeyse olmadığı için bu yerler Türkiye'de ayakta kalmak adına biraz daha üst segmente kaymak zorunda. Mahallenin kendisi şu ana kadar kentsel dönüşümden çok etkilenmedi fakat Ovacık’ın çevresi daha üst sınıf bir terroir haline geldi. Alternatif konaklamalar, restoranlar ve bağ evleri... Fikirler iyi, zevkli ve çevreye saygılı olduğu sürece kabul etmek daha kolay oluyor diyebilirim.

Ekonomik ve sosyal açıdan bu değişiklikler beklenmedik şekillerde farklı dönüşümleri hızlandırıyor. Bu değişim, Ovacık'ı Alaçatı'dan farklı kılıyor. Alaçatı küçük bir kent gibi. Ovacık'ta ise daha doğal bir ortamdayız. Burayı çok özel kılan doğası, denizi ve bitkileri. Fakat ne yazık ki bunlar gittikçe azalıyor. Er ya da geç gelecek dönüşümün Alaçatı'dakinden daha saygılı bir şekilde gerçekleşmesini umuyorum.

Fotoğraflar: Anna Batyra

Editörün notu: Anna'nın Çeşme'nin sürekli değişen dokusunda kendi hayatını kurma öyküsü SOLİ'nin ilk sayısında. Baharda.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

#2 Mahallede: Ovacık’ta Anna Batyra ile

Orta Avrupa ve Ovacık arasında mekik dokuyan Anna Batyra, bazılarımıza "abtira" olarak tanıdık gelebilir. Onun hikayesi, Çeşme'nin değişken dokusunda, yabancı-yerli kesişiminde kendi yaşamını yaratma serüveni üzerine kurulu.

25 Oca 2024

Wings ile birlikte
Ovasofra. Fotoğraf: Anna Batyra

YAZARLAR

Işıl İlkter

SOLİ Contributing Editor

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı