Beca'dan levrek ceviche


İmza tatlarla yerel bir yolculuk: Malva Restoran
Sevgili okur, hatırlarsın ki geçtiğimiz hafta bu satırlarda sürdürülebilir lezzetlerle rüya tadında bir yolculuk sunan Susona Bodrum ’u ağırlamıştık. Bugün pek uzaklaşmadan, seni Susona Bodrum’un lokal lezzetlere saygı duruşunda bulunan ve…
Daha fazlasını öğren →
Malzemeler
- 60 gram levrek, iri küpler şeklinde doğranmış
- 30 gram çarkıfelek meyvesiyle hazırlanan sos
- 4 gram fındık turp
- 3 gram mor soğan, julienne doğranmış
- Latin çiçeği yaprakları
- 1 çimdik tuz
- 1 gram lime suyu
Yapılışı
- Levrek, tuz ve lime suyuyla karıştırılarak ısıl işlem görmeden birkaç dakikalığına pişirilir.
- Pişen levrekler tabağa alınır ve her bir levrek parçasının üzerine çarkıfelek meyvesi püresinden hazırlanan sos sıkılır.
- Mor soğan dilimleri, ortadan ikiye kesilmiş bebek turp ve Latin çiçeği yaprakları da eklenir.
Afiyet olsun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Beca'nın kurucusu Bahadır Gürceer'le İstanbul'da bir "mekan" yaratmak üzerine sohbete oturuyoruz. Değişen tüketici alışkanlıkları ile yeni yeme-içme anlayışı arasında, sektörün şehirdeki son 15 yılına işletmeci gözüyle bakıyoruz.
24 Ağu 2024

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Kemikleri ve iç organlarıyla yenen ortolan kuşu, Fransız gastronomisinin en tartışmalı yemeklerinden biri. Dumas’nın mutfak sözlüğünden "Succession"a uzanan hikayesi, bir lokmalık haz uğruna hayvanlara çektirilen acıyı gündeme getirirken geleneksel olarak ortolanları yerken başa örtülen peçete, başka bir soruyu da akla getiriyor: Yemek yerken neden saklanırız?

Nezleyken elma neden elma gibi gelmez, kırmızıya boyanmış beyaz bir şarap kırmızı şarap gibi algılanabilir mi? Lezzet yalnızca dilimizin işi değil. Koku, görme ve ağızda oluşan duyumların kesişiminde şekillenen bu deneyim, bir yiyeceği tanımamızdan onu sevmemize kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.




