İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi'nden ilk gün notları


Dijital dönüşüm partneriniz: BANDWITT Firmaların ihtiyaçlarını belirleyerek onları en doğru teknoloji çözüm ortaklarıyla eşleştiren akıllı ve yenilikçi teknoloji eşleştirme platformu BANDWITT , iş süreçlerindeki teknoloji kullanımının artırılması ve dijital dönüşümün hayata geçirilmesi için firmaların tercih ettiği ilk adres olmayı hedefliyor. Nedir? Sayısı her geçen gün artan çözüm ortakları havuzunda Türkiye’den ve diğer ülkelerden farklı çözümleri bulunduran BANDWITT , 250’den fazla teknoloji şirketi, yazılım evi ve teknoloji girişimini araştırıp analiz ederek bulduğu çözümleri firmalarla buluşturuyor. BANDWITT ile çalışan firmalar; Teknoloji çözümlerine ulaşımında ve teknoloji satın alımındaki zorlukları geniş çözüm ortağı havuzunu kullanarak hızlıca aşabiliyor. Teknoloji ihtiyaçlarını hızlı ve etkin bir şekilde uygulamaya geçirerek iş süreçlerinde verimlilik ve kâr sağlıyor. Aylık esnek üyelik modeli sayesinde teknoloji dönüşümünü sabit ve uygun bütçelerle yönetme ve firmanın özel ihtiyaçlarına yönelik farklı hizmetlere ulaşma fırsatına sahip oluyor. BANDWITT hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için burayı ziyaret edebilir, size en uygun çözümlerle eşleşmek için [email protected] adresiyle iletişime geçebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nin yüz yıl ardından yine İzmir’de düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi, 15 Mart Çarşamba günü İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde başladı. Pek çok akademisyen, bilim insanı, politikacı ve gazeteciye ev sahipliği yapan kongre, 15 ila 21 Mart tarihleri arasında sürecek.
Kongrenin açılış konuşmasını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer yaptı. Konuşmasında “Asli yaşama nedenimiz çocuklarımız ve torunlarımızdır. Onlara güvenli gelecek bırakmaktır.” ifadelerini kullanan Soyer, sonsuz kaynakların ve sınırlı ihtiyaçların olduğu, klasik anlayışın dışında bir iktisadi anlayıştan söz etti.
“Kamucu anlayış”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in ardından Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Selin Sayek Böke söz aldı. Kamu yararını merkeze koyan, kamu harcamalarının öne çıktığı yeni bir “kamucu” anlayıştan bahseden Böke, partisinin iktisadi anlayışının temellerini dört madde ile sıraladı:
- Liyakate dayalı kurumlar ve yönetim anlayışı
- Kamu yararı gözeten yeni bir kamucu anlayış
- Hak temelli güçlü bir sosyal devlet
- Bilim ve planlamaya, hep birlikte zenginleşmeye ve kalkınmaya dayalı üretim düzeni
Planlamaya dayalı üretim
Planlamaya dayalı üretim ve Devlet Planlama Teşkilatı vurgusu yapan Böke'nin konuşmasında satırbaşları şu şekildeydi:
“17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden daha bir ay geçmemişken, o zaman Devlet Planlama Teşkilatı raporu depremin ekonomik ve sosyal sonuçlarını sektör sektör ele almıştı. Bugün ise böyle bir raporun izi dahi yok. Liyakatli kadroların çalışacağı, strateji ve planlama teşkilatını kuracağız ve hızla gerekli çalışmaları yaptıracağız."
"Depreme dayanıklı konutların yapımı için gereken malzemenin yeni teknolojiyle deprem bölgesinde üretilmesi için, yani bölgenin ekonomisinin ayağa kaldırmak için teşvikleri kullanacağız. Gerekiyorsa burada kamu olarak üretim için yatırım yapacağız."
"Sadece inşaat yapan değil, sanayinin, hizmet sektörünün birçok alt sektörünü yerelde harekete geçirecek bu yatırımlar sayesinde deprem bölgesinde yerinde, yurdunda güvenceli ve nitelikli istihdam sağlanacak. İş gücünün üretim için ihtiyaç duyulan yetkinliklere kavuşması için, bölgede hızla, bugünden hazırlamış olduğumuz mesleki beceri eğitim seferberliği başlatacağız."
Planlamaya dayalı bir üretim düzeni kurduğumuzda tarımsal üretim üssü olan deprem bölgesinde çiftçiyi ekonomik yalnızlığa terk etmemiş olacağız. Bölgedeki hayvanlar için bir planlamanın yol göstericiliğiyle ücretsiz veterinerlik hizmeti vereceğiz. Üreticiye ivedilikle gübre, tohum, mazot, sulama, ilaç, yem desteği vereceğiz. Üreticilerin elektrik borçlarını sileceğiz.”
"Bölgeler arası gelir farkı"
İş dünyasının bir temsilcisi konumunda olan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Şükrü Ünlütürk de kongrede konuşma yapanlar arasındaydı.
Ünlütürk, Türkiye’nin farklı bölgeleri arasındaki iktisadi farklılıklara dikkat çekti. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirler ile Türkiye’nin diğer bölgeleri arasındaki gayri safi yurt içi hasıla ve kişi başına düşen milli gelir makaslarının açıldığına işaret eden Ünlütürk, “İstanbul, İzmir, Kocaeli, Bursa, Manisa dahil olan yerlerde kişi başına milli gelir 9 bin ila yaklaşık 18 bin dolar arasında değişiyor. Erzurum, Kars, Van, Diyarbakır, Siirt gibi illerimizdeki kişi başına milli gelir ise 3 bin ila 5 bin 200 dolar arasında değişiyor. Eğer uçlara bakarsak, dokuz kattan fazla bir gelir farkı görüyoruz. Ortalamalara bakarsak 4 ila 5 kat arasında bir gelir farkı görüyoruz. Kıyaslama için söyleyeyim, İsveç’in en yoksul bölgesi ile en zengin bölgesi arasındaki kişi başına gelir farkı 1,8 kat ve bu da Avrupa’daki en büyük oranlardan bir tanesi” ifadelerini kullandı.
Bölgeler arasındaki gelir farkının kapatılması ile nüfusun da ülke içinde etkin bir şekilde dağılacağını ifade eden Ünlütürk, orta gelir tuzağı sorununa da değinerek şu açıklamalarda bulundu:
“TÜRKONFED olarak bundan 10 yıl önce hazırladığımız bir raporda bugünkü durumu da ifade eden bir tespiti kamuoyunun gündemine taşımıştık. Bu tespit orta gelir tuzağıdır… O günkü verilerimize göre Türkiye’de belirli bir gelir seviyesinde sıkışıp kalan, orta gelir tuzağı riskinde olan 40 şehir, yoksulluk riskinde, orta-düşük gelir grubunda olan 27 şehir, dünyanın en büyük ekonomileriyle yarışan, sanayileşmiş ve gelişmiş, orta gelir tuzağı riski olmayan 14 şehir bulunuyordu. On yıl sonra geldiğimiz noktada ne yazık ki bu tabloda olumlu bir değişim yaratmayı başaramadık.”
“Bölgeler arası gelişmişlik farklarının giderilmesinde en çok kullanılan yöntemler arasında yer alan teşvikler, kısmen bir iyileştirme sağlasa da, tek başına tuzaktan çıkışı sağlayamadı. Bu doğrultuda Türkiye’de kendi ölçeğinde birçok kalkınma modeline ihtiyaç duyuyoruz. Her ne kadar kalkınma ajansları ile bölgesel planlamalar yapılıyor olsa da, daha yetkin, merkezi müdahaleden uzak ve uzun vadeli planlara ihtiyaç duyuyoruz.”
Ünlütürk ayrıca, deprem bölgesindeki 11 ilin kişi başına düşen milli gelir ve büyüme oranları bakımından Türkiye ortalamasının gerisinde kaldığını ve gerekli adımların atılmaması durumunda bu durumun sürerek aradaki gelir ve kalkınma farkının artabileceğini ifade etti.
“Türkiye geneline göre düşük teknolojili ve daha iş gücü yoğun olan deprem bölgesinin son 5 seneki büyüme rakamları zaten Türkiye ortalamasının altında seyrediyordu. Mevcut hasar raporları, bölgenin geçmiş 15-20 yıldaki gibi Türkiye ortalama büyümesinin altında kalmasının aradaki gelir ve kalkınma farkını artırabileceğini gösteriyor. Bu doğrultuda deprem bölgesindeki illerin kalkınması için sadece altyapı ve bina yatırımları yeterli olmayacak.”
Ünlütürk bütün bunlara ek olarak bölgesel kalkınmada kilit rol oynayan KOBİ’ler arasında toplam istihdamin %35’ini tek başına karşılayan mikro işletmelerin toplam katma değerin yalnızca %6,3’ünü üretebildiğine ve KOBİ’lerimizin girişimcilik kriteri hariç pek çok kriterde Avrupa’nın gerisinde kaldığına değindi. Ünlütürk burada problemin kapsamlı, bütüncül, verimli bir politikanın olmaması olduğunu söyledi ve teşviklerin yeterince etkin dağılmadığına işaret ederek, “7-8 kişilik bir atölyenin ihtiyacıyla, 150-200 kişilik bir işletmenin ihtiyacı aynı olabilir mi?” ifadelerini kullandı.
"Ciddiyet bunu gerektirir"
Kongreye çevrimiçi bir şekilde bağlanan Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Refet Gürkaynak, konuşmasına “İkinci yüzyılda iktisat politikasını kendi başına düşünemeyeceğimizi kabul ederek başlamamız gerekiyor” sözleriyle başlayarak iktisat politikalarının ülke genelinden bağımsız olmadığını belirtti.
Birçok kurumun neye ihtiyaçlarının olduğunu iyi bildiğini fakat ihtiyaç duyulan bu işlerin her zaman aynı anda yapılabilir olmadığını belirten Gürkaynak, “O zaman birilerinin onu da yapacağız, bunu da yapacağız dememesi lazım. Birisinin gerçekten bakıp, bizim önceliklerimiz var, bunu yapacağız ve dolayısıyla bunu da yapmayacağız diyebilmesi gerekiyor. Ciddiyet bunu gerektirir.” ifadelerini kullandı. Parti programlarına neyin, nasıl ve hangi maliyetle yapılacağı hesabının yapılmadan “sürdürülebilir büyüme sağlanacaktır” yazılmasının doğru olmadığını belirten Gürkaynak, “Büyü diyince büyüme olsa bunu yapmış olurduk zaten” dedi.
Gürkaynak ayrıca bir ülkenin tasarruf açığının tanım gereği o ülkenin cari açığı olduğunu söyleyerek, faiz indirerek cari açığı kapatma politikasının “faiz indirererek insanların daha fazla tasarruf etmesini beklemeye” benzetti.
Ülkemizin iktisat politikası bakımından beşeri sermayesi zengin bir ülke olduğundan bahseden Gürkaynak, dünyanın bazı önde gelen merkez bankacılarının, maliyecilerinin ve bankacılarının bu ülkede olduğunu, bütün bunlara rağmen görülen kötü sonuçların ise bu beşeri sermayenin iktisat politikasında değerlerlendirilmiyor olması nedeniyle alındığını ifade etti. Gürkaynak bu duruma ilişkin, “Normalde bankalar birtakım sınırları zorlar, banka regülatörü buna engel olur. Türkiye’de gördüğümüz ise banka regülatörü bankaları olmadık işlere zorluyor, bankacılar ise ‘bu ileride bize sorun olur’ diyerek bu tür kuralların etrafından dolaşmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin geçmiş tecrübelerinden parti ayrımı yapmadan ders alması gerektiğini söyleyen Gürkaynak, “2001 sonrası sermaye akımlarını iyi yönetemedik, öyle bir tecrübemiz yoktu. Başımıza geldiğinde ne yapacağımızı bilemedik. Bildiğimiz noktada da kolayımıza geldi, ondan sonra da ceremesini çektik. Bu sefer öyle yapmayalım, yapmamak mümkün. Böyle yapmamış olan ülkeler de varmış. Dönüp baktığımızda bir şeyler öğreniyoruz” dedi.
Politikaların birbirini tamamlayarak, uyumlu bir şekilde hareket etmesi gerektiğini de söyleyen Gürkaynak, maliye politikasının kötü işlemeye devam etmesi halinde merkez bankası bağımsızlığının sağlanmasının tek başına kötü sonuçları engellemeye yetmeyeceğinden bahsetti.
Ülkemizde değişimin genellikle teknoloji ile özdeşleştiğini fakat büyümenin sağlanması için bundan çok daha fazla yöntemin olduğunun altını çizen Gürkaynak, kadınların istihdama katılım oranının artırılması, eğitimin iyileştirilmesi gibi uygulamaların büyük faydasının görüleceğini ifade etti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Küresel piyasalar Credit Suisse kaynaklı haberlerle çalkalanıyor. Kurumun finansal sonuçlarının açıklanmasının ve Suudi Ulusal Bankası’nın bankaya destek veremeyeceğini açıklamasının ardından tarihi fiyatlamalarla karşı karşıya kalındı.
16 Mar 2023

YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



