YAKUT ORMAN: KAHRAMANLARINLA YÜZLEŞ


Gücünü propolisten alan bakım: Etat Pur’den Pure Active Propolis
Günümüzde neredeyse herkesin cilt sorunu akne. Akneye eğilimli bir cilde sahip olmak günlük hayatımızı etkileyebilir ve kendimizi aynada en rahat hissettiğimiz görüntümüzden uzak kalmamıza sebep olabilir.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İmran Gökçe Şahin
Rita Mae Brown’un 1973’te yayımlanan Yakut Orman adlı romanı ilk çıktığında çok ses getirmiş olsa da birkaç ay önce kitabın Umami’den çıkan Türkçe çevirisini okuduğumda kimi zaman şaşırdığımı kimi zaman da tetiklendiğimi fark ettiğim bir okuma deneyimi yaşadım. 70’lerde yayımlandığında birçok insanın bu kitabı niye sevdiğini elbette anlayabiliyorum fakat bugünden baktığımda başkarakteri lezbiyen bir kadın olan bu yetişkinliğe geçiş evresine odaklanan (coming of age) romanda Rita Mae Brown’un neden Molly gibi tutucu görüşlere sahip ve ayrımcı yorumlar yapmaktan çekinmeyen birisini ana karakter olarak seçtiğini anlayamıyorum.
Her ne kadar roman birincil tekil şahsın ağzından yazılmış olsa da kitap boyunca Molly’nin bu ayrımcı görüşlerinde bir değişim ya da büyüme olduğunu görmüyoruz — butch lezbiyenler için "Bu duyduğum en anlamsız, en salakça şey. Biri illa erkek gibi giyinip davranacaksa lezbiyen olmanın ne manası var?” demekten ya da birlikte olmak istediği Polina’ya “Bir rahat bırak kendini de zevk almaya bak,” diyerek rıza inşasından çekinmeyen bir karakter. Özellikle ikinci cümleyi okuduğumda irkildiğimi hatırlıyorum; bu kitabı hevesle satın alırken esas karakterinin neredeyse tecavüz kültürünü meşrulaştıracak bir cümleyle karşıma çıkacağını düşünmemiştim.

Rita Mae Brown, en sağda
Belki bu söylediklerim size anakronik geliyor olabilir ama kuir feminist teoriye ve bakış açısına tam da bu yüzden ihtiyacımız var! José Esteban Muñoz, Cruising Utopia adlı kitabında kuirin tanımlanamaz doğasından bahseder. Onun için kuir, şimdiden ve geçmişten ziyade geleceğe dair bir kavramdır ve bu yüzden de sabitlenebilir bir anlamı yoktur — sürekli bir oluş hâlindedir. Bence Umami’nin çevirdiği ilk kitap olarak Yakut Orman’ı seçmesi bizi tam da Muñoz’un bahsettiği yerden kuir edebiyata ve kuir “klasik”lere dair eleştirel bir bakış açısı geliştirmeye teşvik ediyor. Bu sayede bugünün Türkçe edebiyat okuru olarak 70’lerden bu yana kuir ve feminist komünitenin ya da kültürün ne denli değiştiğini, hâlâ da değişmekte olduğunu görebiliyoruz.
Aynı zamanda bu bakış bizi, edebiyat kanonundaki eril tahakkümle mücadele ederken karakterlerin cinsel yönelimlerini ya da kimliklerini farklı temsiliyet biçimlerinde göstermenin yeterli olmayabileceğine ve kimi zaman aynı tahakküm alanlarını bizim de üretebileceğimize dair uyarıyor. Böylece söz konusu kuir ve feminist edebiyat olsa dahi putları yıkmanın gerekliliğini bir kez daha hatırlıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Kuir temsiller görmeye #HakkımVar! Türkiye'nin kuir feminist yayınevi Umami Kitap'la tanışıyoruz; Yakut Orman'ı yakından inceliyoruz; hafta sonu mini bir festivale davetliyiz.
15 Şub 2022

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
13 Eki 2026

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.



