Hipodrom'dan Atmeydanı'na (I)

Sultanahmet Meydanı tarihte Hipodrom ve Atmeydanı olarak anıldı, toplumsal duyguların gösterildiği bir kamusal mekân oldu. Bu katmerli alana birkaç hafta sürecek bir yazı serisiyle bakalım.
Hipodrom'dan Atmeydanı'na (I)

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İstanbul’u İstanbul yapan şeylerden biri kuşkusuz Sultanahmet Meydanı, yani eski adlarıyla Hipodrom ve Atmeydanı. Sadece turistler için de değil, mekânın kendini İstanbullu kabul eden herkese anlatacağı bir şeyler var. Dolayısıyla bu konuya dair birkaç not derleyebilirim diye düşünürken konunun derinliği ve kimi zaman İstanbul’dan uzaklaşan ayrıntıları sebebiyle bunu iki haftaya yaymaya karar verdim. Hatta belki üç… Dolayısıyla bu yazıda şehir sakinlerinin duygudurumlarının yansıdığı bir meydanın nasıl inşa edildiğini anlatmaya başlayalım. 

🐎 Atlarla şekillenen alan: Tarihi katman katman önümüze seren kamusal alanın hikâyesi Sümerler’e dek uzanıyor. Sümerler’in dağ eşeği olarak not ettikleri atları evcilleştirmesi, at arabalarının savaş meydanlarına inmesine sebep olurken Hititler’in yavaş ve ağır olarak tanımlayabileceğimiz bu araçları iki kişilik bir tasarıma çevirmesi manevra kabiliyetini yükseltti. Bu da pratikleşen aracın kullanımını artırdı. Böyle bir şey sonuçsuz kalır mı? Kuşkusuz hayır. Bunun da etkisiyle kutlama ve anma törenlerinde at yarışları düzenlenmeye başlandı. Örneğin, Homeros’un İlyada’sında Patroklos’un ölümü kimi oyunlarla anıldı -veya kutlandı. Atlar, katırlar ve kadınlar da yarışların sonucunda verilen hediyelerden. Çünkü o dönemde hayatını kaybeden kişinin adıyla hediyeler verilmesinin, mitolojide ölülere hükmeden yeraltı tanrısı Hades’e karşı iyi durumda olmasını sağlayacağı ve bu bahaneyle isminin anılmasının iyi geleceği düşünülüyordu. 

Patroklos
Ressam Antoine Wiertz'in elinden Patroklos'un ölümü. 
Kaynak: Wikipedia 


🏇 Olimpiyat oyunlarının doğuşu: Hipodrom kelime anlamı olarak at yarışlarının yapıldığı alan demek ve at yarışları denince aklımıza gelen olimpiyat oyunlarının da mitolojik bir hikâyeye dayandığı düşünülüyor. O da kısaca şöyle: Babası tarafından tanrılara ziyafet sunmak için kesilen Pelops, bunu öğrenen tanrılar tarafından hayata döndürülür, babasıysa ölüler diyarına yollanır. Yaşadıkları sonucunda yollara düşen Pelops’un hayatında “bir kere öldüm, gerekirse bir daha ölürüm,” düşüncesi yer eder. Kulağa arabesk gelen bu düşünce, aslında Pelops’u cesur kılar. Nitekim o zaman Pisa Kralı Oinomaos da hayatını atlara adamış bir kral, öyle bir sevgi ki bu kızına da “atlara hükmeden kadın” anlamına gelen Hippodameia ismini koyar.  Evlilik çağına gelen kızını evlendirmek için de damat adaylarıyla at yarışı oynar. Fakat kaybetmeleri durumunda hayatlarından olmaları şartıyla. Pelops da demin dediğim hayat gayesi sebebiyle Hippodameia’yla evlenmek için krala meydan okurken bir kere daha düşünmez. Hippodameia da Pelops’u görünce âşık olur ve babasının yarışı kazanma taktiklerini anlatır. Yarışın sonunda Hippodameia’nın babası yarışı ve yarışın kuralı gereği hayatını kaybeder. Pisa’nın yeni kralı olan Pelops, “Pelops’a ait” anlamına gelen “Pelopenesos” adını alan toprakların da sahibi olur. Tanrılara şükranlarını sunmak için de Olimpia’da dört yılda bir gerçekleşecek oyunları başlatır. Bu sonrasında Roma İmparatorluğu’ndaki circus adı verilen yarış ve gösteri alanlarının esin kaynağı olur. 

🏟️ Konstantinopolis Hipodromu: Halkın katıldığı eğlencelerin gerçekleştiği hipodromlar, Roma İmparatorluğu’nda oldukça yaygındı. Yarışların arasına serpiştirilen oyunlar, gösteriler ise circus olarak anılıyordu. Circus, imparatorluğa bağlı yerleşim yerleri için çok önemli, çünkü bir topluluğun tercihi yansıtıyor. O zamanlar adı Byzantion olan İstanbul da Roma İmparatorluğu’nun hedefi olunca iki kişinin imparatorluk savaşında yerle bir edildi. Çünkü taraflardan Pescennius Niger’in tarafında olan şehir sakinleri, Septimus Severus’un şehri ele geçirmesiyle cezalandırıldı. İmparatorun oğlu Caracalla, yerleşimin potansiyeline dikkat çekerek yaşayanların “daha Romalı hissetmesi” için agora, çarşı, hipodrom gibi yapıların inşa edilmesini tavsiye etti. Oğlunun sözünü dinleyen imparator, 195’te inşaatın başlaması emrini verdi; fakat şehirden ayrılınca U harfini anımsatan bir yuvarlak köşe ile düz bir alana ihtiyaç duyan circus yaklaşık 100 yıl sonra tamamlandı. 

circus
11 Mayıs 330’da açılan, 60 bin kapasiteli Konstantinopolis Hipodromu imparatorluğun en görkemli hipodromu olan görselde temsili bulunan Circus Maximus ile yarışacak durumdaydı. 

Alanın tamamlanması için geçen yüzyıl içinde pagan geleneklerin Hristiyanlığın kabulüyle heykeller üzerinden mekânsal yansımaları oldu. Alanda Adem ile Havva'yı temsil eden veya yarı tanrı Herakles'in heykeline rastlamak mümkündü. Tapınaklar kiliselere dönüştü, tiyatro geleneği öne çıkarılırken terk edildi. Dönemin patriği İoannes Hrisostomos Hipodromu, “satanodrom”, oyunları da “satanik oyunlar” olarak adlandırdı. Fakat zamanla herkes tarafından benimsenen hipodrom geleneği, gücün gösterildiği ve anlayışın hüküm sürdüğü İstanbul'un o zamandan beri devam eden bir özelliği. Kulak Uleması podcast kanalında ve Seza Sinanlar'ın Atmeydanı kitabında bunun detayları nefis bir şekilde anlatılıyor, ilgiliyseniz dinlemenizi tavsiye ederim.

Hipodromdan Atmeydanı'na nelerin değiştiğini, Osmanlı İmparatorluğu’nda mekânın nasıl kullanıldığını ise haftaya okuyabilirsiniz. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

Nereden nereye: İstanbul'un meyhaneleri, şehrin simgeleri, Sultanahmet

Muhabbet meclislerinden gurme sofralara, Hipodrom'dan Atmeydanı'na, Topçu Kışlası'ndan Gezi Parkı'na.

01 Kas 2020

Nereden nereye: İstanbul'un meyhaneleri, şehrin simgeleri, Sultanahmet

YAZARLAR

Ege Dikencik

1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni