Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

Lalenin anavatanı neresidir sorusu yüzyıllardır en sevdiğimiz tartışma konularından biri. Aslında lale kelimesinin dilimize Farsçadan girdiğini biliyoruz. Canlı kırmızı rengi ile bilinen bu çiçeğin adı, Farsçada aynı renkteki değerli taşın ismi olan “lâl”den türetilmiş. Pers ve Yunan mitolojisinde anıldığı gibi İslam kültüründe de güçlü bir etkiye sahip.
16. yüzyılın ikinci yarısından 18. yüzyılın ortalarına dek İstanbul’da asaletin ve kent inceliğinin en değerli öğesi sayılan lale etrafında mimariden edebiyata, minyatürden çini sanatına uzanan zengin bir kültür oluşmuş. Bir kır çiçeği olan lalenin bir kültür çiçeğine dönüşümü, bununla da kalmayarak yüzlerce türünün yetiştirilmesi, elbette İstanbul çiçekçiliğinin de bir başarısı.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
YAZARLAR

Gözde Akyüz
1980 yılında İstanbul’da doğdu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu, ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı’na devam etti. 2009 yılında Marmara Üniversitesi Tarih Eğitimi Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. 23 yıl, Rahmi M. Koç Müzesi’nde küratör ve koleksiyon yöneticisi olarak görev yaptı. Pek çok sergi projesinde yer aldı, müze ve sergi kataloglarında editör olarak çalıştı. Amatör bir botanik ressamıdır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




