“Hele bir New York, New York çalmaya başlarsa işte o zaman kendimi bir filmdeymiş gibi hissediyorum.”

Mahalle: Chinatown. Mahalleli & Fotoğraflar: Yasmin Güleç.
“Hele bir New York, New York çalmaya başlarsa işte o zaman kendimi bir filmdeymiş gibi hissediyorum.”

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Şehirde kimi zaman küçük ve biraz kaybolmuş hisseder ya insan, mahallesinde kendini büyük hissedebilmeli. Mahalle güven uyandırmalı, tanıdık hissettirmeli. Günün getirdiği zorluklar ve değişikliklerin tam tersine "Ohhh, döndüm!" diyebileceğin yer olmalı. Benim mahallem akşamın karanlığında da sabahın köründe de tek başıma güvende hissettiğim; her yere yürüyebileceğim; canlı, renkli, gürültülü, birazcık tuhaf, kendi hikâyelerini barındıran bir yer. Yıllar sonra 20’lerime dönüp baktığımda, “Ay şurada yaşamıştım!” diyerek arkadaşlarımla anacağım, içimi güzel anılarla ısıtan mesken.

New York’un iki ünlü mahallesinin kesişiminde oturuyorum. Apartmanın kırmızı kapısına arkamı dönüp sokağa baktığımda, solum Chinatown’a sağım da Little Italy’e gidiyor. Little Italy, öğleden sonraları turistlerle dolup taşar ama sabahları sadece restoran çalışanları ve mahallelilerin olduğu birkaç büyülü saat var. Restoranlara el arabalarıyla domatesler, peynirler, balıklar teslim edilir; sokak boyunca Frank Sinatra şarkılarıyla kucaklanırsın. Hele bir New York, New York çalmaya başlarsa işte o zaman gerçekten bir filmdeymiş gibi hissediyorum kendimi — mafya filmi veya romantik komedi olduğu biraz günün moduna göre değişir.

Yasmin, New York'unda


Hadi diyelim sağa değil sola saptık, İstanbul’dan alıştığım Salı Pazarı havası Chinatown’da Canal Street’te bir anda beni bulur. Meyve ve sebze satıcıları erken saatlerde tezgâhlarını kurmuştur. Kirazlar, taze dutlar, hurmalar, bok choy gibi farklı yeşillikler satarlar. Canal Street’i keserek karşıya geçtiğinde balık pazarı, baharat marketleri, kasaplar, tekellerle karşılaşırsın. Çoğunun tabelaları hem İngilizce hem Çince. Yaşadığım yer, şu an olduğum kafa yapısıyla harika bir şekilde uyuşuyor: kaotik ama çok keyifli.

Cayır cayır kalorifer + altı kat merdiven - apartman zili = New York usulü

Dairem, daha önce yaşadığım birçok yere göre çok daha “normal.” Mesela mutfağın içinde, fırının karşısında bir duş yok. Yatak odama ulaşmak için oda arkadaşımın yatak odasını aşmam gerekmiyor. Yere düşen şeyler, eğimli apartmanların tersine, yuvarlanıp gitmiyor. Bir barın içinden geçerek apartmanın giriş kapısına ulaşmıyorum, camı olmayan odalar yok. Nelerim var diye merak ediyorsan altı kat merdiven var! Bu sorun değil ama apartmana giriş için zil yok. Bu yüzden arkadaşlarım geldiğinde altı kat inip onları içeri almak gerekiyor. 

Kalorifer New Yorklular tarafından “cehennem ateşi” olarak adlandırılan sıcaklıkta. Daha önce yanlışlıkla değip bacağımı yakmışlığım var. Kış aylarında — varsa — klima ya da cam açmak bu kontrol edilemeyen ısı yüzünden çok normal. Bir de kalorifer her çalışmaya başladığında içinde iki şövalye kılıçla savaşıyormuş gibi sesler çıkıyor. Biz alıştık, duymuyoruz.

Tabii ki kiralar çok yüksek — bu, İstanbul’dan aşina olduğumuz bir cümle. Dairem, oda arkadaşımla Facebook’ta mahalle gruplarından bulduğumuz mobilyalarla giydirildi. Sokaktan topladığımız ve evimize her gelenin üstüne resim çizdiği masamız için aldığımız dört sandalyeyi 30 dakika yürüyerek eve taşıdık, New York halkını Türk-usulü pazarlık yaparak şok ettik ve sıcacık bir ortam yarattık. 

New York'ta sıcacık bir ortam, Yasmin'in dairesi


Oturma odasındaki camı açtığımızda yanımızdaki pastanenin vanilya, anason ve taze pişmiş kurabiye kokuları apartmanı dolduruyor — bizi de bolca acıktırıyor. New York’ta beş senede beş farklı yerde yaşadım ama şu an bulunduğum en sevdiğim ve kişiliğimle uyuştuğunu düşündüğüm.

New York’un güneyinde yaşamak

New York University'de okurken okulun öğrencileriyle ilgili şöyle bir kalıplaşmış anlayış vardı: NYU öğrencileri, 14. Sokak Union Square’in yukarısına çıkmazlar. Bu benim için çok geçerli olmasa da New York’un güneyinden çok ama çok daha fazla zevk aldığımı söyleyebilirim. Tabii ki New York’un yukarılarında harika yerler var: Queens ve Harlem, kültürel açıdan zengin; Central Park birçok mahalle ve bölge boyunca uzanan şehrin esas arterindeki park; Upper East Side’ın müzeleri; Chelsea’nin High Line’ında yürümek — bunlar çok keyifli. Ama New York benim için — klişelere yenik düşmekten korkmuyorum — Union Square’in aşağısında başlıyor ve Brooklyn’in sonuna kadar iniyor. Çok daha genç nüfus; buna bağlı olarak gece hayatı, yeme-içme, eğlence ve sanat bu bölgede yoğunlaşıyor. Öğrenciler ve genç profesyoneller bu çeperde yaşıyor, yaşamasalar da sosyalleşmek ve eğlence için buralara geliyorlar.

Buralara ilk kez üniversitenin birinci senesinde, arkadaşımın yatakhanesini ziyaret ettiğimde gelmiştim. Biraz şaşkınlık biraz büyülenme arasında bir yerdeydim sanırım. New York’a taşınmamın üçüncü ayında şehri avucumun içi gibi bildiğini sanan ben, bir anda küçücük bir bölge değişimiyle şaşkına dönmüştüm. Şehir o zaman biraz gözümü korkutmuş, alçak gönüllü olmam gerektiğini hatırlatmıştı. Üniversitenin ikinci yılında bu mahallenin etrafında bir yatakhanede yaşadım ama çok hakkını verdim mi emin değilim. Mahallede durmaktansa soluğu hep farklı yerlerde aldım.

Analog bir gözden Little Italy


19 yaşındaki Yasmin’in bu varoluşuyla şu an 23 yaşında olan Yasmin’inki çok farklı. Bu yüzden mahalledeki değişimlerden bahsederken sanırım kendi içimde yaşadığım değişimleri görmezden gelmek uygun olmaz. New York hızlı bir şehir — bu da demek oluyor ki maalesef birçok yer kapanıyor ve yerine farklı yerler açılıyor. 

Dikkat etmeye çalıştığım bir detay, özellikle Chinatown’un ucunda yaşayan biri olarak apartman ararken mahallenin ya da herhangi bir yerin soylulaştırılmasında rol oynayan şirketlere bakmamaktı. Lokal işletmelerin yerine açılan yeni, bölgenin kültürüne çok da saygı duymayan zincir mağazalara da gitmemeye çalışıyorum, küçük işletmeleri desteklemeye özen gösteriyorum.

Yeni bir hayat kovalayan göçmenlerin mahalleleri

Chinatown’da yaşayanların sadece yaklaşık %36’sı New York eyaletinde doğanlardan oluşuyor — o yüzden idealde New Yorklu burada barınmaktan keyif alan herkese denebilmeli. New Yorkluları burada doğanlarla kısıtlamak, bu renkli, multikültürel şehrin yaklaşık 3,1 milyon göçmenini görmezden gelmek anlamına geliyor. Tabii bu aidiyet, herkesin mutlulukla yaşadığı dünya, hâlâ ulaşılması gereken bir hedef: Pandemi döneminin de gözler önüne serdiği gibi ırkçılık maalesef hâlâ kendini güçlü bir şekilde gösteriyor. 

Chinatown da bu dönemde en çok zarar gören mahallelerden biri oldu. Trump’ın ve Fox News gibi muhafazakâr haber örgütlerinin "Çin Virüsü" söylemiyle başlayan nefret, şehrin ve ülkenin bazı kesimlerindeki ırkçı insanları nefret söylemleri bağırmaya ve vahşete başvurmaya motive etti. Buna karşılık da New York dâhil birçok şehirde Stop Asian Hate başlığı altında protestolar ve yürüyüşler düzenlendi. Yani teoride New Yorklu, bu şehre gelen ve kendine bir hayat kuran herhangi bir kişiye denebilmeli.

Chintown market manzarası


New York’un tüm tarihi bunun üzerine kurulu: Chinatown ve Little Italy okyanuslar aşarak yeni bir hayat kovalayan göçmenlerin hikâyelerini anlatıyor. New York City’nin yaklaşık %40'ı göçmenlerden oluşuyor. Benim mahallemden metroya atlayıp Jackson Heights ilçesine çıkarsan kendini 167’den fazla dilin konuşulduğu bir yerde buluyorsun. New York’u özel kılan bu. 

Bu kadar kültürün, insanın, yemeğin, dinin ve dilin buluştuğu bir yerde perspektifini genişletmemek biraz imkânsız. Şehir çok şey katıyor. Ben kendimi New Yorklu olarak görüyor muyum? Evet, görüyorum. Bence şehrin hakkını vererek yaşıyorum. Şehre çok büyük bir saygı duyuyorum, keşfetmeye, tarihini anlamaya özen gösteriyorum.

🥯 Editörün notu: Mart ayında Yasmin’le New York sokaklarında gezmeye, birbiri içine geçmiş mahalleleri keşfetmeye devam edeceğiz!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🏮 Gazetecilik sevdası, o New York rüyası ve tanınmayan ülkede bir macera

Yasmin'in peşinde New York'tayız — "Gazetecilik sevdası, o New York rüyası ve tanımadığım ülkede bir macera isteğiydi beni buraya getiren."

06 Şub 2022

Fotoğraf: Yasmin Güleç

YAZARLAR

Yasmin Güleç

Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli
∙

HİKAYE

Anavarza’da uzak zamanın yakın nöbeti: ‘Rüyalarımda kralın kızını görüyorum’

Adana’nın Dilekkaya köyünde Şükriye Arıkanlı, her sabah eline süpürgesini ve plastik hortumunu alıp aile evinin avlusundaki Roma lahitlerini temizliyor. Bu, annesi Hatun Dilci ile babası Amber Dilci’nin definecilere karşı tüfekle koruduğu Anavarza Antik Kenti için onlarca yıldır süren bir aile nöbetinin bugünkü hâli. Yaşar Kemal’in de bir dönem konuk olduğu bu evde gerçek, efsane ve binlerce yıllık tarih iç içe yaşarken Şükriye Hanım’ın aklında artık başka bir soru var: Gençlerin terk ettiği köyde, kendisinden sonra Anavarza’ya kim sahip çıkacak?

Nimet Kıraç

·

01 Eki 2026

Anavarza’da uzak zamanın yakın nöbeti: ‘Rüyalarımda kralın kızını görüyorum’
SoliSoli
∙

HİKAYE

Dünyanın en iyi barları #1: Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk

Dünyadaki en iyi barları 2009 yılından beri sıralayan The World’s 50 Best Bar listesi Michelin Guide, Gault & Millau ve La Liste gibi rehberlerden çok daha ulaşılabilir, özelleştirilmiş lüks bir deneyim sunuyor. Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk'tan bu listeye giren dört bar...

Talha Ö.

·

27 Eyl 2026

Dünyanın en iyi barları #1: Fransa, Güney Kore, İtalya, Arnavutluk
SoliSoli
∙

HİKAYE

İki kıta arasında 25 yıl: Orhan Refik Gorbon ile Bosphorus Cup’ın hikayesi

25 yıldır Boğaz’ın rüzgarını yarışın parçası yapan Bosphorus Cup’ın kurucusu Orhan Refik Gorbon ile İstanbul’un denizle ilişkisini ve yelken kültürünün değişen yüzünü konuştuk. İki kıta arasında geçen bu hikayede, bir şehrin denizle kurduğu bağın nasıl bir yarışa dönüştüğünü dinledik.

Orhun Canca

·

20 Eyl 2026

İki kıta arasında 25 yıl: Orhan Refik Gorbon ile Bosphorus Cup’ın hikayesi
SoliSoli
∙

HİKAYE

Eylül sakinliğinin bir adım ötesi: Dünyanın en sessiz adaları

Kalabalıklardan, sıcaktan ve gürültüden kaçınmak isteyenlerin tatil zamanı Eylül geldi. Bu dönemde tatiler çıkan kişi sayısının giderek artması Süper Eylül trendini de beraberinde getirdi. Peki dinginlik arayışını bir ileri safhaya taşıyanlar nerelere gidebilir? Örneğin dünyanın en sessiz adalarına. Uydu ve harita verilerini kullanarak yapılan analiz sonucu belirlenen dünyanın en sessiz adaları.

Deniz Aytekin

·

13 Eyl 2026

Eylül sakinliğinin bir adım ötesi: Dünyanın en sessiz adaları
SoliSoli
∙

HİKAYE

Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?

Tarihin ve toplumsal olayların binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’la birlikte inceledik.

DAC İstanbul

·

13 Eyl 2026

Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?