Hizmetçiler: Tükürebilmeliyiz, tükürebilmeliyiz ki tükürüklerimiz bizi boğmasın

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Geçen yıl Ekim ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Moda Sahnesinin “Hizmetçiler” adlı oyunuyla yaptığı destek başvurusunu reddetmiş ve özel tiyatrolara yapılan devlet desteğinden topluluğu—yine— yararlandırmamıştı. Moda Sahnesi çalışanları da kamuoyuna yaptıkları açıklamada, “kendi gibi sanat algısına sahip olmayana yapılmış bu baskıyı ve sansürü kabul etmiyoruz” diyerek kararı protesto etmişti. Ne yaman bir çelişkidir ki bu eser bir önceki sezon aynı bakanlığa bağlı Devlet Tiyatrolarında sahnelenmişti. Moda Sahnesi 2025 yılında dünya tiyatro tarihinin mihenk taşlarından biri olan “Hizmetçiler” oyununu sergilemeye başladı.
“Hizmetçiler”e imza atan Fransız yazar Jean Genet (1910-1986) önemli bir absürt oyun yazarıdır. Oyunlarında sürekli iktidar ve suç kavramlarını ele aldığını söylemek mümkün. Toplumun dışlanmış insanlarının öykülerine yer veren Genet’nin kendi hayatı da yetimhanede başlamış, ıslahevleri ve hapishanelerde geçmiştir. “Kapatılma” kavramını tam anlamıyla yaşamış bir insandır. Her türlü muktedirle sürekli karşı karşıya kalmıştır. Oyun karakterleri de kendi konumlarını dönüştürmenin peşindedir. Aynı zamanda sistemle mücadele hâlindedirler.
Jean-Paul Sartre’a göre, “Hizmetçiler (Les Bonnes) oyunu, Genet edebiyatının kusursuz bir örneğidir.” Jean Genet’nin kendi külliyatının neredeyse tüm kurucu ögelerini bir araya getirmesiyle yazdığı bu eser apayrı bir değer ve öneme sahiptir. İlk defa 1947 yılında sahnelenen oyun, hiç kuşkusuz, 20. yüzyıl Batı Edebiyatı’nın en öne çıkan, en tartışmalı, en çığır açıcı metinlerinden biridir.
Oyunu çok akıcı, arı ve şiirsel bir dille çeviren Ayberk Erkay, 2023’te Ayrıntı yayınları tarafından yayımlanan oyun kitabının açıklamasında şunları dile getirmiş:
“Solange, Claire ve Hanımefendi’nin oluşturduğu üçlü, şiddetin dümene geçip tüm hâkimiyeti ölüme devretmeye hazırlandığı gecede, tanımlanmış rollerinin ötesine geçip geçmeme kararını vermekle sınanır. Toplumsal kimliklerinin doğurduğu baskı yüzünden, işlerini kusursuz yapmaya gayret ederken arzularını bir yanılsama oyununa dönüştürmek, kılık değiştirmek, kendi varoluşlarını yadsımak zorunda kalan Hizmetçiler, bu nihai törende, İyi’nin ve Kötü’nün meçhul sınırında, masumiyetin ve günahın tanımını sorgular ve sorgulatırlar. Sartre’a göre Hizmetçiler’de İyi, sadece bir yanılsamadır. Kötü, kendini İyi’nin yıkıntıları üzerinde inşa eden bir Boşluk’tur. Hemen her cümlesi çoklu anlam katmanlarına sahip, düz görüntüsünün ardında fazlasıyla karmaşık, iç içe geçmiş bir söylem labirenti barındıran ve bu yönüyle günümüzde bile yepyeni yorumlarla zenginleşebilen Hizmetçiler’in asıl odağı, belki de her şeyden öte, sevmektir. Yine Sartre’ın sözleriyle, peki birbirlerini seviyor mudur bu kadınlar? Yoksa nefret mi ediyorlardır? Tutkuyla nefret ediyorlardır birbirlerinden, tıpkı Genet’nin tüm kişileri gibi.”
Genet, oyunu 1933 yılında Fransa’nın kuzeyindeki Le Mans bölgesinde yaşanan bir cinayetten esinlenerek yazmıştır. Papin Kardeşler vakası olarak anılan bu cinayette, biri 22, diğeri 26 yaşında iki kız kardeş, yedi yıldır çalıştıkları evin hanımını ve kızını parçalayarak öldürmüşlerdir. Kız kardeşlere dair herhangi bir anormallik göstergesine rastlanmaması olayın etkisini daha da artırmıştır. Sosyal yaşam içerisinde herhangi bir tuhaf ya da şiddete eğilimli davranışları gözlemlenmemiştir. Cinayetin işleniş biçiminin vahşiliği ve kız kardeşlerin olaydan sonra kaçmak yerine yıkanıp çırılçıplak yatakta birbirlerine sarılarak yatmaları da olayın gizemini artırmıştır. Kız kardeşlere başlangıçta büyük cezalar verilse de daha sonra cezaları hafifletilir. Papin Kardeşler vakası, epey sansasyon yaratmış, o dönem hizmetçilik kurumunun sorgulanmasına neden olmuştur.
- “Hizmetçiler” oyunu, sınıf ilişkilerini merkezine alır. Toplumdaki hizmetçi statüsü ile onu doğuran burjuvazinin çatışmasını irdeler. İktidar ilişkilerinin acımasızca sorgulandığı bir oyundur aynı zamanda. Burjuvazinin ezilenler adına karar verdiği bir hayatın ifşasıdır.
Jean Genet bir başka önemli yapıtı olan “Balkon” için yazdığı, “Balkon nasıl oynanmalı?” adlı yazısında oyunun rejisiyle ilgili birçok uyarıda bulunur ve yazının sonunu şöyle bağlar:
“Bütün bu yazdıklarım, elbette, zeki bir yönetmen için değil. O yapacağını bilir. Ama ya ötekiler? Oyun, imge ve yansımanın yüceltilmesidir.”
Kemal Aydoğan tam da Jean Genet’nin seveceği türden çok zeki bir yönetmen. Oyunculuk tarzından sahne trafiğine; dekorundan en ufak aksesuarına kadar, imge ve yansımanın öne çıkarıldığını gözlemliyoruz. Jean Genet aynı metinde şunları da söyler:
“… Oyunun üç önemli kişisini yüksek patenler üzerinde oynatmayı düşündüm. Oyuncular bunlarla, ağızlarını, burunlarını kırmadan, ayakları giysilerinin etek ve dantellerine dolaşmadan nasıl yürüyecekler? Bunu öğrensinler derim!”
Kemal Aydoğan oyuncularını paten üzerinde oynatmasa da “hanımefendi” rolüne bürünen hizmetçi karakterinin ayaklarına stiletto (uzun, ince topuklu ayakkabı) giydirerek seyirciye farklı bir metafor sunuyor. Yönetmen, birçok anlam katmanı olan ve karakterlerin kaygan bir zeminde sürekli yer değiştirdikleri bu zor metni çok kapsayıcı bir bakışla çözümlemiş. Temponun düşme riskinin bulunduğu uzun tiratlara sahip bazı sahnelerde devinimi hiç azaltmayarak seyircinin dikkatini sürekli ayakta tutmayı başarıyor. Sahne geçişleri çok dinamik, seyirci oyun alanından hiç kopmuyor. Prova notlarında, “Belki Jean Genet hınç dolu olmamızı isterdi… Ama heyecan ve merak dolu hınç da olabilir bizimki.” diye yazmışlar. Yönetmen ve oyuncularda o merak dolu hınca oyun boyunca tanık oluyoruz. Prova günlüklerinin çoğu zaten, “hınçla ve merakla kalın!” diye sonlandırılmış. Dekor, ışık ve aksesuarlar oldukça işlevsel kullanılmış. Oyun alanında işlevsel olmayan tek bir kibrit çöpü bile yok. Yönetmen Kemal Aydoğan ekibiyle iyi bir iletişim dili tutturarak çok sağlam bir oyun çatısı kurmayı başarmış. Yönetmen hemen hemen her oyununda olduğu gibi, “Hizmetçiler” oyununda da seyirciyi allak bullak etmeyi başarıyor.
Oyuncuların üçü de müthiş bir uyum yakalamışlar aralarında. Yılmaz Sütçü sesini çok iyi kontrol edebilen bir oyuncu. Bu oyunda beden elastikiyeti de mükemmel. Karakter geçişlerinde hayli başarılı. Artikülasyonu (sesletim) çok iyi olan Sütçü, söylediği her sözcüğün hece hece hakkını veriyor. Abartılı oyunculuğa çok uygun olan kimi sahnelerde ölçüyü hiç kaçırmıyor. Yılmaz Sütçü oyun boyunca dört dörtlük bir performans sergiliyor.
Kerem Fırtına’yı sahnede ilk kez seyrettim. Keşke daha önceki oyunlarını izleyebilseydim, diye hayıflandım oyun bitiminde. Oyun boyunca beden disiplinini elden bırakmıyor. Sesinin iniş çıkışları gayet dengeli. En önemlisi Kerem Fırtına’nın gözlerine baktığınızda oynadığı karakterin ışığını görebiliyorsunuz. Kendisini daha çok oyunda seyretmek istiyor gönlümüz.
Dilan Düzgüner oynadığı karakteri çok iyi analiz etmiş. Yakaladığı iç gıcıklayıcı, rahatsız edici tiz ses, hanımefendinin o sınıfsal küstahlığını, şımarıklığını ve görgüsüzlüğünü çok güzel yansıtıyor. Düzgüner, rolünün hakkını fazlasıyla veriyor.
- Kısacası, oyuncuların tümü, mükemmel bir uyum, enerji ve tempoyla Jean Genet’ye yakışır bir oyunculuk performansı sergiliyorlar.
Tiyatronun birazcık nefes alabilmesi adına, gönlümüz elbette Moda Sahnesinin “Hizmetçiler” projesinin devlet desteğinden yararlanmasını isterdi. Ancak oyundan çıkarken, “iyi ki bakanlık destek vermemiş” dedim içimden. Bu oyunun başarısı ve onuru tek başına Moda Sahnesine yeter. Başka kurumlarla paylaşılmasına hiç gerek yok.
Hizmetçi Solange’ın replikleriyle bitireyim yazıyı: “Tükürebilmeliyiz, tükürebilmeliyiz ki tükürüklerimiz bizi boğmasın. Fışkıran tükürüklerimiz, elmas broşlarımızdır.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta klasik müziğin etkisiyle gökyüzündeyiz, aynı zamanda da yeni oyunlarla tiyatro sezonunun heyecanını sürdürüyoruz.
14 Oca 2025

YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



