

Dünya modasında bir dönüm noktası: Levi’s 501 İlk defa 1873 yılında basit ama yenilikçi bir iş pantolonu olarak boy gösteren ve yıllar içerisinde kendini tüm dünyaya sevdiren ikonik jean Levi’s 501® 150’nci yılını yeni bir koleksiyonla kutluyor. Nedir? Her tarza uyum sağlamasıyla bir kendini ifade etme aracı hâline gelen Levi’s 501® ’in 150’nci yılına özel koleksiyonu, 501® ’in arşivdeki ikonik modellerinin yeniden yorumlandığı tasarımlardan oluşuyor. Neler var? Kadınlar için 501® ’81 , erkekler içinse 501® ’54 ’ü yeniden yorumlamak üzere markajına alan Levi’s , 150 yıllık 501® tarihinin farklı dönemlerini gardıroplarımıza taşıyor. 501® demek özgürlük ve kendini tarzını yaratmak demek. El işçiliğini ikinci el ve kendin-yap kültürüyle harmanlayan 501® ’in 150’nci yıl koleksiyonu, sahiplerinin kendi tarzlarına göre uyarladığı vintage jean’lerden ilham alıyor. 150’nci yıldönümüne özel etiketler, damgalar ve yamalarla eşsizleşen yeni 501® ’ler, dünyanın en ikonik ve en sevilen moda ürünlerinden birinin yıldönümü kutlamalarına yakışır koleksiyon ürünleri olarak dikkat çekiyor. Levi’s 501® ’in 150 ’nci yılına özel koleksiyonunu buradan inceleyebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Mahalle: Karaköy. Mahalleli ve anlatıcı: Saffet Emre Tonguç. Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
Galata Köprüsü’nün hemen yanından kuzeydoğu istikametine uzanan bölge, 19. yüzyılda burada yaşayan Karaim Yahudilerinden almış adını. Bir başka anlatıya göre de Bizans döneminde yerleşen Karay Türkleri nedeniyle adı “Karayköy” olmuş, evrilerek “Karaköy”e dönüşmüş. Yüzyıllardır liman olan Karaköy, sadece yaşayanların değil gelip geçenlerin kültürleriyle de zenginleşmiş, göçmenlere ev sahipliği yapmış, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı’nın finans merkezi olmuş. Aslen Sirkeci, ticaretin merkezi olarak kabul edilse de bu yakada önce Cenevizler’in sonra da Pera’nın etkisi var. Özellikle deniz ticaretine hâkim olan Cenevizliler’in Karaköy’de yerleşik olması semtin de kaderini değiştirmiş. Sonradan buraya gelen, yerleşen topluluklar için hem yaşam alanı hem de hayatlarını kazanabilecekleri iş merkezi olmuş. Haliç’in ve İstanbul Boğazı’nın girişindeki konumu, saraya hem yakın hem de mesafeli oluşu ve muhteşem Tarihî Yarımada manzarası buraya gelenleri ilk etkileyenlerden.

Bir sokak bin kültür
Camiler, kiliseler, sinagoglar
Karaköy’ün zengin tarihî mirasının izlerini adım adım takip etmek, açık havada bulmaca çözmek gibi. 7. yüzyıldaki Arap kuşatmasının anısı Yeraltı Camii’nde saklı. İstanbul’un Fethinden sonra camiye çevrilen ilk kilise olarak bilinen Arap Camii ise, Dominik keşişleri tarafından eski St. Paul Kilisesi’nin olduğu yere yapılmış, Cenevizliler tarafından da kullanılmış. Bugünkü adını 16. yüzyılda İspanyol engizisyonundan kaçan Araplar zamanında almış.
Kemeraltı Caddesi’nde uzun duvarların ardındaki L yapısıyla St. Benoit Lisesi’nin en göze çarpan özelliği, 1427 yılında Benedikten keşişlerinin burada kurdukları kiliseye ait çan kulesi. Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Ermenilerin araziyi Cenevizlilerden aldığı 1431 yılından beri burada. Hemen yakınında Surp Hisus Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi, 18. yüzyılda Mekhitar isimli keşişin liderliğinde Sivas’tan gelen ve kurtuluşun Roma ile birlikte hareket etmekten geçtiğine inanan bir grup tarafından 1834’te yapılmış.
1500’lü yıllarda İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudilere ev sahipliği yapmış semt. Burada gözden kaçan değerli yapılardan biri 17. yüzyılda inşa, 1890 yılında da Kamondo Ailesi tarafından restore edilen Zülfaris Sinagogu. Bir dönem müze olarak kullanıldıktan sonra kapanıyor ama neyse ki günümüzde hâlâ kültür, sanat ve etkinlik merkezi olarak hizmet veriyor.

Aya Panteleymon Kilisesi'nin giriş katı
Rus Ortodoks kiliseleri Karaköy’ün unutulmuş ibadet yerleri arasında en olağanüstü olanları. Binaların çatılarında yer alan 4 kilise Rus hacıların Yunanistan’daki Athos Dağı’na veya Kudüs’e giderken mola verdikleri dinlenme evlerinin üstüne şapel olarak yapılmış. Bunlar “Podvoriyes” olarak isimlendirilmiş. Rahip, şapelin hemen altındaki katta, misafirlerse aşağı katlarda kalırmış. İlk olarak 1870 yılında Aziz Andrei Podvoriye yapılmış. Onu kısa bir zaman sonra, 1878’de Aziz Panteleimon Podvoriye, 1879’da Aziz İlya (İlyas) Podvoriye ve 1880’de de Triotskoye (Kutsal Üçleme) Podvoriye takip etmiş. Hepsi de yasal olarak Athos Dağı’ndaki Rus Ortodoks manastırlarına bağlı. Şapeller en yoğun zamanlarını Beyaz Rusya halkının Bolşevik Devrimi’nden İstanbul’a kaçtığı yıllarda (1917) yaşamış. Maalesef bu cemaat de şehrin kaybettiği diğer renkleri gibi tarihin sayfalarındaki yerini aldı.

Yolunu Karaköy'e düşürenler
“Yol geçen hanı” Karaköy’de, bir bina
Herkes bu semtte bir iz bırakmak istemiş gibi gelir bana. Bu çeşitliliği başka türlü açıklamak mümkün değil. Sanırım Karaköy’ün özel durumunu en güzel anlatacak örnek; Karaköy vapurlarına doğru ilerlediğinde, köşede karşına çıkan neoklasik üslubun kullanıldığı bina. 1912 yılında yapılan binanın en dikkat çekici ögesi; Haliç’e bakan yüzündeki heykeller. Erkek olanının sanayiyi, kadın olanın ticareti temsil ettiği ifade ediliyor. Kimileriyse bu heykelleri Tevrat’a dayandırıp erkeğin Hiram Usta, kadınınsa dul kadın olduğunu ileri sürüyor. Her iki teoriyi de savunanların ortak noktada buluştuğu şeyse o dönemde heykelli bir binaya izin verilmesinin ilginçliği.

Tevrat'a göre dul kadın ya da ticartin sembolü
Tarihin göbeğine metropol insanlarını çeken semt
Bir dönem oldukça köhne kaldı Karaköy. O dönemde bile müdavimlerine nostaljik tatlar yaşatan bir semtti. Daha sonra büyük bir değişim başladı. Belki yeni bir göç dalgası da diyebiliriz bu duruma. Önce birbiri ardına tasarım dükkânlar, yeni nesil pastaneler, üçüncü dalga kahveciler, iddialı restoranlar açıldı. "İstanbullu buraya yemek yemeye, eğlenmeye gelir mi gelmez mi?" derken sokak aralarını rengârenk duvar resimleri, ışıl ışıl fenerler, keyifli sohbetlerden taşan sesler doldurdu. Tarihin göbeğine metropol insanlarını çekti. Ve nihayet, bir dönem unutulmuşluğu ve tekinsiz sokaklarıyla anılan Karaköy’ün içinden keyfine düşkün ve zevk sahibi bir İstanbullu çıktı. Aslında bilenler bilir, burada çok eski lezzet durakları ve onların müdavimleri vardı. Tarihî binalar, görmeyi bilen gözler için hazine değerinde detaylara sahipti. Tabii ki eşsiz manzarası her zaman güzeldi. Sarayburnu, Topkapı Sarayı ve Sepetçiler Kasrı sanki aralarında sözleşip bakanı İstanbul’a bir kez daha âşık etmek için buluşmuş gibi. Ama son yıllarda geçirdiği dönüşümle daha çok kişinin ilgisini çeken, şehrin cazibe noktaları arasına girmeyi başaran bir yer oldu. Artık daha çok seviliyor, daha bir ihtimam görüyor. Galataport’un da açılması ilgiyi üzerinde toplamasını sağlıyor.

Ufukta: Galata Kulesi
Voyvoda Caddesi’nden Galata’ya
Karaköy’den Galata’ya uzanan Bankalar (Voyvoda) Caddesi, semtin insan mozaiğini detaylarında gizleyen en keyifli bölüm. İki yanı süsleyen muhteşem 19. yüzyıl yapıları arasında gezinirken kendini başka bir zaman diliminde hissedebilirsin. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) ders de veren Giulio Mongeri’nin 1920’de yaptığı ve bugün bir bankanın şubesi olan Karaköy Palas, 3 büyük medeniyetin izlerini taşıyor. Tam karşıda, mimarı kesin olarak bilinmeyen ama üslup itibarıyla İtalya'dan gelmiş bir mimarın, hatta Mongeri’nin elinden çıktığını düşünülen 1889 yılından yadigâr süslü Nordstern Han bulunuyor. 1902’de Alexandre Vallaury tarafından yapılan Hezaran Han ve 1909’da Mongeri tarafından tasarlanan Assicurazioni Generali Han da dikkatinde olsun. Yine Alexandre Vallaury imzalı bir başka yapıysa bugün SALT Galeri ve Osmanlı Bankası Müzesi olarak kullanılıyor. Bankalar Caddesi’nin ortasındaki Kamondo Merdivenleri ise Galata Kulesi’ne gitmek isteyenlerin kullanacağı bir kestirme. İstanbul’da doğan İtalya kökenli yahudi banker Abraham Kamondo’nun şehre armağanı.

Karaköy mahallelileri I
Hanların tarihteki önemi
Doğu ve batı medeniyetleri tarih boyunca hep bir şekilde temas hâlinde olmuş. Göçler, ticaret, savaşlar, gezginler… İki taraf birbirini hep merak etmiş ve ulaşmanın yollarını aramış. Her buluşma, görünürdeki rekabetin ötesinde iki tarafı da zenginleştirmiş. İpek ve Baharat Yolu'nun önemli durak ve limanlarına ev sahipliği yapan Anadolu toprakları da bu ticaretin tam ortasında, hem doğudan hem de batıdan beslenmiş. Doğunun lezzetleri, kumaşları, icatları önce Anadolu topraklarından geçip batıya ulaşmış, batının doğuyu keşif yolculukları da hep bu topraklardan başlamış. Bu sebeple ülkemizde farklı dönemlere ve medeniyetlere ait sayısız eser bulunuyor. Yerel zanaatkârları ve mallarını satmaya gelen tüccarları buluşturan hanlar da bu eserler arasında özel bir yere sahip.
İstanbul’a dışarıdan ticaret yoluyla gelen un, yağ, şeker gibi başlıca ihtiyaç maddeleri önce buradaki hanlarda depolanırmış. Sadece depolama da değil, bu hanlar gümrük noktası ya da bir nevi borsa gibi işlev görürmüş. Gerekli kontrollerden geçirilir, fiyatı belirlenir ve vergilendirmesi yapılırmış. Bu sebeple özellikle Eminönü bölgesine çok sayıda han yapılmış. Gelen malların tartılması için bu hanlarda Arapça “kabban” denen büyük teraziler bulunur, hanlara da bu terazilerin söylenişine atıfla “kapan” adı verilirmiş. İstanbul’a dışarıdan giren ürünler, kapanlardaki işlemlerin ardından bir kurul tarafından dağıtılırmış. Böylece karaborsacılık önlenerek halkın ihtiyacı olan temel maddelere, herkesin aynı koşullarda erişimi sağlanırmış. Kapanlar genellikle getirilen ürünlerin adıyla anılırmış. İstanbul’daki en önemli hanlar; Unkapanı, Galata’daki Yağkapanı ve Balkapanı’ymış.

Karaköy mahallelileri II
Karaköy’de iki han: Kurşunlu (Rüstem Paşa) ve Fatih
Yarbay S. Evren Caddesi’nin deniz tarafında Osmanlı’nın erken dönemlerinden kalan 2 han var. Bunlardan ilki; Mimar Sinan tarafından 1544-50 yılları arasında Sadrazam Rüstem Paşa için yaptırılan Rüstem Paşa Hanı ya da diğer adıyla Kurşunlu Han. Sinan’ın St. Michael Ceneviz Katedrali’nin yıkıntıları üzerine inşa ettiği hanın, 2 avlusu birbirinden üst kata çıkılmasını sağlayan ve sivri tuğla revakları olan merdivenle ayrılıyor. Biraz ileride 9 kubbeli görüntüsüyle yer alan Bedesten ise Fatih Han olarak da biliniyor. Han, Fatih’in İstanbul’u aldıktan sonra yaptırdığı ilk eserlerden biri. Bu yapı, şu anda restore ediliyor. Hanların işlevi bölgenin ticari özelliğine göre şekillenmiş günümüzde. Hemen yakınında bulunan Perşembe Pazarı Caddesi, Bizanslılardan Cenevizlilere, onlardan da Türklere geçen bir mimari tarzla yapılmış tuğla binalarla dikkat çekiyor. Hırdavatçılarla dolu bölge 18. yüzyılda Galata’nın neye benzediğini hatırlatacak nadir yerlerden biri.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mahalle: Karaköy. Mahalleli ve anlatıcı: Saffet Emre Tonguç.
30 Mar 2023

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.



