İstanbul'un suyunu kesen ejderhayı kim öldürdü?

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Geçen haftalarda İstanbul’a nihayet kar yağdı. Kimimiz karın tadını çıkardı, kimimizse karla gelen zorlukları göğüslemek zorunda kaldı. Ama aklımızın bir köşesine “Barajlardaki su oranı ne kadar oldu?” sorusu da düşmedi değil. Hemen söyleyelim yüzde 72’ye yükseldi.
Peki aklımıza bu soru neden geliyor? Çünkü İstanbul’un su sorunu o kadar sık karşımıza karşımıza çıkıyor ki ne zaman yağmur ya da kar yağsa şehrin su stoku yükseldi mi diye düşünmeden edemiyoruz.
Söz İstanbul’dan açılınca “İmparatorluklar şehri, medeniyetlerin beşiği” denir. Doğrudur ama bu şehrin ezelden beri bir sorunu var: Su. İstanbul’un Boğaz’a ev sahipliği yaptığına, deniz kenarında bulunduğuna aldanmayın, tatlı su konusunda epey sıkıntılı bir yer burası. Bunu söyleyen de bir bilim insanı Radboud Üniversitesi’nden Mariëtte Verhoeven.
Denizle iç içe bir şehir ama su kaynaklarına uzak
Verhoeven, bir süredir meslektaşları Alvise Cecchetti, Aysel Arslan, Damla Barın, Fokke Gerritsen ve Kee-Lou Ooyman’la birlikte KarDes için İstanbul’un Su Mirası Turu için çalışıyor. Onlar, kadim şehrin su sıkıntısını çözmek için tarihsel süreçte Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının neler yaptığını, suyun çevresinde oluşmuş tarihî bir kültürü araştırıyor.
KarDes mobil bir uygulama. 2020 yılında kullanıma sunuldu. Hrant Dink Vakfı’nın Türkiye’nin çokkültürlü mirasını keşfetmek isteyenler için hazırlanan, kişisel hafıza tur rehberi. Malum tarih anlatısında bu coğrafyada yaşayan etnik ve dinî azınlıkların çokkültürlü mirası pek de görünür değil. KarDes de bu uygulamasıyla işte bu mirasa ışık tutmayı amaçlıyor. İstanbul’un Su Mirası Turu da KarDes’in yeni turu.
Bu turun lansmanı geçen günlerde tam da yoğun kar yağışı altında yapıldı. Lansman sırasında turun içeriğini hazırlayan ekiple bir de söyleşi düzenlendi. Radboud Üniversitesi’nden Mariëtte Verhoeven işte bu söyleşide İstanbul’un ezelden beri su sıkıntısı çektiğini anlattı ve “İstanbul’un kayda değer nehirleri ve tatlı su sağlayacak gölleri yok. Bunun için tatlı suyu şehre uzak mesafelerden getirmek gerekiyordu” dedi.
Roma, Bizans ve Osmanlı su sıkıntısını aşmak için neler yaptı?
Peki koca koca imparatorluklar bu sorunu nasıl çözmüş? Roma İmparatoru Hadrianus, Belgrad Ormanı’nda bulunan pınarlardan su temin etmek için 20 km’lik bir hat inşa ettirmiş. Sonrasında Doğu Roma İmparatoru Valens, Danamandıra ve Pınarca’daki suyu şehre getirmek amacıyla kendi adıyla anılan, MS 373’te tamamlanan 200 km’lik başka bir hat yaptırmış.

Bozdoğan Kemeri
Şehir genişledikçe ve su yetmemeye başlayınca bu hat, Kırklareli’deki Vize yakınlarında bulunan Pazarlı’ya kadar uzatılmış. Ki bu hattın tamamının 564 km’ye uzunluğunda olduğu tahmin ediliyor. Valens hattı kalıntıları bugün büyük ölçüde Trakya’daki ulaşılması zor ormanlık alanlanlarda bulunuyor ama bu hattan günümüze kalan bir yer var ki İstanbul’un simgelerinden biri. Unkapanı’ndaki 971 metre uzunluğundaki Bozdoğan Kemeri.
Fatih Sultan Mehmet’in ilk işlerinden biri su hattına el atmak
Lakin hat inşa etmekle bitmiyor iş. Bu hatların sürekli bakımını yapmak, onarmak da gerekiyor. Valens hattı, uzunluğu nedeniyle bu onarımlar zamanla problem olmaya başlamış. Hele hele Avarlar, İstanbul’u kuşattığında yine bu hattı keserek şehir halkının susuz kalmasına neden olunca bu hat gözden düşmüş, ilk yapılan Hadrianus hattı tekrar gözde olmuş.

Hadrianus/Kırkçeşme hattı (sarı) ile Valens hattı (mor) karşılaştırması. Haritada görüldüğü üzere, Valens hattı şehrin yüksek kesimlerini tatlı suyla destekleyen ilk hattır.
Mesela Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettiğinde ilk yaptırdığı işlerden biri Hadrianus hattının restorasyonunu yaptırmak. Ki o zamanlar şehrin nüfusu 70 bin civarında. Kırkçeşme adı verilen çeşmeler de bu restorasyon sırasında yapılmış. Mimar Sinan daha sonraki yıllarda Kırkçeşme’yi genişleterek Osmanlı’nın en kapsamlı su temim sistemini inşa etmiş.
Modern zamanlarda artık bu hatlar kullanılmıyor. Lakin su kemerleri, su kuleleri, sarnıçlar, su terazileri, hamamlar, çeşmeler Roma’dan Bizans’a, Bizans’tan Osmanlı’ya aktarılan suyla oluşan koca bir kültürün şehrin belli başlı yerlerinde kendini hatırlatan unsurları. İşte İstanbul’un Su Mirası Turu da bu kültürü anlatarak kadim şehirde suyun nasıl çokkültürlü bir hafıza ve kültür oluşturduğunu anlatıyor.
15 duraklık 3.75 km’lik bir tur
Bu tur 15 duraktan oluşuyor. Çok değil 3.75 km’lik bir tur. Zeyrek Sarnıcı’ndan başlıyor. Pantokrator Sarnıcı olarak da bilinen bu sarnıcın 6. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. Sonra sırada Çinili Hamam var. Osmanlı mimarisinin nadide örneklerinden olan yapı İstanbul’un en iyi korunmuş hamamlarından. Çinili Hamam’dan sonra turun rotasında Valens hattının gözdesi Bozdoğan Kemeri bulunuyor. İstanbul’un simgelerinden biri ve şehre suyun nasıl getirildiğinin de anıtsal yapılarından.
Tezgahçılar Maksemi, Ayşe Sultan Çeşmesi, Şehzadebaşı Su Terazileri, Roma Hamamı, Seyyid Hasan Paşa Sebili ve Çeşmesi, Bayezid Hamamı, Gediklipaşa Su Sarnıcı, Ayios Yeoryios Ayazması, Kumkapı Surp Harutyun Kilisesi, Kumkapı Limanı ise diğer duraklar.
Patrona Halil İsyanı’nın planları Bayezid Hamamı’nda yapıldı
Her durak aslında hikayeleriyle tarihe açılan bir kapı. Mesela turun duraklarından Bayezid Hamamı, 1730’da çıkan Patrona Halil İsyanı’nın planlandığı yer. Çünkü Patrona Halil bu hamamda çalışıyormuş. İsyanı hamamda arkadaşlarıyla buluşarak planlamış.
Kumkapı Surp Harutyun Kilisesi’nin sembolü olan gümüş balık maketinin de güzel bir hikayesi var. Rivayete göre balıkçılar ağlarına pek balık takılmadığı bir dönemde kilisenin papazından özel bir ayin düzenlenmesini rica ediyor. Papaz da kırmıyor onları ve ayin yapılıyor. Ayin sonrası sefere çıkan balıkçıların ağları balıkla dolup taşıyor. Balıkçılar da minnettarlıklarını sunmak için kiliseye gümüş balık maketi hediye ediyor.
Bozdoğan Kemeri’nin altındaki ejderhayı kim öldürdü?
Şehzadebaşı’nda Şehzade Camii’nin Saraçhane Meydanı’na bakan kapısının bitişiğinde bulunan Ayşe Sultan Çeşmesi, 3. Murad’ın kızlarından Ayşe Sultan tarafından eşi Damat İbrahim Paşa için yaptırılmış bir çeşme. Ki Damat İbrahim Paşa tarihte Kanije Fatihi olarak biliniyor. İstiridye kabuğu süslemesiyle akıllarda kalan bu çeşme, uzun zamandır haraptı lakin yakın zamanda restore edildi ve çeşmesinden su akmaya başladı. Ama Şehzade Camii’nin avlusundaki Dördüz Çeşme, Ayşe Sultan Çeşmesi kadar şanslı değil. Ne muslukları kalmış geriye ne de suyu akıyor.

Ayşe Sultan Çeşmesi
Bu tür tarihî çeşmelerin zaman zaman önünden geçiyor olmanız muhtemel. Çünkü 1.000'den fazla Osmanlı çeşmesi günümüze kadar ulaştı. Ama kaçının hikayesi günümüze kaldı derseniz, o işte hazin bir konu. Ki aynı şey Bozdoğan Kemeri için de geçerli. İstanbullular sıklıkla bu su kemerinin altından geçiyor. Ama burada kahramanı ejderha olan bir efsaneden ne kadar haberdarlar? Efsaneye göre Bizans İmparatoru 5. Konstantin suyun gelişini engellediği için burada bir ejderha öldürmüş.
Sakaları hatırlayan var mı?
Mesela bugün sakaları da pek hatırlayan yok. Oysa onlar Osmanlı döneminde suyu evlere taşıyan insanlardı. Modern su tesisatı kurulmadan önce su, şehrin dışından mahallelere kadar getiriliyordu. Sakalar da tulumlarıyla bu suları evlere taşıyordu. Bazıları sokakta dolaşıp susayan insanlara su ikram ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun çokkültürlü yapısı sakalarda da kendini gösteriyormuş.
- İstanbul’un Su Mirası Turu’ndan, Türk sakaların varlıklarını duyurmak için “Saka” diye bağırdığını, Rum sakaların “Krio nero!” (Soğuk Su), Ermeni sakaların ise “Var mı su?” diye çığırtkanlık yaptıklarını öğreniyoruz.
Hikayelerin devam var. Ama turun sürprizi bozulmasın. Nihayetinde bu tur bize su mahrumu kadim bir şehrin yokluktan nasıl bir kültürel zenginlik yarattığını gösteriyor. Oysa şimdilerde sadece barajlardaki su stokunu merak ediyoruz.
Meraklısına KarDes
KarDes’in mobil bir uygulama olduğunu söyledik. App Store ya da Google Play’den ücretsiz indirebiliyorsunuz. İçinde şimdilik 27 tur rotası var. Kadıköy, Adalar, Sultanahmet, Sirkeci, Süleymaniye, Beyoğlu, Samatya, Yeşilköy, Pera, Tatavla, Galata, Karaköy, Balat, Büyükdere, Sarıyer’i bu uygulama ile kişisel olarak gezebilirsiniz.
Kadıköylüler şanslı. Çünkü uygulamada Kadıköy’le ilgili üç ayrı tur var: Kadıköy Moda Turu, Kadıköy Bahariye Turu, Kadıköy Rıhtım Turu. Elinizde akıllı telefon ve kulağınızda kulaklık tur hattına gidince açıyorsunuz uygulamayı. Uygulama, lokasyonunuzu algılıyor ve siz hangi durağa geldiyseniz orayla ilgili bilgi veriyor. İsterseniz anlatılanları dinleyebilirsiniz, isterseniz telefondan okuyabilirsiniz.
Uygulama Türkçe ve İngilizce dil seçenekleri de sunuyor. Denemenizi tavsiye ederim. İstanbul’un tarihine bir pencere açıyor!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta, Pera Film'in 8 Mart'a özel gösterim programı "Başka Bir Yerde", Béjart'ın "Ballet For Life" gösterisi ve Kiefer'ın ses manzaraları için heyecanlıyız. "Gözbağcı", "Tatavlada Son Dans" ve İstanbul’un Su Mirası Turu da bültende.
04 Mar 2025

YAZARLAR

Olkan Özyurt
Kültür-sanat yazarı, sinema eleştirmeni. 2000 yılında Radikal gazetesi kültür-sanat servisinde gazeteciliğe başladı. 2008’de Sabah gazetesine geçerek kültür-sanat sayfasının yönetimini üstlendi. 2012'de hafta sonu eklerine geçti. 10Haber.net’te kültür sanat editörü olarak çalıştı. Sinema ile ilgili yazıları ve film eleştirileri Arka Pencere, Empire Türkiye, Sinema dergilerinde yayımlandı.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




