Makro ekonomik koşullar hayatımızı nasıl etkiliyor?

Yükselen enflasyon ortamının insan psikolojisi üzerindeki etkilerini uzmanlara sorduk.
Makro ekonomik koşullar hayatımızı nasıl etkiliyor?

29 Temmuz - GEN Türkiye - Pareto
GEN Türkiye ile birlikte

Girişiminize gelecek sunar: Girişimcilik Dünya Kupası

Global Girişimcilik Network’ü (GEN) ve Monsha’at ortaklığıyla bu yıl 4’üncü düzenlenecek olan Girişimcilik Dünya Kupası (Entrepreneurship World Cup - EWC) için başvurular 15 Ağustos’a kadar devam ediyor. Nedir? Bu yıl da Türkiye’nin…

Daha fazlasını öğren →

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

TÜİK’e göre enflasyon nisan ayında yıllık %69,9, mayısta %73,5 ve haziranda da artış eğilimini sürdürerek %78,6’ya yükselmiş ve 1998’den beri en yüksek düzeye ulaşmıştı. Dün TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, yılın üçüncü enflasyon raporunu açıkladı. Buna göre, yıl sonu enflasyon tahmini %42,8 iken %60,4 olarak güncellendi. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Ülke Notları Direktörü Paul Gamble, geçtiğimiz haftalarda Dünya gazetesinden Elif Karaca’ya ekonomik ortamın arkasındaki temel nedenin sürdürülen politika bileşiminin olumsuz etkileri olduğunu; enflasyonun ancak faiz artırımı ve Ortodoks para politikalarının izlenmesiyle düşürülebileceğini söyledi.

Böyle bir ortamda giderek yükselen enflasyon, temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılamayı zorlaştırırken gündelik hayatımızı, iş yaşamımızı ve belki de en insani yönlerimizi de etkiliyor. İş güvensizliği hissi artıyor; pek çoğumuz hayatta haz aldığımız, huzur bulduğumuz, gündelik yaşamımızda maddi ve manevi doyum sağlamamıza yardımcı aktivitelerden geçim kaygısıyla uzaklaşmaya başlıyoruz. Öyle ki, Gallup’ın 146 ülkeyi kapsayan ve kişi başı gelir, sosyal destekler, özgürlük ve yolsuzluk gibi kriterleri değerlendirdiği ve Mart 2022’de yayımladığı World Happiness Report (Dünya Mutluluk Endeksi) çalışmasına göre Türkiye, “huzur” konusunda sondan beşinci sırada yer alıyor. Türkiye’nin gerisinde yer alan ülkelerse Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Gürcistan, Mali ve Lübnan… Türkiye, “mutluluk” konusunda da hâliyle pek iyimser bir tablo çizmiyor: Afganistan’ın 146. sıraya yerleşerek sonuncu olduğu listede Türkiye 112. sırada yer alıyor. 

“Çaresizlik ve umutsuzluk pandemisi”

Bu sonuçların elbette tek bir nedeni yok. Ancak uzmanlar, ekonomik koşulların iyi olma hâlimizi önemli ölçüde etkilediğine inanıyor. Boğaziçi Üniversitesi psikoloji bölümünden doktor öğretim üyesi Nur Soylu Yalçınkaya, bizden uzakta gibi görünen, makro seviyedeki ekonomi gibi faktörlerin en temelde kurumlar ve sistemler aracılığıyla günlük yaşantımızın işleyişini belirlediğini ve bu nedenle de düşüncelerimizi, duygu durumumumuzu, motivasyonumuzu, karar alma süreçlerimizi ve davranışlarımızı etkilediğini söylüyor. Koç Üniversitesi psikoloji bölümünden doçent doktor Gizem Erdem de makro ekonomik koşulların yarattığı belirsizlik, iş güvencesizliği, yükselen işsizlik, artan borçlar ve düşen alım gücü gibi sonuçların stres ve kaygı seviyemizi artırdığını dile getiriyor.

Profesör Acar Baltaş, hayat standardını korumanın giderek zorlaştığı bu dönemi bir “çaresizlik ve umutsuzluk pandemisi” olarak tanımlıyor. Baltaş’a göre umut, gelecekle ilgili olumlu beklentiler içinde olmak demek ve anlamlı bir umut hissi için bireylerin hedefinin, planının olmasının yanı sıra bunların eylem de içermesi gerek. Ancak Yalçınkaya, ekonomik sıkıntıların hayatımıza genellikle “hedeflerimiz ve isteklerimizin önünde beliren engeller ve kısıtlamalar” olarak yansıdığını; bunun da öfke hissini beraberinde getirebileceğini söylüyor. Erdem’e göreyse ekonomik krizlerin psikolojik etkileri bağlamında, toplumda artan sosyal adaletsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizlikle birlikte huzursuzluk, güvensizlik ve yalnızlık da artıyor.

Peki haberlerde ne yazık ki sıkça gördüğümüz kavgaların; anlaşmazlıkların çatışmaya hatta cinayete kadar gidebildiği durumların içinde bulunduğumuz ekonomik ortam ile nasıl bir ilgisi var?

Toplumsal etki: Artan şiddet ve suç oranları

Erdem, bu hislerin insanlarda içeriye veya dışarıya dönük olarak farklı şekillerde hayat bulduğunu aktarıyor: “Ekonomik krizlerin psikolojik etkileri iki ayrı düzeyde yaşanabiliyor: Bir tarafta bu sorunları içselleştirerek kendine yönelen ve yıkıcı davranışlar gösterenler, diğer tarafta ise bu yıkıcı davranışları dışarıya yansıtanlar yer alıyor.” Türkiye’deki suç oranlarına ve türlerine baktığımızda, ekonomik etkiyi sezmek mümkün. Nitekim Adalet Bakanlığı’nın, 2021’de açılan davalardaki suçları temel alarak hazırladığı Türkiye'nin "Suç Atlası" çalışmasına göre, İstanbul ve Ankara'nın da dahil olduğu 19 şehirde en çok meydana gelen suçlar hırsızlık, yağma ve mala zarar vermeyi de içeren "mal varlığına karşı işlenen suçlar”dı. TÜİK’e göreyse Türkiye'de 100 bin kişi başına düşen ceza infaz kurumundaki kişi sayısı 2011’de 172 iken 2019’da 351 ve 2020’de ise 319 oldu. (Bu noktada pandemi dönemindeki uygulamaların etkisi olduğu çıkarımı yapılabilir.) 1 Ocak ile 31 Aralık 2020 aralığında ceza infaz kurumuna giren suçluların %15,7'si yaralama, %15,2'si hırsızlık ve %5,9'u trafik suçları işlemişti. Hükümlülerin %96'sını erkekler, %4’ünü ise kadınlar oluşturuyordu.

  • Kadına şiddet: Bu noktada Erdem, “araştırmaların zorlu ekonomik koşulların, özellikle erkeklerin iş güvencesinin azalmasına, alım gücünün düşmesine ve kendini tehdit altında hissetmesine neden olduğunu; bunun da iktidarı yeniden kurma isteğiyle ne yazık ki kadına yönelik şiddet olaylarını artırdığını gösterdiğini” söylüyor. Yalçınkaya’ya göreyse para kazanma ve aileyi geçindirme sorumluluğu birçok toplumda erkeklik kavramıyla ilişkilendirildiği için işsizlik veya yeterli kazanç sağlayamamanın, bu rolün gereklerini yerine getirememe hissi yaratabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Erkeklik tehditi olarak adlandırılan bu hissin rahatsız edici olarak deneyimlendiği ve bireylerin fiziksel güç gösterme eğilimini artırabildiği gösterilmiştir.”

Genç çalışanlara etkisi: Sekteye uğrayan kimlik gelişimi

University of Queensland’den Dr Santomauro, 204 ülkede gerçekleştirdikleri araştırmada da, pandeminin etkilerinin derinden hissedildiği 2020’de majör depresif bozukluğun %28, anksiyete bozukluklarının %26 arttığını; kadınların erkeklere kıyasla, gençlerinse daha büyük yaş gruplarına kıyasla olumsuz koşullardan daha fazla etkilendiğini saptadıklarını aktarıyor. Erdem ise, ekonominin etkilerini içeriye dönük yaşayanları düşününce, gelişmekte olan ülkelerde umutsuzluk, gelecek kaygısı ve depresyonun başı çektiğini ifade ediyor. Bunun bir nedeni de, doğası gereği geleceklerine dair deneyler yapma, kararlar alma, kendilerini keşfetme dönemi olan gençliğin, şu anda ekonomik koşulların yarattığı kaygılarla kimlik gelişimlerinden ziyade “hayatta kalma” çabalarıyla şekillenmesi.  

Erdem, bu dönemde fırsatlara, deneyimlere ve keşfetmeye ihtiyaç duyan gençlerin, olanaklarının kısıtlanmasıyla belli bir kimliğe karar vermelerine değil o kimliğe sürüklenmelerine yol açtığını ifade ediyor. Stres ve kaygının biriktiğini ve psikolojik çalışmalarda etkisinin iki ila üç yıl arasında görüldüğünü vurgulayan Erdem, tam da bu nedenle çok da karamsar olmamak gerektiğini ifade ediyor. Zira bu, ekonomik durgunluğun yarattığı halk sağlığı krizini önlemek üzere programlar ve politikalar geliştirmek için de vaktimizin olduğu anlamına geliyor.

Akış hali

Ekonomik koşullara rağmen gelişimimizi, iyi olma halimizi sürdürmek ve hayattan keyif almaya devam etmek için elbette bireysel ölçekte de yapabileceklerimiz var. Steven Kotler’ın sporcuların olağanüstü performans gösterdiğini fark ederek başlattığı çalışma sonucunda geliştirdiği “akış” (flow) kavramını, iş dünyasında da sıkça duyuyoruz. Buna göre, akışta olmak; kendimizi en iyi hissettiğimiz, zamanın nasıl geçtiğiniz fark etmediğimiz, en iyi performansımızı gösterdiğimiz tam konsantrasyon ve optimal bilinç halinde olmak. Baltaş da, zorlukları tolere etmeyi kolaylaştıran, keyif aldığımız ve akışta olduğumuz alanların en güçlü yönlerimiz olduğunu ve bu bağlamda birikimler elde ederek bu dönemi daha iyi atlatabileceğimizi, geleceğe de hazırlanabileceğimizi vurguluyor. 

Erdem, akış haline girebilmek için yaptığınız işin anlamı olması gerektiğine; bunun topluma veya kendinize faydası olan bir aktivite olabileceğine inanıyor. Baltaş da sokak hayvanlarını, ormanları korumak; mültecilere yardım etmek gibi amaçlarla bir araya gelen, en önemlisi de dünya görüşünüzü yansıtan STK’lerde görev almanın bu süreçte yardımcı olacağını aktarıyor. Olumlu ve gerçekçi bakış açısıyla sahip olduklarımızın farkına varıp minnet duygusunu derinden hissetmek, enerjimizi çözüme ve harekete odaklamak, kendimizden büyük bir amaca hizmet etmek bunlardan bazıları. Erdem ise bunların hem akış ile hem de kendini gerçekleştirmekle ilgili olduğuna inanıyor: "Araştırmalara göre anlamlı, yaratıcılıklarını kullanabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri, becerilerini geliştirecek aktivitelerde bulunmaları gençlere iyi geliyor."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Pareto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

NEREDE YAYIMLANDI?

ParetoPareto
∙

BÜLTEN SAYISI

🌪 Enflasyon bizi nasıl etkiledi?

Makro ekonomik durumun hayatlarımıza etkisini sorguladığımız anket çalışmamızı sonuçlandırdık. Yükselen enflasyon ortamının insan psikolojisi üzerindeki etkilerini uzmanlara sorduk.

29 Tem 2022

GEN Türkiye ile birlikte
🌪 Enflasyon bizi nasıl etkiledi?

YAZARLAR

Beste Göksel

Business editor @ Aposto

Pareto

İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR

ParetoPareto
∙

HİKAYE

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?

Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Doğa Yurduneri

·

04 Kas 2026

EssilorLuxottica’da yönetim krizi: Miras kavgasının perde arkasında neler oluyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Kazanmanın anatomisi: Hızdan önce ne gerekir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Cem Arıdağ

·

31 Eki 2026

Veriler, arkasındaki 'insan'ı okumadan bize ne kadar yol gösterebilir?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Eki 2026

Dijital yayıncılıkta yaratıcılık krizi: Netflix neden irtifa kaybediyor?
ParetoPareto
∙

HİKAYE

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Ümit Alan

·

23 Eki 2026

Yanlış soru: Reklamcılık bitti mi? Doğru soru: ‘Ödünç alınmış dikkat’le marka iletişimi olur mu?