“Kışın dağdayızdır, yazın denizde”

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Ortakent’teyiz konumu attığımda “Aman be orada ne var ki?” denildiği geçen yaz başlıyor hikâye. Gümüşlük’te her güne gökyüzünün ayrı bir tonunda veda etsek de deniziyle her yıl olduğu gibi bu yıl da barışamamışız. Kayalıklardan atlamadığımız sürece kalabalıklar üzerimize üşüşmüş. Ezelden Bodrumlu arkadaşlara “Gündüz nerede takılıyorsunuz?” diye soruyorum. “Bitez köy içindeki Bodrum’un Mezecisi’nden akşama mezeleri ayırttık, şimdi Pab’dayız,” diyorlar. O zaman biz de Pab’dayız.
Neden? Onu Musto benden daha iyi anlatıyor: “Bodrum Marina’da Musto’yu devrettikten sonra başka bir şey yapmak istedim. O zaman kraft bira dünyada almış, yürüyor. Türkiye’de şarapçılık kadar gelişmemiş artizan bira yapımı. Bira yapayım dedim. Tüketme sendromuna yakalanmış Bodrum’da üretilen Bodrumlu bir bira. Bodrum tadını vermek için arpa maltı, şerbetçi otu, su ve mayaya satsuma ekledik mesela. Köpeğim vardı. Yaşlanmıştı. Pablo. Onun da adını alınca buralı oldu tam. Üretim yerlerinde tadım ve satış yapamadığımız için de Pablo’nun içileceği, yanında pizzası, salatası, burgeriyle birlikte bir gastro pub kurmak istedim. Deniz kenarında, tahta masalarda, insanlara ve köpeklere açık bir alan. Denk geldi işte. Pab’ı açtık.”
Biz, hepimiz de bütün yaz löştük localarında. Bira bahçesi ruhundaki gastro Pab’da.
Mustafa Yavaş, namıdiğer Musto
Tanıştıralım: Mustafa Yavaş. Buralılar ve ruhu buraya denk düşenler için: Musto. Bodrumlu. Aslen motokrosçu. Türkiye şampiyonlukları var. Daha 17 yaşında bunu kariyer hâline getirebilecek yeteneğe sahip. Sponsorları var hatta. Ama bir tutkusu daha mevcut. Yemek. Amcasının açtığı, Bodrum klasiği Sünger Pizza’da giriyor mutfağa, her yaz Michelin yıldızlı restoranlarda devam ediyor öğrenmeye: “18-20 yaşları arasında artık hayatımın gideceği yöne karar vermem lazım. Biz serseri gibi takılıyoruz hâlâ. Ya bir iş tercih edeceğim ya akademiye gireceğim ya da motokros yarışları geleceğim olacak. Motoru seviyorum ama o kariyer sonunda iki seçenek var: tamircilik veya bayilik. O esnada amcamla çalışıyorum. Sünger’i yeni açmış. Başlarda barda duruyorum, amcam çok sokmuyor mutfağa. Gelen gidenle ilgileniyorum. Bizde âdettendir. Yazın biriktirdiğimiz parayla kışın gezeriz. Yaz bitiyor. Ben İtalya, İspanya, Yunanistan’da pek çok Michelin yıldızlı restorana mektup yazıyorum. Sonra da gittim çalıştım. Bugün onların pek çoğu arkadaşım.”
Gastronomi denince iş lezzete ve şenliğe gidiyor
Gitse de hep Bodrum’a dönüyor Musto. Aldığı pek çok kararda olduğu gibi. İçgüdüsel. Birkaç yıllığına Marina karşısında Musto’yu açıyor. Devrediyor, yeni bir şeyler öğrenmeye. Biraya meraklanıyor. Pablo’nun denemelerini yapmaya başlıyorlar. Şimdi Japonya’da bile karşımıza çıkabilmesine sebep, Weissbier’in, IPA’nın, Pilsener’in iyisini yapana kadar çok musluktan bol bira dökülüyor. Pab’ı açıyor. Gastro pub, kıvamında bira bahçesi. Bu yıl tabii ki yeni bir şeye daha el atmış durumda. Pab’ın deniz kenarı lokantası: Füme.
Buranın (Bodrum’un yani) yerel mutfağını yapıyoruz diyor Musto: “Babannenin bamyalı buğulaması da burada, tabaklarca yediğimiz peksimetli, domatesli, kırmızı soğanlı salata da. Kimisi az bilinen yemekler. Mesela bamyalı buğulama. Nadiren yapılır çünkü bamya az bulunur.” Akşam denize ayaklarımızı sallandırıp son masada biz kalmışken çocukluğunun tatlarını anlatıyor. Maydanoz mu esti sağdan? Sonra da motoruna atlayıp gidiyor daha da geç olmadan.
Ertesinde buluşuyoruz. Yine. Pab’ın sahilinde. Beril yoga dersini bitirmiş, SUP’ları yıkıyor. Şiva bir topun peşinde denize koşuyor. Mert, Musto’nun çocukluk arkadaşı. Kaptan. Göcek’ten gelmiş. “Kahve gelene kadar biraz anlatsanıza,” diyorum. Amfi tiyatronun çitlerle kapatılmadığı, otobanın toprak yol olduğu bir zamandan bahsediyorlar.

“Milas’tan sonra hiçbir yer ıssız değil.” — Mert Yalman
Eskiden Jazz Cafe vardı. Diamond of Bodrum otelin orada, Zeki Müren’in evine 200 metre ötede. Herkes bara, Meryem Ana Anadolu Ev Yemekleri’ne gider, orada sonlanırdı. Batı esintili müzikler çalarken fonda, masa tenisi oynardık. Ben giderdim arkadaşlarla, iki saat sonra abimle ablam gelmiş, bir bakmışsın, annemle babam zurna. Onlar da orada. 92-96 yılları arası müthiş eğlenirdik. Hele kışları. Sana anlatırken bir sahne geldi aklıma şimdi mesela. Biz ablamla yürüyoruz. Ora Bar’dan çıkmışız, Jazz Cafe’ye gidip geceyi bitireceğiz. Yağmur yağıyor. İki turist geçiyor yanımızdan o sırada. Onlarda elmalı turta, bizde şemsiye — onlar bize turta uzatıyor, biz onlara yağmurdan sığınacak şemsiye. Öyle giriyoruz Jazz Cafe’ye. Güvende.
O zaman daha çok yerlilerin işletmeleri vardı. Ya da buraya gönül vermiş Bodrumu sevenlerin. Şimdinin Bodrum’uyla o zamanın Bodrum’u arasında çok fark var. O zamanlar o kadar çok insan tanırdın ki selam vermeye durmazdın. Çünkü selam versen yürüyemeyeceksin, o insanlar hep aynı yerlerde. Maddiyat ön planda değildi. Herkes ihtiyacı kadar kazanıyordu. Sen Jazz Cafe’ye gidiyorsun 50 liralık içki içiyorsun; ertesi gün o sana geliyor 70 liraya motor kiralıyor. Sonra ikimiz gidiyoruz, Mustafa’nın marketi var, oradan alışveriş yapıyoruz.
Yazın turist gelirdi, ordan gelen parayla ekonomi döner, kışın da bize kalırdı Bodrum. 5 yıldızlı oteller yapılınca dedik ki kesin çok para kazanacağız. Ama öyle olmadı. Aksi oldu. Nüfus arttıkça bir yerde kırılma noktası yaşandı. Kasabadan şehir moduna geçtiğimiz gün Bodrum başka bir yerdi. Ama ben hâlâ çok seviyorum burayı. Buranın insanlarını.
Mustafa'yı aylardır ilk görüşüm, sohbetim. Bana “Sizin nasıl bir arkadaşlığınız var?” diye sorabilirsin. “Mustafa senin iyi arkadaşınmış ama aramıyorsun sormuyorsun.” Tam da böyle işte. Bir gün gelirim sabahın köründe. Alırız önümüze iki kahve. Bazen içine Metaxa. Havalar soğumuşsa. Devam ederiz kaldığımız yerden. Hamama gideriz, sabahı da görürüz.
İşte öyle bir şey, aile gibi, Bodrumlu olmak. Ankesörlü telefonlardan beri arkadaş olmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Musto'nun peşine takılıyoruz Ortakent sokaklarında. Burada Bodrumluca konuşuyoruz. 90'lardan beri ne çok şey değişti buralarda — gelsene, ayaküstü tanış hepimizle, müdavimi olduklarımızı dinle.
01 Ağu 2021

YAZARLAR

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
"Bu bir cruise değil" mottosuyla kalabalık ve kaotik cruise anlayışını tersine çeviren lüks yat seyahatlerine paralel olarak barge cruise yani mavnalarla seyahat hareketi de yaygınlaşıyor. Barge cruise seyahatine çıkanlar Avrupa kentlerinin küçük nehir ve kanallarında dingin ve butik bir deneyim yaşıyor.

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.



