Radyoevi "evi" olanlar


Bankacılık işlemleri Q-Finansal Zeka ile daha kolay
Pandemi tekstilden mobilyaya, gıdadan ev ürünlerine başta perakende olmak üzere birçok sektörün dijitalleşme süreçlerini hızlandırdı. Bazı araştırmalar, pandemi döneminde markaların dijital yatırımlarının ortalama üç kat büyüdüğünü…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Kültürel hafızamız, bizi çeşitli yapılara göre hizalanmaya yöneltiyor. Bunun en öne çıkanlarından biri olarak, 1950’lerden itibaren gazetelerin arşivine bakınca özellikle Taksim-Harbiye civarındaki bir mekânın kendisini Radyoevi’ne göre tarif ettiği görülüyor. Biçki dikiş kursundan araç satışına, Latin-Katolik kilisesinin ayin duyurusundan bina satışına kadar birçok ilanda “Radyoevi’nin yanı, karşısı, arka kapısının ötesi” gibi ibareler yer alıyor.
Bu haftanın hikâyesinde de Radyoevi’nin kendisinden bahsedeceğim. Çünkü, bu hafta itibarıyla boşaltılma kararı çıkan yapının, geçmiş yıllarda da benzer senaryolarla karşılaşması sadece üzücü değil, şehrin sakinlerine “yapının peşinin bırakılmadığını hissettirdiği için” yıpratıcı da. Ama bu bahsin tek sebebi bu da değil: Bu kurumdan emekli olan ve haftanın üç günü Bursa-Radyoevi arası mekik dokuyan Türk Sanat Müziği şefi dedeme karşı borcum aynı zamanda. Ondan, şehre özel hazırlanan Aposto! İstanbul okurlarını haberdar etmek istiyorum.
Neler oluyor? Bu hafta gazetelerde yer alan haberlere göre, Radyoevi binası depreme dayanıklı olmadığı için boşaltılıyor. Fakat bunun doğru olmadığı ve binanın Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na devredileceği iddia ediliyor. Çarşamba günü, nirengi noktası misali belirtici görevi gören binanın önünde mahalleli ve ses sanatçılarının katıldığı bir protesto vardı. Yapılan açıklamada, binanın depreme karşı ne kadar hasarlı olduğu, bu raporun ne zaman alındığı, yapı tadilatının ne kadar sürede tamamlanacağı, bu esnada taşınılması planlanan binanın ne kadar süreyle tutulduğu gibi ayrıntıların cevapsız kaldığının altı çizildi.
Neler olmuştu? Deprem kuşağında yer alan ve tarihinde yıkıcı anıları bulunan bir şehrin, sadece depreme dayanıklı olmadığı için bir binasının boşaltılması protesto edilmez. Bu konuda tarih yol göstericidir ki Radyoevi’nin 1945’te, yani yapımı için yarışma açıldığı sırada otel yapılacağı iddia edilerek 2005 yılında otel olmasına yönelik çalışmaların başlatıldığını hatırlayanlar olacaktır. Ardından 2012’de de Birleşmiş Milletler’e satılması söz konusu olan yapının toplumsal belleğe vereceği zararın altı çizilmiş ve protestolar devam etmişti.
Tarihine dair: “Alo, alo, Muhterem samiin, burası İstanbul telsiz telefonu. 1200 metre, 2500 kilosaykıl… Bugünkü tecrübe neşriyatımıza başlıyoruz.” Gazeteci ve radyocu Eşref Şefik’in sesinden Türkiye’deki ilk radyo anonsu böyleydi. Sirkeci’deki Büyük Postane’nin bodrum katından yapılan ilk yayın, teknik yetersizliklerden ötürü farklı mekânlarda devam etti. Fakat radyoevi binasının eksikliği kesinleşince 1945’te verilen bir ilanla tasarımı için yarışma yapıldı. Yarışmayı, Çanakkale Şehitler Anıtı’nı da tasarlayan Doğan Erginbaş ile Ömer Güney ve İsmail Utkular'ın ortak projesi kazandı. Binanın inşası 1949’a kadar devam etti, 19 Kasım’da İstiklâl Marşı ve ardından İsmet İnönü’nün Ankara’da kaydedilen konuşmasıyla açıldı. Açılışından itibaren akademi görevi gören düsturu sayesinde, bugün bildiğimiz birçok ses sanatçısıyla bizleri tanıştırırken radyo tiyatrosuna da alan açtı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şehirde tarımın son kalesi kent bostanları, %2,2'lik nefes alanları, şehrin kirli suları.
27 Ara 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




