Hanehalkında enflasyon ataleti: Beklentiler neden yüksek?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Merkez Bankası Ağustos ayına ait sektörel enflasyon beklenti anketleri sonuçlarını açıkladı. Anket sonuçlarına göre piyasa katılımcılarının bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi %28.7’ye gerilerken, reel kesimin enflasyon beklentisi %53.8’e geriledi. Piyasa katılımcıları ve reel sektör enflasyon beklentilerindeki gerilemeye rağmen hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise %73.1’e yükselmiş durumda.
Anket sonuçlarında ilk göze çarpan hanehalkının enflasyon beklentisinin Merkez Bankası’nın sıkı ve şahin duruşuna rağmen son aylarda yükseliyor olması. Hatta öyle ki, bu ay itibariyle hanehalkı ile piyasa katılımcıları arasındaki bir yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklenti farkı %44.4’e yükselmiş durumda. Çok açık ki hanehalkında enflasyon ataleti çoktan oluşmuş durumda.

Anket sonuçlarında hemen hemen herkesin sorguladığı temel nokta şu: Hanehalkı ile piyasa katılımcılarının enflasyon beklentileri arasındaki bu denli yüksek farkın temel sebebi nereden kaynaklanıyor?
İlk olarak şu tespitle başlamak isterim; hanehalkı enflasyon beklentilerinin diğer sektör beklentilerinden daha yüksek olması sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, ilgili literatür incelendiğinde hanehalkının bekleyişlerinin dünyada da daha yüksek olduğu görülebiliyor. Fakat Türkiye’de göze çarpan ya da dünyadan farklı olan durum enflasyon bekleyişleri arasındaki farkın bizde çok yüksek olması.
Bu durumun birkaç nedeni olduğunu söyleyebiliriz. İlki hanehalkının gelecek enflasyon beklentisini oluştururken geleceğe yönelik bilgi ve tahminleri kullanmaktan ziyade, geçmişe dayalı bilgi ile yani ağırlıklı olarak geçmiş yani gerçekleşen enflasyon düzeyine bakarak hareket etmesi. Bir diğer deyişle her ne kadar Merkez Bankası olması gereken politikaları uygulayıp gelecekte enflasyon düşecek sözel iletişiminde bulunup kararlı bir duruş sergilese de, hanehalkı “geçmişte ve şimdi enflasyon yüksekti ve yüksek olmaya da devam edecek” adaptif beklentisini sürdürmeye devam ediyor. Hatta tam da bu noktada enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde enflasyona dair artan kötümserliğin de etkisiyle geleceğe yönelik enflasyon uyarlama katsayısının da tıpkı bizim ülkemizde olduğu gibi daha yüksek olduğunu da görebiliyoruz. TCMB başkan yardımcısı Prof. Dr. Cevdet Akçay hocanın da son enflasyon raporu sunumunda değindiği üzere, özellikle de yüksek enflasyon şoku yaşayan ülkelerde hanehalkı ağırlıklı olarak geriye dönük (backward looking) yani gerçekleşen enflasyona göre gelecek enflasyon beklentisini oluşturuyor. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki hanehalkı, adaptif bekleyişler yerine rasyonel bekleyişlere dayalı bir tahminde bulunmak istese bile piyasa katılımcıları kadar bilgi, tecrübe ve öngörüye sahip olamadığından düşük finansal okuryazarlık sebebiyle de yine ve yeterince başarılı bir enflasyon tahmininde bulunamıyor.
Öte yandan piyasa profesyonelleri ile hanehalkı enflasyon beklentileri arasındaki bu büyük farkın diğer kaynakları olarak, enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde fiyat algılarının bozulmuş olmasından tutun da, davranışsal ekonomi perspektifinde de yer alan hanehalkının yüksek enflasyon kaynaklı kötümserliğinin de etkisi ile bazı olumsuz durumları abartarak enflasyon tahminlerine yansıtıyor olmaları gibi nedenler de gösteriliyor ki, bu gerekçelere de katılmamak elde değil.
Hanehalkının enflasyon beklentilerinin yüksek olmasının bir diğer nedeninin de Merkez Bankası’na yeterince güvenilmemesi olduğunu düşünüyorum. Merkez Bankası 2023 genel seçimlerinden bu yana, ilk aylarda biraz yavaş adım atmış olsa da, son tahlilde üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Fakat buna rağmen hanehalkı başlarda doğru uygulanan politikalardan geri dönüleceğine fazlasıyla inandı. Şimdilerde ise politikalardan geri dönüş olmasa da ekonomik büyüme ile enflasyon arasında ödünleşme ortaya çıktığında politikaların hakkıyla uygulanamayabileceği kaygısıyla enflasyonun yüksek kalmaya devam edeceğini düşünüyor.
Hatta tam da bu konuda şöyle bir hâkim inanış da var; burada asıl mesele Merkez Bankası’na olan güvenden ziyade TÜİK’e olan güvenin oldukça düşük olması. Bu kesim Merkez Bankası ne kadar doğru politikalar uygulama çabasında olsa da en nihayetinde TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları üzerinden hedefleme yapıp politika aksiyonu alıyor diye düşünüyor. Ezcümle yanlış veri (girdi) ile doğru tahmin ve haliyle doğru politika (çıktı) olmaz düşüncesi enflasyonun düşeceği inancının önündeki en önemli engel gibi görünüyor. Bundan sonraki sürede piyasada TÜİK’e olan güveni artırıcı adımların atılması hem hanehalkı hem de diğer iktisadi birimlerin enflasyon beklentilerini önemli ölçüde düşürücü etki yaratabilir.
Bu konu ile ilgili son bir görüş de şu; Merkez Bankası uyguladığı politikaları hanehalkına yeterince iyi açıklayamamış olması nedeniyle hanehalkı enflasyon beklentisi yüksek kalmaya devam ediyor. Hatta bir diğer farklı görüş de şu; aslında hanehalkının enflasyon beklentisi gerçekleşen enflasyondan ziyade piyasanın, kamunun ve TCMB'nin öngörülerindeki ex-ante sapmaya göre şekilleniyor. Bu sapma arttıkça da hanehalkı enflasyonun düşmeyeceğini öngörüyor.
Beklentiler demişken şuna da değinmek isterim; son PPK metninde de vurgulandığı üzere Merkez Bankası’nın parasal gevşeme yani faiz indirimleri için artık daha fazla önemde beklentilere odaklanmış durumda. Peki bu durumda TCMB hangi enflasyon beklentisini dikkate alarak politika aksiyonu alacak? Kimilerine göre en önemli kesim fiyat yapıcı konumunda olan reel sektör beklentileri iken, kimilerine göre enflasyon beklentisi olarak piyasa katılımcıları ile reel kesimin beklenti ortalaması alınmalı. Kimileri de reel kesim ve hanehalkı enflasyon beklentileri seviye olarak yüksek olsa bile eğilim düşüş yönünde olduğu sürece piyasa katılımcılarının beklentisi asıl odak olmalı.
Bu tartışmalar bir yana şurası kesin ki Dong vd. (2024)’e ait “Inflation Disagreement Weakens the Power of Monetary Policy” adlı makalede de değinildiği üzere, ekonomide birimler arasında enflasyon anlaşmazlığının olmadığı durumlarda, gelecekteki para politikasının sıkılaştırılmasını işaret eden ileriye dönük bir rehberlik, hem tüketimde hem de enflasyonda kalıcı düşüşlere yol açıyor. Fakat sektörler arasındaki yüksek enflasyon anlaşmazlığı durumunda ise bu etkiler önemli ölçüde zayıflıyor. Buradan hareketle Merkez Bankası’nın tam da bu günlerde yoğun bir şekilde beklenti yönetimine odaklanması oldukça doğru ve yerinde bir karar gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yurt içi piyasalarda dün TÜİK tarafından açıklanan dış ticaret istatistikleri, IMF tarafından açıklanan Türkiye raporu ve toplanan EKK toplantısıyla birlikte nispeten biraz daha dolu bir gün geçirdiğimizi söyleyebilriz
29 Ağu 2024

YAZARLAR

Doç. Dr. Filiz Eryılmaz
ALB Yatırım Başekonomisti. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalarda bir merkez bankası haftasında daha giriş yapıyoruz. Hafta boyunca Çarşamba günü Fed, Perşembe günü BoE, Cuma günü ise BoJ kararı takip ediliyor olacak.
27 Tem 2026

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.




