İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Hükümetleri aşırı sıcakların tehlikelerine karşı önlem almaya zorlayan 2003’teki ölümcül yazın üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçti. Geçen hafta Avrupa’nın batısını etkisi altına alan sıcak hava dalgası, şimdi doğuya ve Balkanlar’a doğru ilerliyor.
- Birçok Avrupa kentinde şimdiye kadar kaydedilen sıcaklık rekorları ardı ardına kırılırken veriler Avrupa’da sıcağa bağlı ölüm sayılarının dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek olduğunu gösteriyor. Peki neden?
Ağustos 2003’te Avrupa, son 500 yılın en sıcak dönemini yaşayarak tarihî bir iklim kriziyle sınanmış; kıta genelinde 20.000'den fazla insan sıcağa bağlı nedenlerle hayatını kaybetmişti. Özellikle Fransa'da yaşanan 15.000 civarındaki can kaybı hastane ve morglarda yer kalmamasına neden olurken İtalya, Portekiz ve İngiltere gibi ülkelerde de binlerce kişi hayatını kaybetmişti. Sağlık sistemini zorlayan ölümlerin arkasında ise sıcak çarpması, dehidrasyon, kalp krizi ve hava kirliliği gibi faktörler yer alıyordu.

2024'te Sırbistan'ın doğusundaki Prahovo'dan geçen Tuna Nehri'nde suların çekilmesiyle, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma bir Almanya savaş gemisinin kalıntısı ortaya çıktı.
Aynı dönemde çevresel boyutta ise kuraklık, yıkıcı etkilere sebep oldu. Nehir ve göl su seviyeleri benzeri görülmemiş derecede düştü. Sırbistan'da Tuna Nehri son 100 yılın en düşük seviyesine gerileyince, onlarca yıldır su altında kalan İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma tanklar ve bombalar gün yüzüne çıktı. Yağış azlığı devasa orman yangınlarını tetikledi; Portekiz’de Lüksemburg büyüklüğünde bir alan küle döndü ve sonrasında nehir sularını kirleten ciddi toprak erozyonları yaşandı. Kuruyan mahsuller ve telef olan çiftlik hayvanları, Avrupa tarım sektörüne yaklaşık 13,1 milyar avroluk devasa zarar verdi.
- Bu dev krizin ardından hükümetler uzun vadeli önlemler almaya karar vermiş; Fransa'da yalnız yaşayan yaşlılar için takip sistemleri kurulmuş; İngiltere’de sağlık personelini ve halkı hazırlamak adına erken uyarı sistemleri devreye alınmış; İspanya’da halk ve basın mensuplarını da kapsayan yangınla erken mücadele eğitimleri verilmişti.
Yapılan araştırmalar insan faaliyetlerine bağlı iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılına kadar her iki yılda bir 2003 benzeri kavurucu yazların yaşanabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre 1990’lardan bu yana sıcağa bağlı ölüm oranı da %23 arttı ve BM Dünya Sağlık Örgütü'ne göre son dört yıl içinde Avrupa Birliği genelinde 200.000 kişi sıcağa bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Fakat aradan geçen 23 yılda Avrupa ülkelerinde uygulanan önlemler çok da bir işe yaramış gibi görünmüyor.

Resmî verilere göre tarihteki en sıcak ikinci Haziran ayı olarak kayıtlara geçen bir aylık dönemde yalnızca İspanya ve Fransa’da bazı bölgelerde 40 dereceyi aşan sıcaklara bağlı olarak toplamda 2.000 civarı can kaybı yaşandı; 1.000’den fazla insan doğrudan yüksek sıcaklıklarla bağlantılı ölümlerin kurbanı oldu.
- Fransa’da acil tıbbi çağrılarda sıcak çarpması vakaları %480, dehidrasyon vakaları ise %315 oranında artış gösterdi. Aşırı sıcaklardan kaçıp serinlemek isteyenlerin göl ve nehirlere akın etmesiyle birlikte Fransa’da 10 günde 90’dan fazla boğulma vakası rapor edildi; Polonya'da tek bir günde 17 kişi boğuldu.
Portekiz, sıcak hava dalgası nedeniyle sezonun ilk büyük orman yangınlarıyla mücadele ediyor. Sivil Koruma Teşkilatı (ANPC), Perşembe günü gece yarısından saat 15.00’e kadar olan sürede 62 yangın vakası kaydetti. Ülke genelinde alevlerle mücadele etmek için 2.000 itfaiye personeli, 537 kara aracı ve 62 hava aracı seferber edildi; hükümet önleyici tedbir olarak ülke genelinde 3 Temmuz Cuma gece yarısından 6 Temmuz Pazartesi gecesine kadar geçerli olacak resmî bir "alarm durumu" ilan ederek halkı azami dikkat ve sorumluluğa davet etti.
Birkaç günlüğüne kısmen rahatlayan Avrupa kentlerinde gelecek hafta şiddetini artırması beklenen sıcak hava dalgası nedeniyle turuncu ve kırmızı kodlu alarmlar veriliyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın sanayi öncesi dönemlere kıyasla yaklaşık 3 dereceye ulaşması durumunda, Avrupa'daki sıcağa bağlı ölüm sayısının şimdiki 1,5 derecelik artışa kıyasla iki ya da üç katına çıkacağını söylüyor. Peki Avrupa kentlerinde yaşayanlar neden sıcaklardan neredeyse tüm dünyadan daha fazla etkileniyor?
Isıyı hapseden binalar
Avrupa nüfusunun zamanının %90’ını geçirdiği binalar aşırı ısınıyor. Özellikle Kuzey Avrupa'daki eski binalar yazın serin kalacak şekilde değil kış aylarında ısıyı tutacak şekilde tasarlanmış durumda. Havanın geç saatlerde kararması da gün boyunca ısıyı emen iç mekanın gece yarısından sonra bile serinleyememesine yol açıyor. Birleşik Krallık iklim değişikliği komitesi, mevcut evlerin %92'sinin 2050 yılına kadar aşırı ısınabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Aynı rapor ülkenin en azından 2050 yılına kadar iki derecelik bir küresel ısınma seviyesine göre acil hazırlık yapması gerektiğini; en yüksek önceliklerin binalarda soğutma çözümleri, sel hazırlıkları ve stratejik su yönetimi olduğunu ortaya koyuyor ve felaket senaryosunu engellemek için kamu ile özel sektörün her yıl yaklaşık 11 milyar sterlinlik yatırım yapmasını öngörüyor.

Paris’te bina çatılarının %78’ini (yaklaşık 94.000 konut) kaplayan çinko malzeme apartmanlarda yaşayan yüz binlerce insan için üst katları adeta birer fırına dönüştürüyor. Sıcak hava dalgasının ilk haftasında dışarıda fırtına olmasına rağmen çatı katlarındaki odalarda sıcaklıkların 42 dereceye kadar yükselmesi ve geceleri dahi 36 derecenin altına düşmemesi, bu şık daireleri yaşanamaz hâle getirdi.
Mimarlık ve şehir planlama uzmanlarına göre tek sorun çatıların çinko olması değil. Bir zamanlar chambres de bonne (hizmetçi odaları) olarak kullanılan alanların kontrolsüzce apartman dairelerine dönüştürülmesi, bu alanların yalıtımsız bırakılması ve yetersiz havalandırmanın da etkisi oldukça büyük. Ayrıca gün ışığı alması için eklenen çok sayıda yalıtımsız çatı penceresi, dairelerin içine devasa birer radyatör gibi ısı pompalıyor. Fransa genelindeki binaların %50'si bu tür yeni nesil sıcak dalgalarına karşı tamamen savunmasız.
Klimasızlık
Avrupa’da yaşanan bir diğer büyük kriz klimasızlık. ABD’de hanelerin %90’ında klima ve benzeri soğutma sistemleri bulunurken Avrupa’da her beş evden yalnızca birinde soğutma sistemi bulunuyor. Sadece evler de değil; fabrikalar, okullar, trenler ve hatta hastaneler yeterli soğutmadan sistemlerinden yoksun. Fransa'da sıcaklıklar bir haftada 800'den fazla okulun kapatılmasına neden oldu. Belçika'da tüm trenlerin beşte birinde hiç klima bulunmuyor ve bu durum ulusal demiryolu şirketini yoğun saatlerdeki seferleri iptal etmeye mecbur bırakıyor. Birçok Avrupa ülkesinde hastanelerde yalnızca ameliyathanelerde ve yoğun bakım ünitelerinde klima bulunuyor.

Bunun yanında sıkı enerji tüketim kuralları uygulayan Avrupa Birliği, vatandaşları klimayı kullanmaktan kaçınarak vantilatörleri tercih etmeleri yönünde teşvik ediyor. Birçok Avrupa ülkesinde tarihî koruma yasaları, gürültü yönetmelikleri ve estetik kurallar nedeniyle klima kullanımına izin verilmiyor. Pencerelerden dışarı sarkan kondansatörlerin mahallenin karakterini bozduğu düşünülüyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali enerji krizine yol açtığında, İspanya ve İtalya bina sahiplerinin soğutma ayarlarını ne kadar düşürebileceklerine ilişkin yasal sınırlamalar getirdi. Diğer bazı Avrupa ülkeleri ise klimalı evleri ağır enerji denetim şartlarına tabi tutuyor. İsviçre’nin Cenevre kantonu, ev sahiplerinin klima kurmadan önce tıbbi gerekliliği kanıtlamalarını şart koşuyor.
- İtalya’nın en zengin kasabası olan Portofino, 2024 yılında belediye başkanının bir ara sokağın üzerine sarkan bir klima ünitesini fark etmesinin ardından, yasadışı klima kullanımına yönelik polis baskısıyla karşı karşıya kalmıştı. Belediye başkanı The Guardian’a, “Portofino bir doğal koruma alanı içinde yer alıyor ve uyulması gereken kurallar var” demişti. Bu beyanın üzerine İtalyan basını, Portofino sakinleri arasında bir “kan davası” yaşandığını; kentlilerin, birbirlerinin klimalarını yetkililere ihbar ederek kişisel hesaplaşmalarını çözmeye çalıştığını hatta sosyal etkinlikler sırasında birbirlerinin evlerini gizlice fotoğraflıyorladıklarını aktarmıştı.
Bazı belediyeler sıcak dalgaları sırasında serinleme merkezleri sunmaya; klimalı salonları halkın kullanımına açmaya başlasa da bu tür girişimler oldukça yetersiz ve nadir, ayrıca bunlardan sadece gündüz saatlerinde yararlanılabiliyor.

Bunun yanında Avrupa’nın en seçkin kesimi kendilerini bu kısıtlamalardan muaf tutuyor. Klima kullanımına karşı uyarıda bulunan Alman Çevre Bakanlığı’nın genel merkezinde iklim kontrol sistemi bulunuyor. Geçen hafta Avrupa Komisyonu genel merkezinde alt katlardaki klimalar acil olarak kapatılırken üst katlarda, üst düzey yetkililerin çalıştığı yerlerde klimaların çalışmaya devam etmesi de bunun en son örneği.
Şehirlerde iklim direncini araştıran Amsterdam Uygulamalı Bilimler Üniversitesi'nden Profesör Jeroen Kluck Avrupa kentlerinin “geçmişin iklimine” göre planlandığını, Avrupa'nın yüksek sıcaklık kaynaklı ölüm oranlarının "çeşitli faktörlerin bir kombinasyonuna bağlı olduğunu, ancak klimanın kesinlikle hayat kurtaran bir imkan olduğunu" belirtiyor.
Öte yandan klima kullanımı hakkındaki tartışmalar da hız kesmeden devam ediyor. Birçok Avrupalı klima kullanımına şüpheci yaklaşmaya devam ederken, birçok kişi başka yollarla serin tutulamayan binalarda bunun gerekli olduğu fikrini benimsiyor: Klimaya yönelik eleştiriler; elektrik talebini artırması, şebekeleri zorlaması ve dışarıya sıcak hava salarak iklim krizini tetiklemesi üzerinde yoğunlaşıyor.
Avrupa Komisyonu ise tüketicilerin tercihlerine müdahale etmeyeceğini belirterek tartışmalarda tarafsız bir duruş sergilemeyi tercih ediyor. Komisyon, asıl odağın klimanın kendisinden ziyade onu besleyen enerji kaynağı olması gerektiğini vurguluyor. 2025 yılında elektriğinin yaklaşık %47'sini yenilenebilir kaynaklardan sağlayan AB, gelecek ay ısıtma ve soğutma sistemlerinin temiz enerjiyle dönüşümünü (elektrifikasyonunu) hızlandıracak yeni bir eylem planı sunmaya hazırlanıyor.
İklim krizi ve yaşlı nüfus
DSÖ, bu yüzyılın ilk yirmi yılında dünya genelinde her yıl sıcağa bağlı yaklaşık 489.000 ölüm meydana geldiğini tahmin ediyor. Avrupa dünya nüfusunun %10'undan azına ev sahipliği yapmasına rağmen tahmin edilen sıcağa bağlı ölümlerin üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Yalnızca 2022 yılında Avrupa'da 60.000'den fazla kişinin sıcağa bağlı nedenlerle öldüğü düşünülüyor. Avrupa'daki sıcak hava dalgalarında ölü sayısını artıran faktörlerden biri de kıtanın yaşlanan nüfusu.
Vücut kendini soğutmaya çalışırken aşırı ısınma, kalbi ve diğer organları zorluyor. Bu da özellikle kronik sağlık sorunları olan yaşlıları risk altında bırakıyor. Avrupa Çevre Ajansı iklim ve sağlık uzmanı Aleksandra Kazmierczak, bu yılki yaşlı ölümleri konusunda şöyle konuşuyor:
"Kimse daha Haziran ayında havanın 40 derece olmasını beklemiyordu. Benzeri görülmemiş bir iklim kriziyle karşı karşıyayız. Bunun üzerine bir de demografik değişim ekleniyor ve bu ikisi kusursuz bir fırtına yaratıyor."
Ancak tek başına yaşlı nüfus bunca ölümü açıklamak için yeterli değil. Çoğu ülke artık nüfusunu renk kodlu bir uyarı sistemiyle aşırı sıcağa karşı uyarıyor ancak şehirler ve bölgelerde alınan önlemler düzensiz, bu da insanların sıcaktan korunma düzeylerinin yaşadıkları yere göre büyük ölçüde değiştiği anlamına geliyor.

Daha da kötüsü, dünyanın diğer tüm bölgelerinden daha hızlı ısınan Avrupa'da iklim krizinin hızı yapılan hazırlıkların hızını geride bırakıyor. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, POLITICO'ya verdiği demeçte mevcut durumu şöyle anlatıyor:
"Avrupa'nın büyük bir kısmı, zaten tekrarlayan bir kriz olan bu duruma karşı hâlâ sistematik bir hazırlık yapmıyor. Sıcağı kronik bir halk sağlığı tehditi olarak görmek yerine hâlâ bir hava durumu olayı olarak değerlendiriyoruz. 2003 sıcak dalgası Avrupa'yı sarsarak harekete geçirdi ancak bu eylem planı 2003 iklimi için tasarlanmıştı. Tehdit, verilen yanıtın boyutlarını aştı."
Kluge'ye göre Avrupa'daki ölü sayısının bu kadar yüksek kalmasının diğer iki nedeni yaşlılar gibi en savunmasız insanların hâlâ "gözden kaçıyor" olması ve ülkelerin sıcaklık planlarını düzgün bir şekilde uygulamaması.
"Test edilmemiş, personeli ayarlanmamış ve finanse edilmemiş bir plan, plan değildir; bir dokümandır. Yazılanlar ile sıcaklıklar 45 dereceye ulaştığında olanlar arasındaki boşluk, insanların öldüğü yerdir."
Uzmanlar, hükümetlerin artık acil durum müdahalelerinin ötesine geçmesi; uzun vadeli finansman, düzenleme ve planlamaları artırması gerektiğini söylüyor. Buna binaların güçlendirilmesi, şehirlerin yeşillendirilmesi, soğutma merkezlerinin açılması, çalışma düzenlemelerinin değiştirilmesi ve en savunmasız durumda olanları kontrol etmek için sosyal hizmetlerin personel sayısının artırılması dahil.
Kluge, "Bunların hiçbiri çığır açıcı bir buluş gerektirmiyor" diyor. "Aşırı sıcakların artık ara sıra yaşanan bir sürpriz değil, Avrupa yazlarının kalıcı özelliği olduğunu kabul etmek gerekiyor."
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?




