Geleceği bilme arzusunun dayanılmaz ağırlığı

Kehanetler, ütopyalar ve distopyalar
Geleceği bilme arzusunun dayanılmaz ağırlığı

2 Temmuz - The Irish Spirit - Duende
The Irish Spirit ile birlikte

İrlanda ruhunun kahveyle buluştuğu tatları The Irish Spirit ile keşfedin

Kiminin gözünü açar açmaz aradığı enerji kaynağı, kimininse keyifli anlarının vazgeçilmez içeceği… Bahsini geçirdiğimiz lezzetin ne olduğunu kime sorarsak soralım cevabın kahve olduğu açıkça ortada fakat bugün The Irish Spirit ; Duende…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Geleceği bilebilmek ya da gelecekte olacak şeyleri öngörebilmek tarih boyunca insanlığın en büyük ilgi alanlarından biri oldu. Sümerlerden elimize ulaşan ilk yazılı kaynaklardaki rahiplerin kehanetleri, yıldız hareketlerinin yorumlanması ve farklı fal yöntemleri, gelecekten haber vermek ve insanların da bu doğrultuda adım atmalarını sağlayabilmek için kullanıldı. Sonrasında insanlığın gelişim sürecinde bunu ütopyalar ve o ütopyaları da geleceğe dair distopyalar takip etti. Thomas More, Tommaso Campanela, Jules Verne, George Orwell, Aldous Huxley, U veya Ray Bradbury ustaca örülmüş olay örgüleriyle bize hep geleceğin bir resmini çizdi ve hepsi de birbirinden farklıydı. 

Kehanetten ütopyaya

Hikâyemizi Yunanistan'ın Parnasos Dağı'ndan başlatalım. Burada bulunan Delfi Tapınağı, aslında girişte de bahsettiğimiz geleceğe dair merak ve kaygıların Antik Çağ'daki iz düşümünün en önemli ayağıydı. Delfi'de bulunan kâhinler, sadece gelecekten haber veren kişiler değil, aynı zamanda dönemin yöneticilerinin de en önemli danışmanlarıydı çünkü geleceği bilmek her devirde insanların kayıtsız kalamadığı konulardı. Bir veliahtın akıbeti, bir savaşın sonucu ya da alınacak bir kararın yaratacağı sonuçlar Delfi Tapınağı'ndaki bu kâhinlerin hem ilgi hem de görev alanıydı. Geleceği bilmek bu denli önemli bir konuydu.

Klasik çağın sona ermesi, Roma ve sonrasında da Akdeniz dünyasının neredeyse tamamında Hristiyanlığın hâkim olmasıyla bu kâhinler, sonraki yüzyıllarda heretik ilan edilmiş cadı ve büyücülerin uğradıkları akıbete maruz kalmışlardı. Avrupa'da durum böyleyken Doğu'da kehanetler ilgi ve değer görmeye devam etti. Yıldızların hareketleri hem Doğu Akdeniz hem de Hindistan'da tıpkı Büyük İskender'in çağındaki gibi ilgi gördü.

İnsanların yakın veya uzak gelecekte neler olacağına dair duydukları merak ve bilimsel olarak bunu öğrenmenin bir yolunun bulunmaması, beraberinde çaresizlik ve her şeye rağmen de çözüm arayışlarını getirdi. Geleceği bilmek, gelecekte yaşanacakları önceden kestirebilmek ve hatta daha da fantastik bir biçimde bunları birebir görmek büyük bir arzu nesnesi hâlini geldi.

Geleceğe dair kehânetlerde bulunan Delfi Kâhinleri'nin üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen insanlar aynı tutkuyla geleceklerine dair bir işaret veya bir haber almak için çabalamaya devam etti. Bu durum kaçınılmaz olarak hayatın içindeki siyaset, felsefe ve edebiyata da etki etti. Böylece işin içine kehanetler değil geleceğin nasıl olacağına dair tahminler ve bu tahminlerin iyi ya da kötü bir yarın olarak konumlandırılması öne çıkmaya başladı.

Kaynak: Penguin Classics


Ütopyadan distopyaya

15. yüzyılda Britanya adasının en çalkantılı dönemlerine tanıklık eden Thomas More, bu yaşanmışlıkların da izlerini taşıyan ve günümüzde de bir başyapıt olarak kabul edilen Ütopya’yı kaleme almıştı. Her türlü fanatizmden arınmış, hoşgörünün hâkim olduğu bir gelecek tasavvuruyla karşımıza çıkan Thomas More'un bu eseri yazmasında, kuşkusuz içinde yaşadığı terör ortamının etkisi çok büyüktü. 

Yazar Tommaso Campanella da More’dan yaklaşık yarım asır sonra hapiste geçen 27 yılında Güneş Ülkesi adını taşıyan ve gelecekte insanların bir arada mutluluk içerisinde yaşadıkları bir toplumsal yapı tasarlamıştı. Siyaset, felsefe ve edebiyatın iç içe geçtiği bu metinlerin ardından geleceğe dair öngörüler ve iyi bir gelecek hayali güden sistemler de şekillenmeye başladı. Bugünkü ideolojilerin temellerinin atıldığı bu dönemlerde en büyük motivasyonlardan biri de iyi bir gelecek tesis etmek oldu. 

Fakat Thomas Hobbes’un da dediği gibi “insan insanın kurdu”ydu ve hiçbir şey vadedildiği gibi iyiye doğru gitmedi. Buna hem sistemler hem de o sistemlerin başındaki yöneticiler neden oldu. Bu sefer karşımıza karamsar bir gelecek tasviriyle distopyalar çıktı.

Günümüzde bahsinin geçmediği tek bir gün olmayan George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli romanları, Ray Bradbury ile birlikte yine bu distopik geleceği öngören Aldous Huxley gibi yazarların kitapları yazıldıktan yıllar sonra gerçeğe dönüşmeleri sebebiyle yazarlarını birer "Delfi Kâhini" yapmadı belki ancak ne yazık ki öngörülerini de doğru çıkardı. 

Geleceğe ya da geçmişe ışınlanmak günün birinde mümkün olabilecek mi bilemiyoruz ancak bu da yıllar sonra bir "internet arkeoloğu"nun geçmişteki insanların geleceğe dair bakışlarına yönelik buluntularından biri olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Radyolar ve kehanetler

Geçmişten geleceğe: Bağımsız internet radyoları, geleceği bilme arzusunun edebiyattaki yansımaları ve Newsletter Soundtrack'in ilk örneği

02 Tem 2021

The Irish Spirit ile birlikte
Le Jardin des délices - Hieronymus Bosch

YAZARLAR

İhsan Dindar

Kitap yazarı @ Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.

Melike Bayık

·

02 Kas 2026

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Liz Harris’in solo projesi 'Grouper' üzerine: Müzikte gizem hâlâ mümkün mü?

Amerikalı sanatçı Liz Harris’in solo projesi "Grouper", 4 Kasım’da Fiba Salon İKSV sahnesinde. Sanatçı ile konser öncesi Zoom’da biraraya geldik; günümüz müziğini ve karanlıktan nasıl beslendiğini konuştuk.

Eda Solmaz

·

02 Kas 2026

Liz Harris’in solo projesi 'Grouper' üzerine: Müzikte gizem hâlâ mümkün mü?