Kamu katkı sağlamadan enflasyon düşmez

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Bu hafta içeride Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararını karşılayacağız. Beklentiler, Merkez Bankası'nın faize ilişkin bir hamlede bulunmayacağı yönünde.
Sene başında Merkez Bankası'nın Eylül ayından itibaren faiz indirimine gideceğini düşünen pek çok kişi yanıldı. Bu yanılgıdaki en büyük pay, enflasyonun alınan onca önleme karşılık bir türlü düşmemesinin oldu hiç şüphesiz.
Sadece para politikası önlemlerinin yeterli olacağını yani faizin artırılmasının talebi düşüreceğini ve böylece enflasyonun düşeceğini düşünüyordu belli bir kesim. Bu kesime siyasî otorite de dahil.
Fakat ülke ekonomisinde ‘Nas Ekonomisi’ ile yaratılan tahribat o kadar büyük ki, bu tahribatı bir tarafından toplamaya çalışırken diğer tarafından başka bir şey patlak veriyor.
Ucuz krediler ile başlayan kaynak aktarımı sonrasında gelen kur korumalı mevduat ile zenginleşen belirli bir kesim -ki bunlar ülke nüfusunun %20'sine tekabül ediyor- şimdi de yüksek faiz ile servetlerine servet katıyorlar. Bu grubun tüketim malı harcamaları, hizmet talepleri hala devam ediyor ve bunlara para politikasının yapabileceği bir şey yok.
Para politikasına destek olan bir maliye politikası beklentisi hepimizde var ancak buradan bir destek de çok yok açıkçası. Merkez Bankası her fırsatta Maliye Politikasının daha fazla yardımcı olması gerektiğini vurguluyor ancak kamunun harcama iştahı bir türlü bitmiyor.
Geçtiğimiz hafta bütçe konusunda bilgisine ve konuya hakimiyetine çok güvendiğim Prof.Dr. Binhan Elif Yılmaz, X hesabından bir paylaşım yaptı.
Elif Hoca; 11,1 trilyon TL’lik merkezi yönetim bütçesinin 8,1 trilyon TL’lik kısmı, yani dörtte üçü biterken, aylık bütçe açığının 186,3 milyar TL'ye, kümülatif açığın ise 1,3 trilyon TL'ye ulaştığını söyleyip bazı gider kalemlerinde ödeneklerin tükendiğinden bahsetti.
Örneğin;
Temsil ağırlama giderleri için ayrılan ödenek 1,9 milyar TL iken, 10 ayda 2,1 milyar TL harcanmış. Bakın burası önemli; hoca, temsil ağırlama giderlerinin, Tasarruf Genelgesine göre tasarruf edilecek giderlerden biri olduğunu hatırlatalım diyor.
Personel yolluk giderlerinde de ödenek aşılmış. Ayrılan ödenek 13,9 milyar TL iken, harcanan tutar 17,1 milyar TL olmuş, gayrimenkul kamulaştırma giderlerinde ödenek bitmiş. Yıllık ödenek 31,3 milyar TL iken, ilk 10 aylık harcama 36,3 milyar TL olmuş.
Ve borç faiz giderlerine 1.254 milyar TL ödenek ayrılmışken bunun da %84’ü bitmiş. Yılın ilk 10 ayında 1.049 milyar TL borç faiz gideri yapılmış.
Personel giderleri ödeneğinin de %90'ı bitmiş. Hoca bu gider kaleminin toplam bütçenin yaklaşık üçte biri olduğunu da eklemiş. Personel giderini hariç tutarsak, bu tutarlara toplam bütçe içerisinde küçük tutarlar diye karşı bir söylem gelebilir.
Burada önemli olan ‘hesapsızca harcama’ zihniyetinin devam ettiği.
Siyasi otorite geçmişte yaptığı para politikası tercihleri ile Türkiye’ye savaştaki Ukrayna’da dahi görülmeyen bir hızla enflasyon getirdiyse eğer, kendisinin de en azından bu mücadeleye devlet kurumları ile katılması gerekirken maalesef ‘halktan talep edilen fedakarlığın’ çok daha azını bile kamudan göremiyoruz.
2024 yılının son Enflasyon Raporu 8 Kasım 2024 tarihinde sunuldu. Hem bu yıla hem de gelecek yıla ilişkin enflasyon tahmini güncellemesini içeren, akademik yönü oldukça kuvvetli bir rapor bu. Ben de özellikle rapor içerisinde yer alan kutucuklardaki bilgilerden çokça istifade ederim.
Enflasyon Raporunda; Yönetilen yönlendirilen fiyatlara atıf 23 kez yapılmış. Gıda ve gıda fiyatlarına atıf 64 kez, kira enflasyonuna atıf ise 64 kez yapılmış durumda. Enflasyon beklentileri kelimesi de 44 kez geçiyor rapor içerisinde.
Ne yönetilen yönlendirilen fiyatlara ne gıda fiyatlarına ne de kira artışlarına Merkez Bankası'nın doğrudan etkisi olamaz. Yani para politikası buraya doğrudan işlemez.
Merkezi hükümet enflasyonla mücadeleye yardımcı değil tam tersine yaptığı zamlar ile olumsuz katkı sunuyorken, kiralayan kiracı dengesini aldığı kararlarla tamamen ortadan kaldırmışken, ülkenin doğru işleyen bir tarım politikası yokken ve üstüne üstlük maaşlarının ileri doğru endekslenmesi düşünülen ücretli ve emekliler bütün bunlarla boğuşurken, fedakarlığı düşük gelir grubundan beklemek en hafif tabiri ile ‘acımasızlık’.
Raporda; "…Hesaplanan endekslerin 2023 yılı başından itibaren seyri incelendiğinde, 'saat ve mücevher perakende ticareti', 'posta yoluyla veya internet üzerinden yapılan perakende ticareti' ve 'telekomünikasyon teçhizatının perakende ticareti' sektörlerinin diğer sektörlerden ayrıştığı gözlenmektedir. Özellikle 'saat ve mücevher perakende ticareti' sektöründeki ayrışma dikkat çekmektedir. Bu ayrışmada sektörün toplam cirosunun çok büyük bir kısmını oluşturan altın ve altın ürünleri ticareti kaynaklı perakende ticaretteki artış belirleyici olmuştur…’" tespiti dikkat çekici.
Türkiye’de altın ve altın ürünleri bir yatırım aracı olduğu kadar aynı zamanda kayıt dışı kazancın kayıt altına girmesi açısından da önemli bir geçiş aracı. Bu altın ticaretinin ne kadarının kayıt dışı kazançtan geldiğini, ne kadarının tasarruf amaçlı olduğunu bilmek mümkün değil. Ancak Türkiye’de enflasyonla mücadelenin önündeki engellerden birinin kayıt dışılık olduğunu çok iyi biliyoruz. Peki bu konuda atılan adımlar yeterli mi? Ya da gereksiz yere yüksek vergi uygulaması kayıt dışılığı teşvik mi ediyor? Bunlar mesela hiç tartışılmıyor.
Yine Enflasyon Raporu’nda bence önemli tespitlerden biri de şu;
"2023 yılının son çeyreğinde kredi kullanımının gelir esnekliğini yansıtan katsayı yüksek bir seviyede yer alırken, 2024 yılının ilk çeyreğinden itibaren kredilerin gelir duyarlılığında düşüş yaşanmaktadır. Bu durum son dönemde gelir artışlarının kredi kullanım etkisinin azalış kaydettiğine işaret etmektedir. Bu kapsamda, gelirlerin kredi talebine etkisinin zayıflamasıyla 2025 yılı Ocak ayında yapılacak ücret artışlarının kredi büyümesine etkilerinin 2024 yılına kıyasla daha sınırlı düzeyde gerçekleşmesi öngörülmektedir."
Hal böyle iken enflasyonla mücadelenin salt asgari ücret düzeyine indirgenmesi bana anlaşılmaz geliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
G20 Liderler Zirvesi Brezilya'da başladı. İki gün sürecek olan zirvede ultra zenginlerin vergilendirilmesi, yoksulluk ve açlıkla mücadele ve uluslararası güvenlik gibi önemli konular ele alınacak.
19 Kas 2024

YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan yönetim değişikliğinin ardından hızla büyüyen Türkiye-Suriye ekonomik ilişkileri, yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanıyor. Türk şirketleri bugüne kadar savaşta üretim kapasitesinin önemli bölümünü kaybeden Suriye’ye gıda, makine, elektrik ekipmanı, yapı malzemesi gibi temel ürünler ihraç etti. Şimdi bu ticaretin bir bölümünü Suriye içindeki üretime taşıyacak banka ve sanayi altyapısının kurulması gündemde.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak ikinci çeyrek büyüme ve Temmuz ayı işgücü verileri ile Perşembe günü açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ön plana çıkarken, yurt dışında Salı günü Avro Bölgesi'nde açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ile Cuma günü ABD'de açıklanacak Ağustos ayı istihdam verileri takip edilecek.
31 Ağu 2026

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".




