Şehirde yaz neydi?


Gerçek potansiyelinizle tanışın: TheLifeCo
Pandemi gerçeğiyle yaşamayı öğrenirken bir yandan da kendimizi bu dönemde en uygun şekilde korumaya odaklanmış durumdayız. Yoğun çalışma temposuna kısa bir mola vermek isteyen iş insanları, gündelik hayatlarında sağlık arayışına yanıt…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Yaz, gelişini bahardan itibaren önce kokusuyla belli ediyor. Benim de böyle zamanlarda sokağa çıkma isteğim hızla artıyor. Özellikle de parklardaki meyve ağaçlarına ve semt pazarlarına uğramak için. Çünkü domatesleri, çilekleri toprakta dalında ve tezgâhta dizili görmenin keyfi bambaşka. Hele ki pandemi gibi uzun zamandır bizi kapalı mekânlara mahkum eden -veya önlem almak için buna mecbur eden- bir dönemin ardından meyve ve sebzeleri bir buket papatyaymışçasına nasıl kucaklamayalım? Dolayısıyla bugün, bahardan itibaren şehir çiçeklerle donatılırken ben şehrin rengiyle keyif veren meyve-sebzesine atıfta bulunacağım. Meyvesini yapraklarıyla alıp bundan mutlu olanlara selamlar.
Başlarken… Daha önce yayımlanan bir harita geliyor aklıma. Meyvesi, sebzesi henüz şehrin sakinlerine yetmezken bir de üstüne beklediğimden az çeşidin olması şaşırtıyor beni. Veriler, pazar tezgâhlarındaki gibi bir refah sunmuyor. Şehrin elması, kimi çeperlerinde üretilirken ekim alanlarıyla ilgili yayımlanan başka bir haritaya da bakınca elmayla domatesin arttığını ve ayvanın zamanla azaldığını görüyoruz. Sarıyer’deki kivi üretimi şaşırtırken karpuzun sebze olarak tanımlanması kafa karıştırıyor.
Eskiden nasılmış? İstanbul’da yaşayıp bu şehri rengârenk ürünlerine varıncaya kadar seven birinin “Eskiden nasılmış peki?” diye düşünmemesi mümkün değil. O zaman da İstanbul Ansiklopedisi gibi, 20. yüzyılda kaydedilen nefis bir metne başvuruyorum ister istemez. Zamanla neler değiştiğini bir kolaçan ediyorum.
Tarihçi Reşad Ekrem Koçu tarafından kaleme alınan İstanbul Ansiklopedisi’nde meyve ve sebzelerle ilgili pek not düşülmüyor. Bu maddelerin yerinin bu ansiklopedi olmadığını söylüyor Koçu, o sebepledir ki meyve-sebze isimleriyle argoda var olan deyişler varsa bunlara değiniyor. Örneğin, fındık “hileli zar,” demek oluyor. Fakat domatesle ilgili bir not ilgimi çekiyor:
“Türk Ansiklopedisi bu kaydına göre yurdumuz için çok yeni sayılabilecek bu sebze-meyve, zamanımızda Türk mutfağında ve sofrasında en çok, en başta istihlak edilir (tüketilir) bir durumdadır; Türk gıda sanayinde de piyasaya konserve, salça veya keçap (ketçap) denilen bir şekilde arz edilerek çok önemli bir yer almıştır; kızarmamışından memleketimize mahsus olarak turşu yapılır. Kartal-Maltepe’de çok olur.”
Kartal’daki ekim alanları azalsa da domatesin tekeli devam ediyor. Ayva için de Çengelköy’ünkilerin meşhur olduğunu ve semtte oturanların misafirliğe gittiğinde mutlaka hediye olarak ayva götürdüğünü not ediyor.
Bostanlar: Asıl dikkat çekici bilgiler, şehrin bostanlarında üretilenlerin İstanbul’a fazlasıyla yettiğini not etmesinde saklı. 1958’de hazırlanan bir haritada 39 bostanın olduğunu, 1883’te de 102 tane kayıtlı bostanın şehri donattığını yazıyor. Şehrin açılan küfelerle bereketlendiği, kimsenin kimseyi kandırmadığı, kötü mal vermediği bir dönem.
Tezgâhlara doğru: Meyveyle başlayan yolculuk, bizi aslında insanların tezgâhlarına götürüyor. Yine mekânda buluşuyoruz. Kamusallıktan insanlarla temas ettiğimiz bir alana geçiyoruz. Taze olduğunu varsaydığımız ve bizi yeni meyve sebzeler geldi diye heyecanlandıran yaz, biraz da bu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Şehrin çiçek haritası, İstanbul Ansiklopedisi’nde meyve ve sebzelerler, Sarayburnu Sahili'nde bir yaz rüyası, yaz sözlüğü
06 Haz 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




