Evre'nin ardından: Şefkatin unutulduğu bir yer

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bu konuyla ilgili yazarken bir yandan içim sıkılıyor, bir yandan hakkında yazabildiğim için şanslı hissediyorum. Kalbim kuş gibi atıyor. Evre de kuşları çok severdi, diye düşünüyorum. Hastalığının son döneminde dahi penceresinin önüne onları besleyip seyretmek için bir düzenek hazırlamıştı. Güç bulduğunda çiziyordu da pembeli, mavili kuşlar. Ressamdı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda Tasarımı mezunuydu ama yanlış bölümde okuduğunu düşünüyordu. Sonradan anlamıştı ki esas çağrısı hep resimdeydi.
Henüz 40 yaşında hayatını kaybeden Evre'yi ben de sosyal medyadan tanıyanlardanım. Yaklaşık yedi sene önce Londra'ya taşınmış ve zor zamanlardan geçmiş; ruhunu bir yerlere sığdırmakta zorlandığını, hayalleri için emek harcamayı göze aldığını, kırılganlığına rağmen tuhaf biçimde güçlü de olduğunu düşündüğüm biriydi.
Tam da verdiği emeğin ödülünü alacağı, eşi ve oğlu ile neşeyle yaşayacağı dönemde kansere yakalandı. Koyulan teşhisin ardından, 2023'te GoFundMe üzerinden "Evre'nin Savaşı: Oscar Bebeğin Geleceği" adlı bir bağış kampanyası başlattı. Bu süreçte ihtiyaçları olacak kalemleri sıraladı. Hâliyle kendi önceliklerine göre düzenlenmişti. Süreçte toplam 6.700 kişi bağışta bulundu, yaklaşık 230 bin pound toplandı. Ne olduysa Evre, savaşı kaybettiğini, kendisine üç-dört haftalık ömür biçildiğini duyurduğunda oldu. Bağış üst limitini neden yükselttiği, neden hâlâ para topladığı sorusu dolaşıma sokuldu. Oysa Evre, kalan tutarın oğlunun geleceğine ayrılacağını daha en baştan söylemişti.
İşte bu noktadan sonra ona yaşatılan zorbalığın şiddeti, hepimizde infial yarattı. Nefret ve öfkenin kontrolü en zor, ancak etrafında örgütlenmesi en kolay duygular olduğunu yine gördük. İyiler dağınık hâlde acı çekerken nereden geldiği anlaşılmayan bu öfke ortalığın tozunu dumanına kattı. Ardında kırgın bir Evre ve yorgun bir aile bıraktı. İnternet kapandığı anda yok olacak bu kişiler, Evre'nin alanına doluştu. Malum platformlarda hakkındaki sayfa sayısı 300'lere ulaştı. "Dolandırıcısın", "Son dönem kanser hastası böyle görünmez" gibi söylemler, Evre'nin seneler önce attığı, Türklere dair bazı talihsiz tweetler ile birleştirildi.
Birkaç gece içinde Evre, "Türk düşmanı, soykırım yanlısı, dilenci, vatan haini" oluverdi. Duygu sömürüsü yapan bir manipülatöre dönüştürüldü. Oysa senelerdir tüm gönderilerinde dümdüz bir dil kullandığını biliyordum. Ondan hiç kafiyeler aradığı, insanları gözyaşlarına sürüklemeye çalıştığı bir metin okumamıştım. Bir anda Evre'ye dijital bir meydan dayağı atılmaya başlandı. Konu artık bağlamından kopmuştu. Vuranlar da kime, niye vurduğunu bilmiyordu. Vurma eylemi her şeyin önüne geçmişti. Bu son zamanların en ağır linç hareketinde, olayın öznesinin artık aramızda olmaması dahi kitleleri durduramadı.
Oysa bağış maddeleri hep açıkça yazılmış; doktor görüşmeleri günü gününe paylaşılmıştı. Bağışın esası olan gönüllülük ilkesine göre, bu içeriğe kafası yatanlar bağış yaptı, ikna olmayanlar yapmadı. Tedavi sürecini maddiyatı dert etmeden geçirebilmesi ve İngiliz vatandaşı olan, yani sosyal bir devlette büyüyecek de olsa oğluna yaşamını kolaylaştıracak bir tutar bırakmak istemesi, kimimiz için geçerli bir nedendi, kimimiz için değildi. GoFundMe ve benzeri sayfalar zaten ekonomik nedenlerle hayallerini gerçekleştiremeyenlere ya da zor durumdakilere dayanışma usulü destek prensibine dayandığı için, buna ters düşen bir durum da yoktu.
Ancak Evre, İngiltere'de yaşadığı, eşi de İngiliz olduğu için bir peri masalının içinde olduğunu sananlar tarafından şımarıkça para toplamak ile itham edildi. Orada bu paralara ihtiyaç yoktu, gelsin Türkiye'de tedavi olsundu, hem Türklere kızgın olan birinin onlardan bağış istemeye ne hakkı vardı? Konu, kuyuya atılan bir taş misali büyüdü, kitlesel bir histeriye dönüştü. Evre, en halsiz olduğu günlerde uzun açıklamalar yapmaya mecbur bırakıldı. Zamanında X'te Türkler konusunda "soykırım" gibi maksadını çok aşan ifadeler kullandığını, bunun ofansif mizaha dahi sığmayacağını kabul etti, samimice özür de diledi.
Bunlar Türk olmaya değil de yozlaşmış Yeni Türkiye'ye katlanamama hâlini anlatan ifadeler gibiydi daha çok. Yanlıştı, çok yanlıştı, ama hepsi gerçekten bu kadardı. “2019’da, belli ki pek de düşünmeden yaptığım saçma ve zevksiz bir şakayı, yaklaşık 40 bin tweetim arasından bulup, hakkımda çıkarabildikleri en kötü şey olarak insanların önüne atmışlar. Bugünkü konuyla ise alakası bile yok" dedi ama bu bir şeyi değiştirmedi. Bu kişiler kapalı bir devrede, kendileri gibi düşünenlerle etkileştikleri yankı odalarında argümanlarını çoğalttı.
Tanrılar kurban, sosyal medya ise ya azize ya da şeytan istiyordu. Bir insanın hataları ve iyiliği ile bir bütün olabileceği, acısına saygı duymak için kusursuz olmasının gerekmediği düşüncesi, akla dahi yanaştırılmadı. İlle de iki ayrı uç olmalıydı ki aradaki çatlağın iki kenarında iki zıt düşünceden insanlar toplaşsın. İki yaka arasında bir savaş başlasın. Sonu mu? Önemi yok. Sonra? Yeni bir gündem olur, yoksa da yaratılır. Bu böyle sürer gider.
Birini severken onu önceleyip kendini unutmak gibi, bu öfke ayinleri de kişilerin kendi yaşamlarına dair eksikleri, öze yönelen öfkeyi, kişisel açmazları kısa süreliğine de olsa görmezden gelmenin bir yolu çünkü. Bu adalet aramak, konuyu sorgulamak falan değil; olsa olsa dijital bir öfke dışavurum histerisi olabilir. Toplum içinde sıkışıp kalmış, bir kısmı yaşça küçük, bir kısmı kendi doğrularına çok sıkı bağlı, açıklamaları dinlemekten imtina eden bu kitleye tam da bu nedenle ulaşmak çok zor.
Evre olayı tekrar gösterdi ki ülkede muazzam bir kavram karmaşası yaşanıyor. Eleştiri ile linç, tepki göstermek ile birini sözle dövmek karıştırılıyor. Mesela bağışa dair bazı noktaları eleştirmek son derece insani. Derinden çürüyen, herkese ve kurumlara güvenini yitirmiş bizim gibi ülkelerde bunların sorgulanmasından doğal bir refleks de olamaz. Ayrıca dünyada çok alışılmış bir yöntem olan bağış sitelerinin bizdeki algısı hâlâ "dilencilik" minvalinde. Doğası gereği hassas bir konu olan bağış, bizde hepten kırılgan bir mevzu. Yani bu konuda içlerine sinmeyen bazı noktalar olan kişiler de kendilerince haklı.
Kendi adıma, Evre'nin bağış içeriğinin bana da yakın geldiğini söyleyemem. GoFundMe gibi platformlara da mesafeliyim. İşte kırılma noktası tam da burada: Birine saygıyla yaklaşmamız için onunla her konuda hemfikir olmamız mı gerekiyor? Biz olsak öyle yapmazdık diye o kişi bütünüyle yanlış hâle mi geliyor? Neyse ki bu konuya duyarlı ve dengeli yaklaşarak düşüncesini dile getiren pek çok metin de okuduk. Sağduyu yine her şeyin anahtarı oldu. Zaten zannetmiyorum ki başta Evre olmak üzere kimsenin kırgınlığı onlara olsun.
En düşündürücü nokta ise şuydu aslında: Evre'nin Türk düşmanı bir soykırımcı olduğu yaftası, son dönemdeki ifadelerine istinaden yapıştırılmadı. Birileri, on binlerce gönderiyi tarayıp X'te seneler öncesine giderek Evre'yi vurmak için bir açık aradı. Avını sabırla kovalayan avcı edasıyla tweet tarayanlar sonunda bazı açıklar buldu tabii. Düşünün: Hepimiz yazdıklarımız, söylediklerimiz üzerine çok mu düşünüyoruz? Yanlış arkadaşlarımız, gençlik hatalarımız, haddini aşan laflarımız, öfkelerimiz olmuyor mu? İddia edebiliriz ki titizlikle aranırsa konudan bağımsız olarak herkesten bir linç malzemesi çıkartılabilir. Bir avcı gibi gözleri parlayarak internette gezinip "Hah, yakaladım seni" der gibi linç malzemesi kovalamak, yanlışın ilk kıvılcımlandığı yer. Bu zorbalığa maruz kalma ihtimali hepimiz için birkaç saatlik "kafayı takma" mesaisinde, konuları bağlamlarından çıkarıp ilişkilendirme deliliğinde... Bunun mutlaka ürkütücü bir yanı var.
Bu, aynı zamanda neoliberalizmin en sert yüzlerinden biri: "Hep ben, hep ben" diyen bireyselci, empati ve şefkatten uzak yığınlar. Bilgim olmasa da fikrim olabilir ve bunu istediğim kadar bağırabilirim diyen, benden sonra tufan diyerek yoluna çıkan ne varsa yıkıp devirmeyi var olmak zannedenler.
Biz, bu dünyaya maruz kalan insanlar, bir tek konuda eşitiz. Artık dünyaya dair hiçbir şeyin, ne denizlerin, ne çocukların, ne de yıldızların kişiyi ilgilendirdiği, pizza yiyip köpekleri okşayamayacağımız bir hiçliğin içine düşmekten korkmak çok ortak bir duygu. Bu sanki başımıza hiç gelmeyecekmiş gibi davranmak gerçeği değiştirmiyor. Birlikte yaşamayı zorlaştırıyor sadece. Evre üzerinden hepimizin tekrar hissettiği gibi.
Bu sanal öfkeden payına çok yük düştüğü için kalpten üzgünüz Evre. Bizden yana, sana daima sevgiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Işık Cansu Canayak
Editör ve yazar. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Uluslararasi İlişkiler okudu, Portekiz'deki Erasmus döneminin ardından New York'ta Radyo & TV yüksek lisansını tamamladı. Vogue Türkiye, Cumhuriyet, Sözcü, Vatan, Harper's Bazaar, Cosmopolitan, Maison Française, Hospitality Design gibi yayınlara uzun yıllar editörlük, yazarlık ve röportajlar yaptı. Ardından New York'a tekrar taşındı ve şimdilerde yine oraya geri dönmeye hazırlanıyor. Hayvanları, müziği, kelimeleri, denizi ve seyahat etmeyi her şeyden çok seviyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


