Nostaljiye tutunmak: Geçmiş gerçekten bugün hatırladığımız kadar masum muydu?

Dünyanın suyu kaynıyor. Her gün yeni bir şok ile uyanıyoruz. Şok ekonomisiyle yürütülen bu yeni düzende, teknolojinin baş döndürücü hızla ilerlemesi bizi nefes alamayacak hâle getiriyor; gündem yorgunluğu duyarsızlık yaratıyor. Kısacası birçoğumuz yeni dünyaya adapte olamıyoruz ve kaçış olarak otomatik bir refleksle eskiye sığınıyoruz.
Nostaljinin hiç olmadığı kadar revaçta olduğunu görmemek mümkün değil artık. Filtreler, retro tipografiler, VHS ve “eski günleri” yâd etmeler... Yapay zekada bile "eski"nin estetiğini arar hâle geldik.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
YAZARLAR

Lara Kamhi
İstanbul merkezli bir medya sanatçısı, film yönetmeni, yazar ve küratördür. 2010’dan bu yana işleri Türkiye’de ve uluslararası alanda sergilenmiş; deneysel filmleri çeşitli festivallerde yer almıştır. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde tiyatro, Paris Amerikan Üniversitesi’nde film çalışmaları eğitimi aldıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Film ve Televizyon Bölümü’nden Yüksek Onur derecesiyle mezun olmuş; ardından University College London Slade School of Fine Art’ta Fine Art Media alanında Onur derecesiyle yüksek lisansını tamamlamış ve Julian Sullivan Başarı Ödülü’ne değer görülmüştür. Sanatsal üretiminin yanı sıra yazarlık pratiğini de sürdüren Kamhi, sinema ve medya sanatları üzerine eleştirel metinler kaleme almaktadır. Yıllar içinde farklı mecralarda yayımlanan yazılarında görsel algı, sinematik deneyim ve çağdaş anlatı biçimlerine odaklanır. Disiplinlerarası işbirliklerini ön plana çıkaran bağımsız sanat girişimi Prizma Expanded’ın kurucusu ve küratörüdür. Bu platform aracılığıyla sinema, video ve performans alanlarını bir araya getiren projeler üretmiş; sergiler ve gösterim programları düzenlemiştir. Akademik ve bağımsız alanlarda yürüttüğü çalışmalarıyla Türkiye’de deneysel sinema ve medya sanatları alanında kendine özgü bir konum edinmiştir.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı (COP31), Kasım'da Antalya’da düzenlenecek. 2025’te Avustralya'nın bu zirveyi yapması hâlinde masrafların 2 milyar dolara ulaşabileceği belirtilmişti. Türkiye için böyle bir hesaplama yok, ancak İklim Değişikliği Başkanlığı yıllık 563,3 milyon lira olarak belirlenen ödeneğini ilk altı ayda 10 kat aşarak 5 milyar 590 milyon lira harcadı.

Yürümek yeni keşfedilmiş değil. Daha iyi olmak için öğrenilmeyi ve başarılmayı bekleyen uğraşlardan biri hiç değil. Tam tersine, insanın dünyayla ilişki kurmasının en eski biçimlerinden biri. Şimdi ona yeniden dönmemizin nedeni de bu kadar basit: İnsana özgü ortak bir eylemi ve onun gücünü yeniden hatırlamak.

Bugün özgünlükten söz ederken yalnızca fikirleri konuşmuyoruz, dili de konuşuyoruz. Çünkü dil, fark edilmeden standartlaşan ilk yer. Önce aynı kelimeleri seçiyoruz, sonra aynı benzetmeleri, ardından aynı düşünceleri... En sonunda ise birbirimize benziyoruz. Yapay zeka milyonlarca metnin ortalamasını çıkararak yazdığı için aynı dili üretiyor. Peki ya biz? Biz de uzun zamandır birbirimizin ortalamasını yaşamıyor muyuz?




