Orman yangınları insan kaynaklı çünkü iklim krizinin faili insan

Türkiye, sadece dört yıl aradan sonra yeni bir mega orman yangını serisinin içine girmiş gibi görünüyor. Kamuoyunda tartışma, yangının ilk kıvılcımını kimin çaktığı ve ormanlardaki insan etkinliklerinin etkisi üzerinden yürütülüyor. Ancak insan etkisi, sadece ihmaller ve ormanların parçalanmasıyla ilgili değil. Artan orman yangınları insan kaynaklı, çünkü iklim krizinin faili insan.
Orman yangınları insan kaynaklı çünkü iklim krizinin faili insan

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Türkiye, sadece dört yıl aradan sonra yeni bir mega orman yangını serisinin içine girmiş gibi görünüyor. Şu anda yangınlar, 2021’dekinden daha kısıtlı bir alanı etkilese de bu sefer çok daha erken başladı ve yangın havası koşulları sürerse iş daha da büyüyebilir. Umarım böyle olmaz ve bir an önce bu kabustan uyanırız.

Kamuoyunda konu, çoğu zaman olduğu gibi yine yangının çıkış nedeni (ilk kıvılcım kastedilerek), ormanlardaki insan etkinliklerinin etkisi ve söndürme çalışmaları üzerinden yürütülüyor. Bunlar elbette çok önemli. Ama orman yangınları neden böyle sıklaştı ve kontrol atına alınması güç büyüklüklere ulaşmaya başladı, bunu tartışmaya sıra ne zaman gelecek, henüz belli değil. Elbette bu soruların cevabı iklim kriziyle ilgili. 

Bu yazıda iklim krizinin orman yangınlarının sıklığını ve şiddetini nasıl artırdığından söz edeceğim. Ama önce bu görüşe yönelik hemen yükseleceğini bildiğim bir itirazın olası nedenlerine değinmek istiyorum.

Bahane olarak kullanılıyor diye konuşmayalım mı?

Yıllardır şöyle bir ikilem yaşıyoruz: Bir yandan iklim felaketleri de dediğimiz aşırı hava ve iklim olayları (orman yangınları, sıcak dalgaları, seller vb.) artıyor ve şiddetleniyor. Bir yandan da bu felaketlerle başa çıkma kapasitemiz giderek daha yetersiz kalıyor. Bu yetersizlik iyi yönetilmemekten, liyakat eksikliğinden, yeterince bütçe ayırmamaktan ve bilim insanlarını dinlememekten kaynaklanıyor olabilir. Ama bu yetersizlik aynı zamanda felaketlerin boyutu ülkenin başa çıkma kapasitesini aşmaya başladığı için de daha belirgin hâle gelmiş olabilir. Bence bunların ikisi de doğru. 

Ancak ne zaman böyle bir olay yaşasak ve örneğin bir orman yangınının iklim kriziyle bağlantılı olduğunu söylesek mutlaka bunun yönetim hatalarının üzerini örtme çabası olduğunu söyleyenler çıkıyor. Tabii bu eleştiriyi haklı çıkaracak örnekler hemen akla geliyor. Acil kurtarma çalışmalarının bile geciktiği 2023 depremlerinin hiçbir ülkenin başa çıkmayacağı kadar büyük olduğunu bizzat hükümet yetkilileri açıklamıştı. Pek çok sel olayında da belediye başkanlarının veya ilgili bakanların çıkıp selin hesaba katmadıkları kadar büyük olduğunu söylediklerini ve iklim krizini sorumlu tuttuklarını biliyoruz. 

Elbette kimi yöneticiler kendi hatalarını ve sorumluluklarını örtmek için iklim krizini bir bahane olarak kullanıyor olabilir. İklim krizini ortaya atınca yanlış kentleşmeden dere yataklarını imara açmaya, yeterince söndürme uçağına sahip olmamaktan ormanlarda ve yeşil alanlarda yapılaşmaya kadar pek çok yanlış politikanın sorumluluğundan kurtulacaklarını düşünüyor olabilirler. 

Peki sırf bazı yetkililer ve politikacılar böyle yapıyor diye biz de iklim krizinin etkisini konuşmayı bırakmalı mıyız? Ben bu sorunun hayati öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Yetkililer, hatalarının üzerini örtecek bir bahane olarak kullanmasınlar diye fosil yakıt şirketlerini ve onlarla ilişkide olan çıkar çevrelerini bu krizin sorumluluğundan bağışık kılmayı daha ne kadar sürdüreceğiz?

Orman yangınları iklim krizinin doğrudan sonucudur

İklim krizinin orman yangınlarındaki rolü, artık tartışma konusu olmaktan çıktı. Giderek daha sık ve şiddetli hâle gelen mega yangınlar, bu ilişkinin en dramatik örneği. Mega yangınlar, uzun süren aşırı sıcak ve kurak dönemlerin ardından, geniş alanlara yayılan ve haftalarca süren büyük yangınlar olarak tanımlanıyor. Kaliforniya, Sibirya, Avustralya ve Kanada gibi bölgelerde artık neredeyse her yıl görülüyor. 

Türkiye de bu tabloya dahil olmaya başladı. 2021 yazında 16 gün boyunca süren yangınlarda 150 bin hektar ormanlık alan kül olmuştu. Oysa 2020 yılının tamamında sadece 20 bin hektar yanmıştı. Şimdi aradan sadece dört yıl geçtikten sonra benzer bir durumla karşı karşıyayız. Bu, Türkiye’de de mega yangınlar çağının başladığını gösteriyor. 

Zaten son IPCC raporları (2021) normal iklim koşullarında 50 yılda bir görülecek kadar nadir olan devasa aşırı sıcak dönemlerin şu an ulaştığımız 1,5 derece küresel ısınma koşullarında 5 yılda bir görülecek kadar sıklaşacağını öngörüyordu. Artık iklim krizi, eskiden geleceğe dair olduğunu sandığımız felaket öngörülerinin içinde yaşamaya başlamamıza neden olacak kadar hızlandı.

Orman yangınlarının temel nedeni, iklim krizinin yarattığı aşırı sıcaklar, kuraklık ve düşük nem koşulları. Bitki örtüsü ve toprak kurudukça yanıcı madde miktarı artıyor, bu da yangınları başlatan küçük kıvılcımların bile hızla devasa yangınlara dönüşmesine neden oluyor. İnsan kaynaklı etkiler orman içi müdahaleyi artırarak riski büyütüyor. 

  • Yangınların büyük kısmı kundaklama nedeniyle çıkmıyor, ama yine de insan kaynaklı. Burada “insan” aynı zamanda yanlış imar kararlarını, ormanları turizme ve yerleşime açmayı da kapsıyor. Ormanların içine yapılan oteller, siteler, yollar, elektrik hatları, kıvılcım kaynaklarını doğrudan ormanın içine taşıyor.

İstanbul’un çevresindeki Kuzey Ormanları, Ege ve Akdeniz’deki kıyı şeritleri bu müdahalelerle delik deşik olmuş durumda. Ama insan etkisi sadece ihmaller ve ormanların parçalanması ile ilgili değil. Artan orman yangınları insan kaynaklı, çünkü iklim krizinin faili insan. Fosil yakıtlara dayalı ekonomik sistemin ve yaşam biçiminin faili insan. Aslında ormanlardaki doğal döngünün bir parçası olan yangınlar bu nedenle artık büyük ölçüde doğal olmaktan çıktı.

Aynı anda çıkan yangınların nedeni iklim krizi

Bu gerçeği görmek istemeyenler de aynı anda nasıl bu kadar çok yangın çıkıyor diye soruyor. Oysa aynı anda çok sayıda yangın çıkması tam da iklim krizinin sonucu. Bitki örtüsünün yaygın olarak kuruduğu, sıcaklığın 40 derecenin üstüne çıktığı koşullarda ormanlar, neredeyse tutuşturulmayı bekleyen birer kibrit kutusuna dönüşüyor. 

Üstelik bu durum sürpriz değil. Bilim insanları, sıcak dalgalarının orman yangınlarını tetikleyeceğini yıllardır söylüyor. 2010 Rusya yangınları, 2019-2020 Avustralya yangın sezonu, Kaliforniya’daki rekor yangınlar ve son yıllarda Sibirya’da yaşanan orman felaketleri, hep aynı iklim örüntüsünün sonucu: Kuraklık, aşırı sıcak, düşük nem, kuruyan bitki örtüsü. İlk kıvılcıma neden olan ihmalleri ve yönetim hatalarını önlemek için elbette elimizden geleni yapmak zorundayız. Ama o ilk kıvılcımı yaratan etkenler, yangına elverişli hava koşulları olmadığında büyük yangınlara neden olmuyor. İklim krizi işte bu koşulları şiddetlendiriyor. 

İklim krizinin felaketlerle ilişkisini inceleyen “atıf çalışmaları”, bu olayların insan eliyle yaratılan küresel ısınma olmasaydı yaşanıp yaşanmayacağını araştırıyor. Örneğin 2021’de Kanada’da yaşanan ölümcül sıcak dalgası, bilimsel olarak iklim değişikliği olmadan meydana gelmesinin mümkün olmadığı tespit edilen bir olay. Son on yılda yaşanan büyük Kuzey Amerika yangınlarının ve 2019-2020 Avustralya orman yangınlarının da iklim değişikliği nedeniyle büyüdüğü ve görülme olasılığının artmış olduğu atıf çalışmalarıyla kanıtlanmış durumda. Aynı şekilde, Türkiye’deki yangınlar da artan kuraklıkla aşırı sıcakların birleştiği bu yeni iklim koşullarının bir ürünü.

İklim kriziyle mücadele etmeden orman yangınları önlenemez

Dolayısıyla iklim kriziyle mücadele etmeden, sera gazı emisyonlarını azaltmadan, fosil yakıtları terk etmeden, aşırı sıcakları ve orman yangınlarını artıran hava koşullarını önleyemezsiniz. Ekonomi politikalarını değiştirmeden, emisyon kaynağı olan enerji üretiminden ve sanayilerden vazgeçmeden, sera gazı yaymayan alternatiflere yönelmeden ormanları kurtaramazsınız.

Uyum politikaları da hayati öneme sahip. Akdeniz havzası, iklim değişikliğine karşı dünyanın en hassas bölgelerinden biri. Türkiye’nin resmî belgelerinde de bu açıkça ifade ediliyor. İklim koşullarındaki değişmeyle orman yangınlarındaki artışın başa çıkma kapasitesini aşmaya başlaması da artık belirgin bir örüntü hâline geliyor. 

Bu yüzden iklim değişikliğine karşı dirençliliği artıracak önlemlerin kamu politikası hâline gelmesi gerekiyor. Daha iyi orman yönetimi, orman alanlarına yönelik insan müdahalesini azaltmak, ormanları rant projelerine, madencilik ve enerji yatırımlarına kapatmak ve tabii ihmalleri ve ilk kıvılcım kaynaklarını önlerken orman yangınlarını söndürme kapasitesini de güçlendirmek gerekiyor. 

Bunun için insan yetiştirmek ve daha fazla bütçe ayırmak gerekiyor. Ama bu tartışmayı yapabilmek için iklim krizinin etkisini konuşmaktan kaçınmamız gerekmiyor. Tam tersine, artık bu önlemleri daha fazla ertelememek zorunda olmamızın nedeni iklim krizi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ümit Şahin

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR