Meclis'te kabul edilen 'maden yasası' neler getiriyor?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Tüm itirazlara rağmen TBMM’de görüşmeleri üç haftadır devam eden, "maden kanunu" olarak bilinen "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" Cumartesi günü Meclis'te kabul edilerek yasalaştı.
Teklifin zeytinliklerde maden faaliyeti yapılmasının önünü açan 11. maddesi çok konuşulsa da uzmanlar yapılan değişikliklerin yol açabileceği daha büyük tehlike ve kayıplara da dikkat çekilmesi gerektiğini söylüyor.
Zeytinliklerin maden faaliyetlerine açılması
11. madde, elektrik üretimi amacıyla yürütülen madencilik faaliyetlerinin “doğayla uyumlu” şekilde zeytinlik alanlarda yapılabileceğini öngörüyor. Teklif, elektrik üretimine yönelik madencilik faaliyetlerinin, başka alanlarda yapılamaması durumunda, tapuda zeytinlik olarak kayıtlı ya da üzerinde fiilen zeytin bulunan alanlarda yürütülmesine olanak tanıyor.
Kanuna göre, bu alanlarda bulunan zeytin ağaçları mümkünse taşınacak, kira bedeli karşılığında alanda faaliyet yapan maden şirketi, taşınan ve taşınamayan zeytin ağacı sayısının en az iki katı zeytin sahası tahsis edecek. Sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nca izin verilebilecek.
Yakın zamanda Türkiye’nin “yeni yangın rejimi”, orman yangınlarının öncesinde ve sonrasında yapılması gerekenleri konuşmak üzere konuk ettiğimiz, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölüm Başkanı Doğanay Tolunay ise bu işin o kadar da basit olmadığını, zeytin ağaçlarını taşımanın oldukça zahmetli bir iş olduğunu belirtiyor:
“Zeytin ağacı taşınabilir mi? Bakımını, kök terbiyesini yaparsanız taşındığı yerde uygun toprak koşullarını sağlarsanız, kök geliştirici hormon ve gübreler kullanırsanız bir taneyi, iki taneyi başarılı bir şekilde taşırsınız ki onların da eski verim gücüne ulaşması 8-10 yıl alabilir. Ama binlerce zeytini aynı anda taşımanız mümkün değil. Yapılmış örnekler var. Taşıdık dendi, sonra bakım yapılmadığı için öldüler.”

Diğer yandan sadece Muğla'da 48 köyü, yaklaşık 400.000 dönüm araziyi etkileyen, ülke çapında çok geniş alanlarda maden faaliyeti yapılmasının önünü açan bu maddenin geçim kaynağı zeytincilik olan köylüleri üretimden kopararak yerinden ve işinden edeceği, yaş ortalaması yüksek bu nüfusu köyden kente göçe zorlayacağı da endişe verici bir başka husus olarak öne çıkıyor.
‘Çok daha riskli maddeleri var’
Tolunay, yasanın daha çok zeytinliklerin taşınmasıyla ilgili maddesi gündeme geldiğinin, bundan çok daha riskli maddeleri olduğunun da altını çiziyor. Bu riskler arasında ormanların maden faaliyetine açılarak orman bütünlüğünün kaybolması ve bu alanlardaki insan faaliyetinin artması; bunun da hem ormansızlaşmayı hem de yangın riskini önemli ölçüde yükseltmesi gibi faktörler yer alıyor.
Üstelik yanan alanların aksine maden faaliyetine açılan alanlarının yeniden ormanlaştırılması çoğunlukla mümkün değil:
“Torba kanunda yer alan bir maddede maden ruhsatı almış alanlara dair tasarruf hakkı Maden Arama ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne geçiyor. Biz TEMA’nın yaptığı çalışmalardan biliyoruz ki zaten il bazında %90’lara varan oranda maden ruhsatı verilmiş durumda. Ormanların da büyük bir çoğunluğunun madenciliğe açılması gündeme gelebilir bu yasa sonrasında.
Maden tesisi açıldığı zaman, bunun yolu var, nakliyesi var, bu tesise elektrik götürülmesi gerekli. Yani insan faaliyetini artıracaksınız. Madenciliğin yarattığı ormansızlaşmayı falan bir kenara bırakıyorum. Burada kriter şudur: Orman içerisine insan ne kadar çok girerse en ufak bir dikkatsizlikte yangın çıkma riski o kadar artar. Şu an bile kamu yararı vardır denerek orman içerisine oteller, üniversite kampüsleri, yollar, dinî tesisler, patlayıcı madde depoları, havaalanları, mezarlıklar, hayvan barınakları, enerji tesisleri gibi 50’ye yakın tür yapının inşasına izin veriliyor. Bu izinlerin yıllık ortalama miktarı 35 bin 40 bin hektarı bulabiliyor.
Türkiye’de yıllık yanan ormanlık alan son 5 yılda artmış hâliyle 20-25 bin hektar. 2020 öncesinde 8-9 bin hektar. Bugün yangınlarda kaybettiğimiz alanın 1,5-2 katını hâli hazırda bu verilen izinler nedeniyle kaybediyoruz. Yanan orman alanlarını yeniden orman hâline getirebilirken bu izinlerle yapılaşmaya açılan alanların birçoğunun geri gelmesi mümkün değil. Bu nedenle çok riskli görüyorum bu yasayı.”
Eleştirilen bir başka mesele ise bu kanunla beraber faaliyete açılacak doğal alanlara otomatik bir onay mekanizması gelmesi. Öyle ki, devlet ormanlarında madencilik faaliyetleri için bedelsiz izin verilecek ve ilgili kamu kurumlarının binlerce sayfadan oluşan ve titizlikle, bilimsel olarak incelenmesi gereken Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerinde üç ay içinde görüş bildirmemesi hâlinde onay vermiş sayılacak.
Bu izinler, yalnızca arama değil işletme aşamalarını da kapsayacak ve çevresel etki değerlendirme sürecinde “uygun görüş” olarak kabul edilecek. Kamu kurumları arasında görüş ayrılığı yaşanması durumunda, nihai kararı Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında oluşturulacak bir kurul verecek. Bu da ilgili bakanlıkların denetim ve yaptırım uygulama mekanizmasının önünü kesebilecek bir madde olarak yorumlanıyor:
"Çevresel etki değerlendirmesi işlemleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülür. Çevresel etki değerlendirmesi sürecinde ilgili kurumlar görüşlerini en geç üç ay içinde verir. Kurumların ilave süre talep etmeleri halinde en fazla bir ay ek süre verilir. Tüm değerlendirmelerini tamamlayarak bu süreler içinde görüş bildirmeyen kurumun görüşü olumlu kabul edilir. İzin vermiş kurumlar çevresel etki değerlendirmesi sürecinde olumsuz görüş veremez. Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı alınan madencilik faaliyetleri için, ilgili kurum tarafından varsa mali yükümlülükler alınarak en geç bir ay içinde diğer işlemler tamamlanır."
Bunun yanında yasada stratejik ya da kritik olarak sınıflandırılan madenlere yönelik önemli yetkiler tanımlanıyor. “Stratejik ya da kritik” olduğu Millî Savunma, Sanayi ve Ticaret Bakanlıklarının ortak görüşüyle belirleneceği söz konusu madenlerin bulunduğu alanlarda devlet, acele kamulaştırma yoluna gidebilecek.
60’ın üzerinde çevre örgütü ve kuruluşun biraraya geldiği Toprağımızı Vermiyoruz Kampanyası da kanunun doğrudan halkın yaşam alanlarının gaspı anlamına geldiğini vurguluyor:
“Ellerini şimdiden ovuşturan maden ve enerji şirketlerine müştereklerimizi (ortak yaşam alanlarımızı), zeytinliklerimizi, meralarımızı, topraklarımızı, parklarımızı, kıyılarımızı, orman, su varlıklarımızı ve tapulu arazilerimizi ‘gelin alın’ demeyeceğiz. Mülksüzleştirmeye, köksüzleştirmeye, işgale ve üzerinde yaşadığımız topraklardan sürülmeye (tehcire) boyun eğmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Anayasamızın bize verdiği hak ve ödev doğrultusunda meşru direniş hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Yaşamı, yaşam alanlarını koruyacağız.
Bu yasayı çıkarttınız, yürütülmesi için tuza da yatıracaksınız ama bilin ki sizi sahilde, alanda biz karşılayacağız. Seçim bölgelerinizde gittiğiniz köy kahvelerinde biz olacağız, orada hesabını soracağız. Yaptığınız esnaf ziyaretlerinde biz olacağız, orada hesabını soracağız. Sokağa çıktığınız her yerde biz olacağız, halkın karşısına çıkmaya yüzünüz kalmayıncaya dek bu yasa için sizden hesap sormaya devam edeceğiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


