Dijital okuryazarlık

"Teknolojinin nimetlerinden” hangi oranda yararlanıyoruz? Akıllı cihazlarımızı doğru kullanıyor muyuz? Sanal dünyanın bağımlısı mı olduk?
Dijital okuryazarlık

13 Aralık - Allianz - Pareto
Allianz Türkiye ile birlikte

HSBC ile gelecek çocuklarınızın, nakit puan sizin

HSBC-Allianz işbirliğiyle sunulan HSBC Bireysel Emeklilik Planı ile 18 yaşından küçük çocukların geleceğine yatırım yapanlar bugünden kazanmaya başlıyor. 31 Aralık’a kadar geçerli kampanyada her bir çocuk için 100 TL NakitPuan kazanma…

Daha fazlasını öğren →

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

Nomofobi, teknoferans, siberkondi… 

Bu terimlerin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Açıkçası ben bazılarını kısa bir süre önce öğrendim. Nomofobi, cep telefonsuz kalma korkusu demek. Teknoferans, sürekli teknoloji ile ilgilenme durumu, siberkondri ise internette sürekli hastalıkları araştırmanın ismi.

Tüm bunlar, sanal dünyanın yarattığı yeni nesil hastalıklar, korkular ve patolojik durumlar. Teknoloji ve internet, hepimize yepyeni bir dünyanın kapılarını açtı. Yeni sektörler yarattı, günlük hayatımızın akışını kolaylaştırdı, bilgiye ulaşacağımız tüm kanalları önümüze serdi, hobilerimizi hayata geçirebileceğimiz platformlara ulaşmamızı sağladı.

Peki, “teknolojinin nimetlerinden” hangi oranda yararlanıyoruz? Elimizden düşürmediğimiz akıllı cihazlarımızı doğru kullanıyor muyuz? Soruyu bir de şöyle sormamız gerekiyor: Sanal dünyanın bağımlısı mı olduk? Örneğin; bir gününüzü telefonunuz ya da internet bağlantınız olmadan geçirdiniz mi, geçirebilir misiniz? “Ama işimiz için şart,” diyenler olacaktır. Öyleyse şöyle soralım: Herhangi bir tatil gününde ya da yıllık izninizde telefonunuza bakmadığınız bir gününüz oldu mu? Yanıt, %98 oranında “hayır” olacaktır. Maalesef internet kullanıcıları olarak “mavi ışık bağımlısı” olduk!

İnternet = sosyal medya

Araştırmalar, insanların sanal dünyada geçirdikleri zamanın çok önemli bir bölümünü sosyal medya ve oyunlara ayırdığını gösteriyor. Bu oran, Türkiye’de %90’lara ulaşmış durumda. Herkes artık aldığı “like”, RT ve yorumlarla kendi değerini belirliyor. Hayatlarımızı hiç ama hiç çekinmeden sosyal medyada paylaştığımız gibi, başkalarının hayatlarını da aynı ölçüde merak ediyoruz.

Sanal dünya çılgınlığını inceleyen uzmanlar, “Her şey, Facebook’un like tuşunu bulmasıyla başladı,” saptamasında buluşuyor. Like tuşu o kadar önemli ki Facebook’un ardından hayatımıza giren tüm sosyal medya platformları da benzer uygulamaları kullanıyor ve her geçen gün yeni özellikler ekliyor.

Teknoloji devleri ‘uyarıyor’

Sürekli ama sürekli iletişim halindeyiz. Herhangi bir işe odaklanmakta zorluk yaşıyoruz, dikkatimiz çok çabuk dağılıyor. Çok istekli bile olsak başaramayabiliyoruz. Bunun iki nedeni olduğunu düşünüyorum: İlki, beynin sürekli tembellik yapma isteğine karşı koyamıyoruz, ikincisi ise tamamen kontrolümüz dışında sürekli uyarılıyoruz. Telefonlarımızın uyarı sekmesi hiç susmuyor.

Bilgilerimizi ele geçirecekler diye fırtınalar koparılan ama hayatımızın ortasında duran WhatsApp grupları. İş yeri için onlarca grup, lise, üniversite arkadaşları, spor salonu grubu, trekking grubu, dans grubu, çekirdek aile, biraz daha geniş aile, anne tarafı, baba tarafı, eşinizin tarafı…. Aile grubunu sessize alıp yarım saat içinde biriken 100 mesajı okuyamadığınız için akrabalarınızdan sitem işitmemiş olan insan yoktur herhalde.

“Ahmet hikayesine ekleme yaptı, Ayşegül uzun zaman sonra fotoğraf paylaştı, e-ticaret sitelerinin çılgın fırsat indirimi, oynadığınız oyunlardan hamle uyarıları, e-postalar, GSM şirketlerinin bitmeyen teklifleri, mobil bankacılık uyarıları…”

Teknoloji devleri, sürekli çevrim içi olmamız, sanal dünyadaki ayak izlerimizi artırmamız için yeni uygulamalar geliştiriyor. Tüm riskleri göze alıp sessizlik butonunu aktif hale getirdiğinizde de bu kez “Sevdiklerimden birinin yardımıma ihtiyacı mı var?” korkusuna kapılıyoruz. Bu sarmal bizi, hayatımız üzerindeki kontrolümüzü kaybetmeye kadar götürüyor.

Enformasyon yağmuru, pasiflik ve egoizm yarattı 

Yaşadığımız bu durumun bireysel ve sosyolojik yapı üzerinde yarattığı tahribata odaklanalım.

George Orwell’in 1984 kitabının meşhur olduğu yıllarda Aldous Huxley, "Cesur Yeni Dünya" adlı tezinde Orwell’in tam tersi bir durum saptaması yapmıştı. Orwell’ın uyarısı, birilerinin yani Big Brother’ın bizi sürekli izlediği ve dıştan dayatılan bir baskının bize boyun eğdireceği yönündeydi. Oysa Huxley, “İnsanları özerklikleri, olgunlukları ve tarihlerinden yoksun bırakmak için Big Brother’a gerek yok. İnsanlar süreç içinde üzerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme melekelerini dumura uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklardır,” tezini savunuyordu. Neil Postman, bu iki tezi masaya yatırdığı çalışmasında şu saptamaları yapıyor: Orwell, kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. Huxley’in korkusu ise kitapları yasaklamaya gerek duyulmayacağı, çünkü artık kitap okumak isteyecek kimse kalmayacağı şeklindeydi. 

Orwell bizi enformasyonsuz bırakacak olanlardan, Huxley pasifliğe, egoizme sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacak olanlardan korkuyordu. Orwell hakikatin bizden gizlenmesinden, Huxley hakikatin umursamazlık denizinde boğulmasından korkuyordu. Orwell, esaret altında bir kültür haline gelmemizden, Huxley duygu sömürüsüne dayanan, içki alemleri ve tek başına ipte asılı bir tenis topuyla oyalanmak (ya da günümüzde bütün gününü televizyon veya bilgisayar karşısında geçirmek veya saatlerce süren chat gevezelikleriyle meşgul olmak) gibi şeylerle ömür tüketen önemsiz bir kültüre dönüşmemizden korkuyordu.

Bugün geldiğimiz nokta, aslında Huxley’in tezinin doğruluğunu gösteriyor. Postman’ın dediği gibi “Dünya bir küresel köye dönüştü ama küresel köyün kavalcısı insanları uyutmak ve uyuşturmak için işbaşında. Daha önce özellikle televizyon olan kavalcı bugün internet hatta teknoloji devleri…”

Çoğumuz bu uygulamaları bedava olduğu için kullanıyoruz; ancak şunu da unutmamalıyız: Ürün bedavaysa ürün sizsiniz! Karamsar bir tablo çizdim ancak “nimet” olarak nitelendirdiğim internetten maksimum faydayı alıp onu bir ürün olarak kullanmak için dijital okuryazarlık konusundaki eksiklerimizi gidermeliyiz. Bunun yollarını da yine internette bulabilirsiniz!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParetoPareto
∙

BÜLTEN SAYISI

💰 Gelir konusunda ne kadar eşitiz?

ABD'de enflasyon, yıllık bazda %6,8 ile son 39 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Multimilyonerler, 1990’ların ortalarından bu yana biriken küresel servet artışının %38’ini aldı. Better.com Zoom üzerinden 900 kişiyi işten çıkardı.

13 Ara 2021

Allianz Türkiye ile birlikte
Fotoğraf: The New York Times

YAZARLAR

Soner Canko

İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Soner Canko, aynı üniversitenin İktisat Fakültesi’nden yüksek lisansını ve doktora derecelerini aldı. Kariyerine 1990 yılında başlayan Canko, bir çok yerli ve çok uluslu şirkette çalıştıktan sonra 2011-2020 yılları arasında Bankalararası Kart Merkezi’nin genel müdürlüğü yaptı. Bu göreviyle birlikte Türkiye kartlı ödemeler pazarına yeni teknoloji ve hizmetler sunmaya odaklanan Canko, Türkiye’de banka kartları, Chip&PIN ve temassız ödemelerin gelişimi çalışmalarına liderlik yaptı. Türkiye’nin mobil dijital cüzdanı BKM Express ve Türkiye’nin Ödeme Yöntemi TROY markalarının hayata geçmesini sağlayarak, ekonominin kayıt altına alınması ve nakitsiz topluma geçmesi amaçlı çalışmalarda bulundu. Nisan 2020'de BKM'deki görevinden ayrılan Soner Canko, kurucu olduğu SC Yönetim & Danışmanlık çatısı altında finans ve teknoloji şirketlerine danışmanlık hizmetleri vermektedir. Türkiye’de finansal teknoloji alanında yaptığı çalışmalarla da tanınan Dr. Canko, • FinTech İstanbul, • Blockchain Türkiye, • Siber Güvenlik Türkiye, • Girişimci Kurumlar Türkiye platformlarında kurucu olarak görev almıştır.

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Doğa Yurduneri

·

21 Eki 2026

Aidiyet ekonomisi: Favori markalarınız neden bez çanta satıyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Doğa Yurduneri

·

14 Eki 2026

Otomobil sektörünün yeni ikilemi: Yakıt krizi elektriklinin kaderini değiştirir mi?